Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

30 Kasım '11

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
263
 

Erdoğan's way...

Erdoğan's way...
 

Erdoğan'ın yolu


Gün olur alır başımı gideriiiim

Denizden yeni çıkmış ağların kokusunda

……………………………………………………………

Gün olur başıma kadar güneş, gün olur başıma kadar mavi

Gün olur deli gibi

Orhan Veli, günüm günüme uymaz benim diyor, değişiveririm birden. Öyle bir değişmek ki, kendim de anlamam neden nasıl olduğunu…

Eee insan bu, Her akşam ölür aslında, sabah doğan başkası

Sadece insan mı değişen…!

Toplumlar da aynı, onlar da canlı çünkü…Dönemsel esintilerle savrulur ordan oraya. Dedeler kurar torunlar bir esintiye kapılır ve yıkar.

Çarlık Rusya’sında bir yerlerden gelen bir esinti ile şimdi yaşamda olan Rus’ların dedeleri, devrim önderlerinin doğru zamanlaması ile bir Bolşevik devrimine imza atmadı mı!

Sonra onların torunları yine bir yerlerden gelen bir esintiyle, dedelerinin kanla kurduğu ve henüz oturtamadığı sosyalizmi , daha doğrusu para-sosyalist sistemi alaşağı edip paranın her şey olduğu kapitalizme boyun eğmediler mi! Şimdi ne halt ettik biz  yahu demiyorlar mı!

Yugoslavya’da, Bulgaristan’da dedeler kurdu, torunlar yıkmadı mı? Sözde Arap baharı uğruna Tarir’i dolduran emperyalizmin uşakları bugün alaşağı ettikleri Mübareği arar duruma gelmediler mi? Yeni yönetimi devirmek için, yine TAHRİR’i doldurmuyorlar mı?

Grift bir toplum yapısına sahip LİBYA’da, 42 yıl boyunca içsavaşsız bir dönem yaşatan ve ülke kaynaklarını sömürgeci emperyalistlerden başarıyla koruyan eşsiz lider, gözüpek yurtsever Kaddafi böyle bir rüzgarın tesirine kapılan üç beş çapulcunun elinde linç edilerek öldürülmedi mi? Bu gün onu alaşağı eden LİBYA’LI gerçek yurtseverler ne halt ettik biz yahu, nerden geldi bu rüzgar demiyor mu?

Yarın yine her yere, bu çapulcuların çocukları tarafından yine heykelleri dikilmeyecek mi sanıyorsunuz!

Osmanlı’da sorgulanamaz olanlar, 1925’lere gelince savunulamaz olmadılar mı…!

1935’ler Türkiye’sindeki Atatürk, 1940’larda neye dönüştü…!

Menderes’e gelindiğinde, Atatürk artık papucu dama atılmış tarihsel veya nostaljik bir figür olmaktan öte ne anlam taşıyordu devlet için, yada devlete hakim güçler için…Yani babaların kurduğu Cumhuriyet ve onun mümtaz ATA’sı, çocukların devrinde yalnız yasalarla korunmaya çalışılan bir noktaya gelmedi mi? Babaların PİR’i çocukların kiri olmadı mı?

O Menderes değil miydi siz isterseniz hilafeti bile geri getirirsiniz diyen… Babası Atatürk’e sonsuz saygı duyarken.

Ne oldu sonra!  Cumhuriyet devrimlerine çektiği el ense döndü dolaştı sabaha karşı boynuna geçirilen yağlı bir urganın ucunda son nefes olarak cevap buldu. Hoş öyle olmasaydı, yani çektiği el ensede başarılı olsaydı, yağlı urganın ucunda Atatürk ve onun devrimleri olmayacak mıydı…!

Son haftaların sıcak konusu Dersim’i de bu perspektifte değerlendirecek olursak;

Yeni yeni kurulmaya çalışılan devlet’te, yüzyılların alışkanlıklarına medeniyet neşteri  vurulmaya çalışılan bir dönemde, mevcut kaotik durumdan kendi feodal düzenlerini muhafaza etmeye dönük bir başkaldırı, bir otorite tanımazlık, bir biz sizin devrimlerinizin dışında ayrı bir unsuruz mealindeki el ensesi, veya yine bir güreş tabiriyle salvosu Seyit Rıza ve onun arkadaşlarının sonu olmadı mı. Yalnız bu el enseyi çeken Seyit Rıza’nın mı? Hayır. Aynı zamanda çoluk çocuk demeden KATLEDİLEN, binlerce insanın..Eğer bu açıdan bakılırsa, isyanı bastırırken kantarın topuzunu çok fazla kaçıran devlet kadar, Seyit Rıza da suçlu değilmidir bu katliamda…yada sorumlu.

Haa Seyit Rıza Cumhuriyet’e çektiği bu el ensede başarılı olsaydı ne olacaktı…? Ne olacağı açık. Türkiye Cumhuriyeti bir devlet, ve Dersim sancağı 170 yıldır hükümetin içine giremediği devlet içinde devlet…Keşke (isyan demek belki aşırılık olabilir ama) otorite tanımazlığın sembol isimleri hedef alınıp yalnız onlar bertaraf edilebilseydi.

Bugün PKK-KCK da devlete el ense çekmiyor mu..! Devlet ne yapacaktı, kendisine elense çekenlere karşı ne yapacaktı..! Ya onlara meydanı bırakacak ya da tuşa dönük mücadele. Bunu söylerken bu gün devletin izlediği siyasetin tamamen arkasında olduğumu da söylemiş olmayayım. Bölge halkının isyancılara verdiği desteğin zayıflatılması konusunda hiçbir şey yapılmıyor, hatta içten içe terör örgütüne militan kazandırma konusunda devlet şuursuz bir yol izlemektedir. İşte taş atan çocuklara muamele, işte yalnız öldürmeye dönük predatör alımı, işte seçilmiş belediye başkanlarının tutuklanması, işte kurdukları tüm partilerin kapatılması, işte onların meclisteki seslerinin boğulmasına yönelik faaliyetler . İşte daha düne kadar dillerini ve kültürlerini tanımamazlık yani baskıcı asimilasyon. Oysa ince bir siyaset mühendisliğiyle, incitmeden, kırmadan, çaktırmadan, bezdirmeden, kızdırmadan uygulanacak bir asimilasyonun sonuç vermemesi mümkün değildi. Yani daha doğrusu devlete bağlılığı temin edecek, entegrasyonu sağlayacak ince bir siyaset. Zamanlaması doğru olan hiçbir hareket başarısız olamaz. O halde PKK ‘nın bu el ense zamanlaması doğrumuymuş bekleyip göreceğiz. Ve zafer onların olursa adım gibi eminim ki bu neslin torunları, tekrar TÜRKİYE Cumhuriyetine entegre olmak adına çıkacaklardır dağlara. Yani bir nesil ayırmak, öteki nesil birleştirmek için dağlara….

Gelelim ERDOĞAN’S WAY’a..

Time’nin kapağı bu. Dün Atatürk’ü kapak yapan yöneticiler üçüncü Türk olarak ERDOĞAN’I kapağına taşıdılar. Artık ERDOĞAN’ın yeni bir yolunun olduğunu onlar da görüyor… Nedir bu yol?

Herhalde Atatürk’ün yolu değil!

Şimdi, belki açıkça olmasa da şuurlu gözlerin rahatlıkla görebileceği netlikte Atatürk’e ve onun devrimlerine bir el ense çekilmektedir.

İşte TSK’nın pasifize edilmesi, paşaların kodese tıkılması..

İşte YÖK’ün uygulamaları..

İşte yurtta barış dünyada barış diyen Atatürk’ün aksine son zamanlarda Suriye’yle olmak üzere tüm komşularla sıfır sorun değil, sıfır barış siyaseti . Yani egemen devlet yerine emperyal  devlet siyaseti.

İşte orduyla ve Atatürk’le farklı bir ilişkisi olan Fenerbahçe’de yaşananlar…

İşte Fen lisesine bile din kültürü ve ahlak bilgisi öğretmenini müdür olarak atayacak kadar gözü dönmüş partizan atamalar.

İşte Atatürk’ün kurduğu ne varsa fabrika, işletme, kurumların satılması satılmamışsa ekarte edilmesi, devre dışı bırakılması. TDK ve TTK da olanlar.

Yargının siyasallaşması, AYM ve HSYK yapısındaki değişiklikler.

MGK yapısı, MİT.

Kanun hükmünde kararnamelerle meclisin devre dışı bırakılması.

Muhalif ve Atatürk’çü yazar ve fikir adamlarının güneşten mahrum bırakılması, pasifize edilmesi.

Suni delillerle YAŞ öncesi soruşturmalar. Ve bu yolla TSK’daki rutin yükselmelere müdahale.

Yeni anayasa, ilk dört madde, Türk’lük.

Medyanın egemen otoriteye biat eder hale getirilmesi. İşte Uğur Dündar, Star tv. Vs vs vs.

Şimdi, bugün yaşananlar Atatürk’e ve onun yarattıklarına bir el ense değil midir.

Bu el enseden, ya ATATÜRK’S WAY yada ERDOĞAN’S WAY galip gelecektir kuşkusuz.

El ense çekmeye kalkışanlar sonucuna da katlanmak zorundadır herhalde. Ağlamanın mental olarak izahı var mı?

Mevla’m görelim neyler, umarım güzel eyler.

İbrahim Erol

www.gazete54.com

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 135
Toplam yorum
: 94
Toplam mesaj
: 14
Ort. okunma sayısı
: 678
Kayıt tarihi
: 31.08.09
 
 

Gazi Üniversitesi fizik lisans eğitiminin ardından, Marmara Üniversitesi'nde master, İTÜ'de dokto..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster