Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Temmuz '13

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
373
 

Erdoğan'ın örtülü Sevr sınavı

Erdoğan'ın örtülü Sevr sınavı
 

Osmanlı Devleti'nin Sevr Antlaşmasına göre paylaşılması (10.08.1920)


Türkiye’nin maddi ve manevi kayıpları ile dolu otuz yıllık terörle mücadelesi sona erdi mi ermedi mi belli değil. Çünkü adı belli terör örgütü ile onun siyasi uzantıları ve K. Suriye’deki PYD kolu hiç boş durmuyor. ABD gölgesinde 2005’te yazılan Yeni Irak Anayasası ile M. Barzani başkanlığında K. Irak'ta bir 'K. Irak Bölgesel Kürt Yönetimi' adı ile bölgede içişlerinde bağımsız ancak dışişlerinde Bağdat'a bağımlı özerk bir Kürt Devleti kurulmasına yol açılmıştır. 

2010’da M. Barzani’nin yörede kendisine bağlı bir Federe Kürt Devleti kurulmasına yönelik nice çabalarına ek olarak Çarşamba günü Erbil’de toplanan Kürt Parlamentosunun şimdilik belli olmayan kararları da Türkiye için yeni yeni çıbanbaşlarının doğmasına yol açabilecek içerikte olsa gerek. Bu yüzden son on günden bu yana Ankara’daki siyasi hareketlilik de ayrı bir öneme sahiptir.

Başbakan Erdoğan’ın Çözüm Süreci düğümü nasıl çözülecek?

Yıllardır İmralı-Ankara-Oslo-Kandil gizli görüşmeleri ile gelinen sözüm ona 'ateşkes' kendinden menkul 'etnik ayrılıkçı' Teröristler ile onların uzantısı kimi siyasetçileri ve bağlıları durumundaki yazarları çok sevindirdi. Özellikle Akil Adamlar Heyeti’nin PKK-KCK-BDP özlemlerini de kapsayan raporundan sonra, halk deyişi ile ‘çiçekleri yarıldı’ ya da ‘başları göğe erdi’ denilse yeridir.

Bu konuda bir türlü 'savaş-barış' denklemine yanaşmayan Başbakan Erdoğan'ın 'Çözüm Süreci' dayatması kolay kolay aşılacak gibi değil. Başbakan Erdoğan 'çetin ceviz' olduğu kadar 'pazarlık' yapmayı da seven bir kişi olduğunu biliyoruz.

Bu yüzden İsrail ile ABD dâhil Batı destekli söz konusu 'etnik ayrılıkçı' kesim kendilerine bağışlanabilecek olası bir muhtariyet (özerklik) ve peşinden ilan edebilecekleri Kuzey Kurdıtan (Kürdistan demektir Kurmanç lehçesinde) için gün saymaya başladılar bile. AKP’nin uygulamaya koyduğu nice açılım çabaları sonunda gelinen bu aşamada ulaşılan ‘çözüm’ yerine PKK-KCK-BDP ile Erbil’deki Kürt Parlamentosunun kararları örtüşemez ise terörle mücadele ya da kimilerinin çok sevdiği arkadan adam vurma içerikli kirli ve kanlı ‘savaş’ yeniden başlar mı dersiniz?

Osmanlı’nın idam fermanlarından Sevr yeniden dayatılmıyor mu?

Geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi geçtiğimiz aylarda da görüldüğü gibi özellikle AKP İktidarına karşı 'aba altından sopa göstermek' yollu sözler de yoğunlaşmaya başladı. Bu bağlamda geçtiğimiz yıllarda Osmanlı’nın çöküş yıllarındaki Muhtar (özerk) Kürdistan çözünü için ilk yeşil ışık yakan İngiltere'ye '100 yıllık sözünü tutmalısın' diyen terör örgütü destekli kafalar bugün de Başbakan Erdoğan'a 'Sözünü tut. Adım At' içerikli baskılar yapmaya başladılar.

Osmanlı Devletimiz'in Alman Ordularının Avrupa cephelerindeki yenilgilerine bağlı olarak yenilmiş kabul edilerek 30 Ekim 1918 günü onaylanan Mondros Ateşkes Antlaşması ile işgal edilmeye başlandığını hepimiz okuduk. İşte o bunalımlı yıllarında 10 Ağustos 1920’de Paris yakınlarındaki Sevr adlı küçük kentte Sevr Osmanlı Devletini temsil eden heyetteki Rıza Tevfik, Damat Ferid Paşa, Bağdatlı Mehmed Hadi Paşa ve Reşid Halis’in imzalarını taşıyan Sevr Antlaşması ölü doğmuş bir anlaşma olsa da tartışmaları günümüze kadar etkilerini sürdürmektedir diyebiliriz.

Bilindiği gibi, ‘antlaşma imzalandığı tarihte Meclis-i Mebusan kapalı (Mart 1920'de faaliyeti sonlandı ve Nisan 1920'de kapatıldı) olduğundan antlaşma mecliste görüşülemedi ve padişahın önüne gelmediği’(alıntıdır) için uygulamaya konulamamıştır. Batılı egemen güçlerin başta İstanbul olmak üzere bütün Osmanlı topraklarını işgal etmiş olmaları onları Saltanat ve Hilâfet bağlamında yeni çözümlere doğru yönlendirmiş ve özellikle Ankara’da kurulmakta olan yeni bir Türk devletini de ortadan kaldırmak gibi yeni çabalara sürüklemiştir.

Söz konusu Sevr Antlaşmasının 62, 63 ve 64. Maddeleri uyarınca özetle, ‘İngiliz, Fransız ve İtalyan temsilcilerinden oluşan bir komisyon Fırat'ın doğusundaki Kürt vilayetlerinde bir yerel yönetim düzeni kuracak; bir yıl sonra Kürtler dilerse Milletler Cemiyeti'ne bağımsızlık için başvurabilecek’ açıklaması bugüne etki eden içerikler taşımaktadır. Bu bağlamda adı belli uluslararası terör örgütü ile onun desteğindeki siyasi eğilimlerce bugün bile orada çizilen sınırılar ve ilkeler değişik yaklaşımlar ve özellikle silahlı ve bombalı terör eylemleri yoğunlaştırılarak dayatılmak istenmektedir bence.

Başbakan Erdoğan’ın kazanma hırsı göz ardı edilebilir mi?

İşte AKP İktidarına 15 Ekim 2013 Salı gününe yani Kurban Bayramının birinci gününe kadar süre tanınmış olmasının gerisindeki uluslararası dayanaklı ‘aba altından sopa gösterilmesi’ bu bulunuyor. Eğer sorun ‘gerektiği gibi’ çözülemez ise, yakında Türkiye çapında nice gövde gösterilerine başlanabileceği de gözden ırak tutulmamalı. Burada ‘gerektiği gibi’ derken ya Terör Örgütünün isteklerine boyun eğilecek ya da Başbakan Erdoğan, terör destekli ayrılıkçı kesimlerin ‘otuz yıllık savaş’ sonrasında kurulması gereken Barış Masasına oturacaktır. Bu gelişmeler karşısında ’orta yol’ olarak hangi seçeneklerin uygulanabileceğini de yine Başbakan Erdoğan’ın ‘kazanma hırsı’ tayin edecektir.

Sözde bir ateşkes anlaşmasının yürürlükte olduğu son aylarda Terör Örgütünün dağ ve kent yapılanmasından en çok %20 kadarının K. Irak ya da K. Suriye'ye geçtiği biliniyor. Bazı yorumculara göre bu ateşkes özellikle Terör Örgütünün işine yaramıştır. Böylece elini kolunu sallaya sallaya sınırları aşarak Terör Komuta Merkezinin eğitim alanlarına ulaşan terör örgütü üyeleri ile sayıları üç bine yaklaştığını sandığım yeni katılımcılar örgütün gücüne güç katmıştır denilebilir.

Terör Örgütü, ‘Sabrımızın bir sınırı vardır’

Sözde ayarlanan Barış Süreci içerisinde baskınlar, adam kaçırmalar, tren devirmeler ve 15 Ekim 2013'ün son gün olarak ilan edilmesi işin hiç de şakaya gelir bir yanının kalmadığını da göstermiyor mu?

Bu konuda Terör Komuta Merkezi Kandil'den yapılan açıklamaya göre, 'Şimdiye kadar olan çekilmelere sayısal bazda bakmıyoruz. Bir karar aldık ve bunu yerine getirdik. Son grup, birkaç gün önce 56 gün yürüdükten sonra Dersim’den geldi' deniliyor.

İşte aradan geçen süre içerisinde gerekli adımların atılmamasından dolayı AKP İktidarı şimdilik yumuşak yollu da olsa eleştirilerek, 'AKP ikinci aşamaya basit yaklaşmakta, açılımı geri çekip süreci kendi kontrolüne geçirmeye çalışmakta' öngörüsü ile oyuna getirilmek istendiğinin de altı çizilmektedir.

Kandil'den dün yapılan bir açıklamada 'Sabrımızın bir sınırı var ve az zaman kaldı. Biz üzerinde mutabık kalınan her adımı attık. Ancak sürecin sonu gelmezse, bu bizden kaynaklanmayacak. Liderimiz (Apo), Ankara 15 Ekim’e kadar adım atmazsa ateşkesin bozulacağını söyledi' sözleri bakalım AKP İktidarındaki muhataplarını bulabilecek mi?

Yol ayrımındaki AKP için terör örgütünün aşağıdaki üç şartı uygulanabilir mi?

Söz konusu o güne kadar Kandil Komuta Merkezi'nin aşağıda öne sürdüğü üç şart yerine getirilmez ise(ymiş) 'sabırlarının sınırı' taşacakmış. Sanal ortamdaki yayınlardan öğrendiğime göre İmralı-BDP ve Kandil uzlaşmalı olduğu çok açık o istekler şunlardır:

'1- Apo’nun özgürlüğü için adım atılsın
2- İmralı’daki mutabakata uyulsun
3- Karakol yapımı durdurulsun.'(Alıntıdır)

Bu şatlar yerine getirilmez ise olası Barış Masası nasıl kurulabilir değil mi? Çünkü ön koşulsuz ne ateşkes anlaşması ve eğer terörle mücadele yerine topyekûn bir 'savaş' var ise ne de 'barış' olur. Gerçekten de 15 Ekim 2013 Salı gününe topu topu seksen iki (82) gün gibi 'az zaman kaldı' diyemez miyiz?

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Merhaba...Bu düşüncemi bloğunuza bir yorum olarak kabul etmeyin...Belki bir katkı olabilir.Bloğunuzun başındaki harita var ya; o harita Lozan'da baştan başa yırtıldı ve tarihin çöp sepetine atıldı...Orta ya da uzun vadede o haritanın yerini, Lozan'a giderken Lozan barış heyetinin eline verilen ve ısrarla bunların kazanılmasını söyleyen ve sınırlarını bizzat M.Kemal Atatürk'ün çizdiği Misak-ı Milli hudutları dahil edilmiş bir harita alacaktır...Lozan'da elde edilen sınırlar, eksik sınırlardır. Batı Trakya, adalar, Kuzey Suriye'nin bir kısmı, Kuzey Irak(eski Musul Vilayeti) hudutlarımız dışında kalmış ve Boğazların kontrolü tam sağlanamamıştı. Daha sonraki dönemde, Hatay bu sınırlar içine katılmış(1939) ve Montreux Boğazlar Sözleşmesi(1936) ile de boğazların tam kontrolü sağlanmıştır...Gerisi gelecektir. Lozan'da eksik kalan yerler de sınırlarımız içine katılacaktır. Biz göremesek bile, çocuklarımız ya da torunlarımız buna tanık olacaktır...Selamlar.

cdenizkent 
 27.07.2013 14:40
Cevap :
Sayın Denizkent siz iyi bir araştırmacısınız. Bu yüzden her cümleniz benim için olduğu kadar kırık dökük bu tür yorumlama denemelerim için de önemli katkılar içermektedir. Ancak her söze 'amin' demek gibi bir alışkanlığımızdan dolayı bazı dileklerinize 'amin' diyemesem de 'bekleyip görelim' demek gibi bir seçenekten yanayım. Çünkü görüldüğü gibi BOP da savaş-barış karşıtlığı içerisindeki çelişkilerin yarattığı şaşkınlık 15 Ekim 2013 günü 'Kalınan yerden, yeniden ateş!' sözü ile devam edecek olur ise umarım görebileceğimiz acı ya da tatlı 'o günler' çok uuzaklarda değildir. Bence Erdoğan bu sorunu hiç de M. Barzani ile onun gizli destekçisi gibi anladığım İsrail'in istediği biçimde çözmeye yanaşmayacaktır. O günlerde hangi fincancı katırları yüklerini hangi hana yıkacaklar göreceğiz inşallah. Sabırla bekleyelim efendim.  27.07.2013 17:15
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 570
Toplam yorum
: 661
Toplam mesaj
: 131
Ort. okunma sayısı
: 999
Kayıt tarihi
: 14.09.08
 
 

1974'te H.Ü. Sosyoloji ve İdare Bölümü'nü yüksek lisans tezi ile bitirdim. 1976 yılında yapımcı y..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster