Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Eylül '10

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
1298
 

Erenköy'de eski yaz tatilleri

Erenköy'de eski yaz tatilleri
 

Yaz geldi geçti ama eski yazlar bir daha gelemeyecek
Ben küçükken, her yıl okul yaz tatiline girdiğinde, 1974'e kadar vapurla, 74'ten sonra eski Amerikan arabası bir taksiyle, Nişantaşı’ndaki kışlığımızdan, Erenköy’deki yazlığımıza taşınırdık. Bahçe içinde, pembe boyalı, iki katlı bir evimiz vardı, arkasında da bir müştemilat. Yanımızdaki evde besteci Yesari Asım Ersoy otururdu, karşımızdaki evde ise felsefeci Cemil Sena.

Kuş cıvıltıları, tavuk gıdaklamalarıyla uyanırdık sabahları. Sıcak kakaolu süte, tereyağı sürülmüş ekmeklerimizi batırırdık, babam buna “languette” derdi, üstüne bizim tavukların sıcak yumurtası...

Babam bahçemizi çapalayıp çiçekler ekerdi yaz başında, onlar kısa zamanda çiçek açar, bahçenin her tarafını sarardı. Dört kalası yere yatay koyup, arasına kum döker, orası benim kum havuzum (bir yaz, tahtalardan bana bir kulübe bile yapmıştı) olurdu, kelebek yakalardım bahçede. Kaçmasın diye iki elimi birleştirip dizimle kapıyı çalardım, babama göstermek için kelebeğimi; o zamanlar kelebekler rengârenk olurdu, şimdikilerin hepsi beyaz sanki. Bahçede toprağa basmayalım, ayaklarımızın çamurunu eve taşımayalım diye babam betondan incecik, kıvrıla kıvrıla giden bir yol yapmıştı. 3 numaralı arabamla o yolda tam gaz giderdim, sert köşeleri dönerken bile yavaşlamazdım, benden başka kimse binemezdi o yolda arabaya, tekerlekler ilk virajda aşağı düşer, araba oturur, sıkışıp kalırdı. Akşamüstü, anneannem elime hortumu tutuştururdu, bahçeyi sulamam için. Ama sulanan bahçe değil, ben, ablam ve yoldan geçenler olurdu. Annem söylenip dururdu üstümü başımı ıslatıp çamurladığım için. Üstümü kaçıncı değiştirişi olurdu o gün, kimbilir.

Sokaktan dondurmacı geçerdi, sesini nerde olsak duyardık "dondurma kaymeeekkk", deli gibi eve koşup annelere yalvarmaya başlardı çocuklar. İyi günündeyse annem elime iki tarafı kulplu plastik kasemi tutuştururdu, biraz da para. Dondurmacı bardağın içine kaymaklı dondurma koyardı, bazı günler limonlu ya da vişneli dondurma da olurdu.

Evin önünde kocaman bir dut ağacı vardı. Mahallenin çocuklarının gözü ağaçtaki dutlarda kalırdı, anneannemin gözü de mahallenin çocuklarında. Çocuklardan biri ağaca tırmandığı anda, basardım yaygarayı "Anane, Murat ağaca çıktı". Anneannem saniyesinde balkonda belirir ve o kuşları ürküten sesiyle "İn bakim ordan, annene söylerim" diye kaçırırdı onları.

Kocaman bir gazoz kapağı koleksiyonum vardı, benimki kadar çok kapak kimsede yoktu. Bakkalların önünde günlerim geçmişti toplamak için. Bahçede unuttuğum bir gecenin sabahında bulamadım onları yerinde. Yan mahallenin çocukları çalmış. Günlerce ağladım, mahallenin bütün çocukları, abileri, ablaları beni avutmak için bana kapak toplamaya başladı. Kısa zamanda eskisinin iki katı kapağım olmuştu bile. Onların topladıkları daha da değerliydi benim için. Annem onlara çöp, babam da paslı teneke parçaları derdi ama olsun, benim için altından daha değerliydi.

Denize giderdik her gün, o zamanlar denize girilebilir, musluk suyu da içilebilirdi. Annem plaj çantalarımızı hazırlardı sabahtan. Kulübe üyeydik, Yat Kulübü. Şimdi Mc. Donald's oldu orası. Arada bir annemleri kandırıp halk plajına giderdik çünkü aklımız eğlencenin dorukta olduğu plajdaydı. Orası her zaman daha hareketliydi, üstelik yerler de kumdu. Kulüp gibi beton dökülmemiş.

Deniz sığ, 3–4 yaşında hepimiz balık gibi yüzerdik. Denizden sandalların içinde haşlanmış mısırcılar, köfteciler, dondurmacılar geçerdi. İyi yüzenler, ağzına sıkıştırdıkları paralarla gidip alırlardı.

İskeleden ayaklarını suya sarkıtıyordu bir gün ablam. Ben de yanına oturmuştum. 2–3 yaşlarındaydım. Benim ayaklarım onunkiler kadar aşağıya inmiyor, suya bir türlü değmiyordu, çaktırmadan, öne doğru kayıyorum, iyice öne geliyorum. Kimse fark etmiyor, oh artık ayağım suya değiyor, ama ben de... Kayaların üstüne düşüyorum pat diye, sonradan doktor olacak komşunun oğlu Adnan, dalıp kahramanca kurtarıyor beni kayaların ve dalgaların arasından. Sersemlemiş, epey su yutmuşum. Bacaklarım çizilmiş, kanıyor. Annemin kucağına veriyorlar, annem ıslanan üstümü değiştirirken bacağıma patlatıyor bir iki tane. Eski annelerin çoğu böyle, düşen çocuğa bir tane de onlar patlatıyor. Üzerimi değiştirirken beni bir masanın üzerine çıkartmış, masada deniz minareleri var, kabuklarından çıkıp ayaklarımı ısıracaklar diye korkudan gözlerimi ayıramıyorum onlardan.
Sonra sarılıyor bana, şımarıp tost istiyorum. "Tost yok, evde yemek var"...

Annem bize hiç tost almıyor, boşuna masraf, gazoz da zararlı. Başka çocuklar hep yiyor ama.
Bazen deniz dönüşü dondurma alıyorlar. Caddebostan'daki Roma dondurmacısından. Ben hep limon-vişne alıyorum, "çocuğa az koy" külahına. Çok şanslıysak eve yürümüyoruz.

Dondurmacının karşısından faytona biniyoruz. Bazen faytoncu yanına oturmama izin veriyor, dondurmamı yalarken, ıslak tuzlu saçlarım rüzgardan yüzüme yapışırken atların yelelerini ve yürürken sallanan popolarini izliyorum. Kamçıdan hiç hoşlanmıyorum, kamçıyı yiyince atlar birden hızlanıyor, canları yanıyor. Zaten atlar hızlı gitmesin, o yolculuk hiç bitmesin.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

her geçen gün eskiye dair olup eskilerin yanında yerini alıyor... belki bu günlerimizi de güzel günler arasına koyup öyle hatırlayacağız. O renkli kelebeklerden şehirlerde kalmadı artık. Geçen gün köye gittiğimizde sarılı kahverengili şahane bir kelebek görmüştüm. Fotoğrafını çekmek isterken kaşla göz arasında uçup gitmiş.. çocuklugumuza dair güzel günler baş tacımız... güzel bir yazıydı elinize sağlık.. MB hoş geldiniz, güzel paylaşımlar diliyorum. Selamlar...

sema öztürk 
 28.09.2010 19:30
 

bu anlattiklarinizi annemden bebek-Caddebostan olarak cok dinledim. Bende en son caddebostanda mayo havlu elde denize gidisimi hatirlarim. En son hatirladigim erenkoydeki bir kac bahceli ev ve caddeki kosk idi tabi kaldilarsa.Klup anilarim ise anadolu klup ve moda deniz ile sinirli ama sevimli yerlerdi. Tesekkurler anilarima goturdunuz. Saglik ve saygiyla

Newyorker 
 28.09.2010 19:10
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 4
Toplam yorum
: 3
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 987
Kayıt tarihi
: 27.09.10
 
 

Bitirdiklerim: Saint Benoit Fransız Lisesi. Marmara Üniv. İletişim Fak. Rd-Sinema-TV.Ciddiyetle ilgi..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster