Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Mart '09

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
597
 

Ergenekon İddianamesi: Birileri darbecilere dünyanın değiştiğini anlatsa iyi olacak

Ergenekon İddianamesi: Birileri darbecilere dünyanın değiştiğini anlatsa iyi olacak
 

Ergenekon Davasının ikinci iddianamesi de açıklandı. İddianamenin en önemli sanıkları olan emekli orgeneraller Şener Eruygur ve Hurşit Tolon, “silahlı terör örgütü kurma veya yönetme, Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetine karşı silahlı isyana tahrik etme, TBMM’ni ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme” gibi çok ciddi suç isnatlarıyla yargılanacaklar. Yani günlük dilde “darbeye teşebbüs” suçlamasıyla… Davada yargılanan askerler Eruygur ve Tolon’dan ibaret de değil, çok sayıda emekli veya muvazzaf subay da sanık olarak hâkim karşısına çıkacak.

İddianamede, sayılan suçların nasıl ve kimler tarafından işlendiği, kimlerin azmettirdiği belgeleriyle anlatılıyor. Bu belgelerin kanıt olup olmadığına mahkeme karar verecek. Yani şu aşamada sanıklar mahkûm olmuş ya da beraat etmiş gibi değerlendirme yapmak doğru değil. Ancak Türkiye’de özellikle AKP’nin işbaşına gelmesinden sonraki son altı-yedi yılda gerçekleşen bazı önemli olaylarla iddianamedeki suçlamaları karşılaştırdığımızda bunların neredeyse bire bir örtüştüğünü görebiliyoruz. Yani iddianamedeki suçlar ve belki çok daha fazlası birileri tarafından işlendi, ancak bunlarda kimin nasıl, ne kadar payı olduğuna mahkeme karar verecek. Zaten Ergenekon davası üzerinde halen gazetelerde televizyonlarda süregelen tartışmalar ve yorumlar da sanıklarla değil bu olaylarla ilgili… Sanıkları yargılanmadan mahkûm ya da beraat ettiremeyiz ama bu olaylar üzerinde konuşabiliriz.

İddianamelerin temel çerçevesi, sanıkların hükümeti ve TBMM’yi ortadan kaldırmak veya görevini yapmasını engellemek için yasadışı bir yapılanma oluşturdukları ve bu yapılanmanın da amacına ulaşmak için iddianamelerde sayılan suçları işlediği savına dayanıyor. İşlendiği belirtilen suçlar arasında neler yok ki? İddianameye göre darbeciler birtakım gazetecilerle bir araya geliyorlar, medyayı darbeye destek vermesi için nasıl kontrol edeceklerini planlıyorlar; darbeye karşı çıkan komutanları nasıl saf dışı edeceklerini konuşuyorlar, zamanın Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök ve halefi Yaşar Büyükanıt’ı yıpratmak için dezenformasyon kampanyası yürütüyorlar; ülkede toplumsal kaos yaratmak için provokasyonlar tertipliyorlar; yardımcıları Alevi ve Ermeni toplumunun önderlerini öldürmek için suikast hazırlığı yapıyor; ve daha bunlar gibi sayılamayacak kadar çok suç…

Çünkü “Hükümeti ortadan kaldırmak veya görevini yapmasını engellemek” öyle Hükümete kafası bozulan bir adamın tek başına Başbakanlığa çıkıp Başbakan’ın elinden mührü zorla çekip almaya çalışması ya da Meclis’i basıp “dağılın ulan, ben bu Meclis’i ortadan kaldırıyorum” diye nara atması biçiminde olmuyor. Bunun için ordu gücü ve uygun ortam gerekiyor. Ortam uygun değilse yaratmak için çalışılıyor. İşte son yıllarda yaşadığımız bir sürü cinayet, bombalama, “genç subaylar rahatsız” manşetleri, orduyu göreve çağıran pankartlar, köşe yazıları, bayrak mitingleri, Mersin’de 2005 yılındaki bayrak provokasyonu gibi kışkırtmalar hep bu “darbe için ortam yaratma” çabasının ürünleri… Bakın ne diyor Harp Akademilerinde öğretim üyeliği yapan bir sivil Ergenekon sanığı: "…Şimdi ben Komutanlara Harp Akademisinde söyledim. Ben olsam başörtüsü maş örtüsü serbest. İster g…açın, ister a… açın, başınızı ne ederseniz edin serbest. Ondan sonra derim ki ekiplere, kardeşim kavgayı başlatın. Millet birbirini yesin. Bir bunu yaparım. Bak tam zamanıdır. Bırakacaksın birbirini yesin millet. Ondan sonra Tayyip oradan çıksın altından…"

Yani son yıllardaki siyasi olayların hiçbiri durup dururken kendiliğinden patlamış değil. Darbecilerin ve akıl hocalarının istediği "milletin birbirini yemesi"...

Ortam hazırlanınca da ülke savunmasını emanet ettiğimiz ordunun bazı komutanları kendi aralarında darbe zamanının geldiğine karar veriyor ve düşmana karşı savaşmak için halkın vergileriyle satın alınmış tankları halkın üzerine sürüyor. Halkı evlerine hapsediyor, Hükümeti deviriyor, “Hâkimiyet Milletindir” ilkesince oluşturulmuş Meclis’i ortadan kaldırıyor, kendi keyiflerince istediklerini asıp kesiyor, istediklerine de ikbal dağıtıyorlar.

Kimse bu girişimleri küçümsemeye kalkmasın. Bu ülkede son elli yılda üç tane fiili darbe, bir tane “post-modern” darbe yapıldı. Bunların haricinde de sayılamayacak kadar çok darbe girişimi oldu. Hatta bu darbecilerden bazıları teşebbüslerinde başarısız olup yakalanınca asıldı. Sadece Ergenekon sürecinde dört tane darbe girişimi olduğundan söz ediliyor. Düşünün, kendilerine ülke savunması emanet edilmiş generaller işi gücü bırakmış siyasetle uğraşıyor ve mesailerini darbe planı yapmaya harcıyorlar. Üstelik kendilerine uymayan komutanlarını yasalara ve ordu disiplinine aykırı biçimde devre dışı bırakarak ordunun hiyerarşik düzenini bozmaya kalkışmaktan dahi çekinmiyorlar.

Kendilerinde bu hakkı nereden buluyorlar merak ediyor insan… Yani TBMM aritmetiğini oluşturan milyonlarca seçmen yanılıyor, yasalar yanılıyor, entelektüeller yanılıyor, siyasetçiler yanılıyor, ordunun içindeki kendileri gibi düşünmeyen komutanlar yanılıyor, ama bir tek bu zevat doğruyu biliyor. Bu irfana nereden ve nasıl erişmişler, söyleseler de biz de faydalansak? Ellerindeki ülkeyi kurtaracak sihirli formül nedir? Bu zihniyeti nasıl ediniyorlar? Acaba silahlı kuvvetlerin eğitim sisteminde mi bir sorun var?

Bu yoksul ülke ordusuna iyi bakıyor. Alt rütbelerdeki subay ve astsubaylar nispeten yetersiz maaşlarla zor koşullarda görev yapsa da üst düzey komutanlar ülke ortalamasına göre hayli iyi maaşlar alıyor. Hepsi korumalı lojmanlarda yaşıyor. Orduevleri, askeri hastaneler, tatil kampları her an emirlerinde… Çoğu general emekli olduktan sonra bir büyük şirketin yönetim kuruluna girip daha geniş imkânlara kavuşabiliyor. Hepsinden önemlisi bu halk, çocuklarını en güzel yaşlarında onlara emanet ederek o gençleri ölüme gönderme hakkını bile veriyor. Bu toplum orduyu kurumlar arası itibar sıralamasında hep en üst sıralarda tutuyor. Üstelik bu “her şeyi herkesten iyi bilen” bu yüzden ikide bir ülkeyi kurtarmaya yeltenen paşalara siyaset de yasaklanmış değil.

Eğer gerçekten samimi olarak ülkenin tehlikede olduğuna inanıyorlarsa askerlikten istifa eder, bir parti kurarak ya da bir partiye girerek siyasete atılır, o argümanlarla seçmenin karşısına çıkıp oy isteyebilirler. Beğenmedikleri sivil siyasetçiler bunu becerebiliyor da kendileri niye beceremesinler?

Hal böyleyken niye ellerindeki bu kadar imkânla yetinmiyorlar da darbe yapıp resmi iktidara yerleşmeye kalkışıyorlar? Ayrıca, “her şeyin en doğrusunu bilen” bu kişiler Türkiye’de başarıya ulaşmış bütün darbelerin NATO’nun ve ABD’nin onayı ve desteğiyle gerçekleştiğini bilmiyorlar mı?

Birileri bu zevata dünyanın değiştiğini, NATO ve ABD’nin tarihin şu döneminde askeri cuntalarla değil demokrasilerle çalışmak istediğini anlatsa hepimiz için iyi olacak. Hadi Türkiye halkını hiç hesaba katmıyorlar bari onları dikkate alsınlar…

…….

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 431
Toplam yorum
: 4967
Toplam mesaj
: 287
Ort. okunma sayısı
: 3586
Kayıt tarihi
: 30.06.06
 
 

Anahtar kelimeler: Antep, İstanbul, Haziran, İkizler, Beşiktaş, MÜ İletişim Fakültesi, Gazetecilik. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster