Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Eylül '13

 
Kategori
Gezi - Tatil
Okunma Sayısı
212
 

Erdek Yazıları: Blue Moon ve Pezos, Zeytin, Köpük ve diğerleri (V)

Erdek Yazıları:  Blue Moon ve Pezos, Zeytin, Köpük ve diğerleri (V)
 

internet


 Dikkat ederseniz hep, Blue Moon’un hayvanlarını yazdım… İnsanlar bildiğiniz gibi : Hayvanları eğitmekle meşgul… Hayvanların hiç niyeti yok. Biri hariç.

Artık öğle vakti ; sevgili eşim beni özlemiştir; nasıl olsa sevgili kuru fasulyemizi de yapmıştır. Onu taa Gönen’in dağ köylerinden birinden getirtiyor. Suyu iyidir diye. Ona göre fasulyenin lezzetli olması için yetiştiği toprağın iyi olması gerekir. Benim de bu konuda imanım tamam da; içine konulacak kuzu etinin tadı da önemli. Mutlaka kekik yemiş cinsinden olmalı. Siz de amma da müşkülpesentsin be hoca, ne bulduysan onu ye, desene… Yok illa ki yanında Pirinç pilavı olacak, o da  domatesli cinsinden…

Öff  bee… Kuru fasulyeyi düşünerekten, ağzımı şapırtada şapırdata Gazinodan çıkıp, Flamingo yolu boyunca, kıyıdan kıyıdan yürümeye başlarım. Hah .. tam bu noktada Köpük’le sahibine rastlamam mukadderdir. (aman ne kadar eski bir sözcük, hoca size yakışmadı!) diyebilirsiniz. Biraz değiştirelim. Onlara rastlamam kaderde vardır. Çünkü Köpük’le sahibi tam o saatlerde deniz antrenmanlarına başlamışlardır.

Köpüğü nasıl anlatsam? Goldenretriever cinsi, sarışın, sevimli mi sevimli, akıllı (mavi gözlü! Yok daha neler!) Görseniz, aşık olabileceğiniz güzel bir köpek… Sahibi onu eğitmek ve daha yararlı hale getirmek adına elinden geleni yapıyor. Fakat tüm köpek eğitmek tekniklerini bildiği de söylenemez… Önce kumda bazı çalışmalar yapıyorlar :Yat, otur, kalk; benimle birlikte yürü. Dur! Bu hareketleri çok rahatlıkla yapıyor… Daha başka neler yaptığını pek bilemiyorum. Ondan sonra deniz çalışmalarına sıra geliyor.

Köpük denize bayılıyor…

Sahibinin elinde genellikle iki  küçük plastik  şişe oluyor. Şişeleri görünce Köpük denize gireceğini anlıyor. Deniz kıyısındaki yerini alıyor. Gözleri sahibinde ve şişelerde. Hemen atlamaya hazır. Adam şişeyi atıyor. Köpek davranıyor; adam “Dur!” diyor… “Ben dörde kadar sayınca gidip getireceksin… Anladın mı?”  Hayvan anlamış gibi bakıyor ve bekliyor. Adam yavaş yavaş saymaya başlıyor : 1, 2, 3, 4… Dört der demez, Köpük kendisini hiç tereddütsüz denize atıyor ;  yüze yüze şişenin yanına gidiyor. Şişeyi ağzına alıp getiriyor. Şimdi adamın elinde iki şişe var. Şişenin birini atıyor. Köpükte bir hamle, sahibi “Dur…diyor daha dörde kadar saymadım…” Bekliyor. Sonra, ikinci şişe çok daha uzaklara fırlatılıyor. Köpük bekliyor. Sonra, adam … dört deyince, köpük suya atlayıp, önce uzaktaki şişeyi getiriyor; sonra dönüp yakındaki ikinci şişeyi… Hiç yorulmuş gibi görünmüyor. Belli ki denizde yüzmeye bayılıyor.

Sonra sahibi ile Köpük birlikte denize giriyorlar. Epey de açılıyorlar. Ondan sonra, sahibi , “Oh bittim, öldüm, Köpük taşı beni …” diyor ve köpüğün kuyruğuna asılıyor. Köpek bütün gücüyle sahibini çekip, sahile getiriyor. Biraz acıyorum köpeğe, “Niye böyle yapıyorsunuz?” diye sahibine soruyorum. Denizde insan kurtarma eğitiminin bir parçasıymış. Aslında bu amaç için eğitmek istiyormuş. Doğru. Her yıl buralarda yüzme bilmeyen bir iki kişi, sularda kaybolup gidiyor. Zavallı insanlarımız!

Daha sonra onları denizle ve çalışmalarıyla yalnız bırakarak.. Sahil boyunca yürümeye başlıyorum. Hava çok güzel, ama demek Eylül geldi.

Ve yol boyunca, sarışına dönen yapraklar arasında yürüyorum. Dudaklarımda (Eylül) adlı eski bir şiirim.

“Eylül ayı yağmurların ayıdır
Bir de mazlum ölümlerin
Hiç beklemediğiniz anda gelir
Sizi sol böğrünüzden vurur
Kim aşıktır kim değil,aldırmaz.

Eylül doğurgan bir aydır
İnce hüzünler doğurur
Karpuz ve kavun çekirdeklerinden
Sinemaların tenha salonlarında
Bir kızla bir erkeğin
Avuçlarına sığınır.

Eylül garip bir aydır
Ummadığınız yerde bulursunuz
Yalnız ve kırılgandır
Nereden tuttuysanız orada biter

Yaz eski bir rüyadır.
Eylül belki de Aysel’in yüzünde
O eski melal,
Yada somurtuk oturuşu Yazgı’nın
Eylül belki de iki ucu
Keskin bir ok
Kendini vursan da olur, vurmasan da.

EYLÜL GELİP GEÇER
YÜREKLERDE ARTIK İNCİTMEYEN
BİR GÜL YARASIYLA.”

Ve artık Eylül’ün ortasına doğru yürüyorum. İşte günler Erdek’te böyle gelip geçti. Artık yaman sonbahar geldi. Belli ki önümüz kıştır. İnşallah  Pezos’u, Zeytin’i, Kon,Tiki’yi ve Köpük’ü gelecek yıl yine görürüz. Kim bilir?


 

Akın Yazıcı, Hüseyin Başdoğan bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Sayın Erdal Hocam, beş bölümlük yaz anılarının hepsini okudum. Ne kadar eğlenceli bir dille ve ustalıkla anlatmışsınız. Kimse alınıp gücenmesin ama Orhan Pamuk'un anlatımına tercih ederim. Hayvanları okurken onları hayal edebildim ve hepsine ayrı ayrı sevgi duydum. Özellikle de Zeytin'inizi çok ilginç buldum. Saygılar.

Sema Bekmez 
 06.12.2013 14:22
Cevap :
Teşekkür ederim Sema Hanım. Bir de "Kedi" yazıp bir tarama yapın. Orada çok daha başka kediler bulacaksınız. Herhalde bir 10-15 kedi macerası vardır bende (daha yazılacak olanlardan başka..) Saygılar, selamlar efendim.  06.12.2013 16:53
 

Kıymetli Öğretmenimiz Sayın Erdal CEYHAN: Hocam artık yazlıktan döneceksiniz.Pezos, köpük, Zeytin ve diğerleri için üzülüyorum. Onlar sizi çok arar.Bütün dileğim sizin sağlığınız, mutluluğunuz ve tekrar yazlığa dönüp onların sevinmesi. Yüreğinizde Yaradanın yarattığı tüm canlar için sevgi taşıyorsunuz.Saygılar sunuyorum.Sağlık ve mutluluk diliyorum.

Mehmet Burakgazi 
 29.09.2013 23:18
Cevap :
Sağolasın Burakgazi. "Sevgi" ,evet.. Yaradılanı sev, yaratandan ötürü.. Nasıl sevmezsin? Ama doğrusu sevmediklerim de var... Hadi Onlar da kendi yoluna. Ama bana göre yanlış yoldur başka. Doğru, göç kurma zamanı geldi. Biz de o leylekler gibiyiz (Hanımın sayesinde..!) Bana kalsa, kargalar gibi bir yerde eyleşir, sağa sola gitmem. Ama, o uçma zamanını bilir. Ne yaparsın. Uçalım bakalım. Görüşürüz...  30.09.2013 1:56
 

Değerli hocam, kalbiniz ve belleğiniz daima sağlık ve dirilik içerisinde kalsın. Yine doğanın hışırtısını ve ışıltısını içimize yansıttınız. 20 Eylül doğum tarihimdi. Fazla duygusal oluşumu Başak burcunun özelliğine bağlar, dostlarım. Mehmet Rauf'un " Eylül" adlı kitabı da biliyorsunuz ki, bizde romantizmin ilk örneklerinden dir. Kitabın kapağında şöyle bir pasajı anımsarım. "Avrupa'yı romantizm kasıp kavururken, bizde de meltem rüzgarlarını hissettik". Milletlerin romantizmi ne denli güçlü olursa olsun, benim dilimde ve şuurumdaki romantizm, beni öylesine etkiler, öylesine bağlar ki, aşkın kavuran ateşi gibi. En içten saygı, sevgi ve selamlarımla. Refik BAŞDERE

Refik Başdere 
 29.09.2013 13:55
Cevap :
Hay Allah , Doğum gününüzü kutlamayı her halde unuttum. Nice yıllara Aziz Kardeşim. Evet artık ucundan bucağından Hazan göründü ve belki de "Şiir" mevsimi başladı. Duygusuz insan neye yarar ki. Akıllı olacaksın ve duygulu... Biz de doğal olarak doğanın değişimlerinden etkileniyoruz ve çevremizi yazıyoruz... Güzel sözleriniz için bin teşekkürler. Mutluluklar dilerim . Sevgi ve saygılarımla birlikte.   29.09.2013 17:24
 

Sayın Hocam! Erdek anıları bitmek üzere herhalde. Görseldeki kedi ve köpeğin dostluğu fevkalade.Selamlar, saygılar.NAHİDE ÇELEBİ

NAHİDE ÇELEBİ 
 29.09.2013 10:36
Cevap :
Bana göre onların her ikisi de köpektirler... Ama siz daha iyi bilirsiniz! Saygılar selamlar efendim.  29.09.2013 13:46
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 2725
Toplam yorum
: 9885
Toplam mesaj
: 234
Ort. okunma sayısı
: 582
Kayıt tarihi
: 24.10.10
 
 

Mesleğim eğitimcilik… Şimdi artık emekli bir vatandaşım… biraz şairlik, biraz hayalcilik, biraz s..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster