Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Nisan '12

 
Kategori
Kitap
Okunma Sayısı
530
 

Erguvan Kapısı

Erguvan Kapısı
 

Sağ’cı ya da sol’cu olmak…

Sempatizan ya da militan, kurban olmak ya da feda edilmek.  Her ne olursa olsun  insan kariyeristik çıkarlar girdi mi devreye bir çarkın dişlisi olabiliyor. Belki de gerçekten de İKTİDAR KİRLETİYOR ve bu vatan kendi çocuklarını tüketiyor.

Birilerinin ideolojik çıkarları için kandırılan, ölüm orucuna yatırılan ve belki de eylem yapmanın en haklı yol, devrimin kaçınılmaz olduğuna inandırılan insanlar. Bu uğurda evladını kurban veren, kendi ölümlerini ülkü uğruna kabul eden ana babalar, yıkılan ocaklar, yetim, öksüz kalan ve belki de büyüdüklerinde anne babaları gibi militan olan ve sözde bir inanç uğruna kendilerini örgüte adayan çocuklar.

Davalarında haklı ya da haksızlar.

Önemli olan yanan canlar, yıkılan evler ve toprağa verilen gencecik bedenler. Bir tarafta örgüt ve sözde haklı sınıfsal mücadele diğer yanda iktidarı elinde tutan ve kaybetmemek adına Hayata Dönüş Operasyonu adı altında yine can alan büyükler.

Bir tarafta varsıl bürokrasi, (belki de sözde) demokrasi, denge bileyiciler, diğer yansa yoksul, sınıfsal olarak ezildiklerini iddia eden dengeyi zedeleyiciler.

Belki de her iki taraf da haklı ya da her iki taraf da haksız kendilerine göre…

Gecekondu bir tepenin ücra köşelerinde karın örttüğü pislikle birlikte soğuktan titreyen çocuklar için belki de haklı bir sınıf mücadelesi kendilerine göre. Görüp uzanamadıkları, gidip varamadıkları salt televizyonda yakınlaşabildikleri diğer hayatlarla eşitlik mücadelesi sözde vermiş oldukları.

Kim haklı?

2000’li yılların başına dek ısrarla devam eden devrim rüzgarı. Tek yolun devrim olduğuna inanan işçi sınıfı ve karşılarında onları ölüme terk eden ve vicdanları bile sızlamadan yollarına devam eden bürokratlar.

İşte yukarıda anlattığım süreçleri yaşayan Türkiye’nin benim hiçbir zaman bilmediğim bambaşka insan portreleri anlattıklarım. Salt okuduğum için kavradığım ve belki de dehşete düştüğüm anlar. Önemli olan devlet, örgüt mücadelesinin ötesinde İNSAN unsuru benim için. Kandırılmış, öldürülmüş, umutlandırılarak kullanılmış ve sonra da umutları dağlanmış insanlar yaşamış benim ülkemde. Pek çok insan faili meçhule kurban gitmiş belki de haklı olduğu iddia edilen nedenlerle.

Kesinlikle şu bir gerçek ki iktidardaki güçlerin derinlerinde birileri, kandırılmış ve belki de kendini adadığını sanmış insanların ölümlerine göz yummuş ve belki de sebep olmuş.

Bence her iki taraf da haksız! Hiçbir şey,  yaşama hakının ötesinde olmamalı ama olmuş. Karşı taraf (örgütler) eylem yapmış, bomba koymuş, sözde haklarını aramış ama her ne olursa olsun ÖLÜM’e yol açmış, devlet de karşılığı olarak ölüme yol açanları ÖLDÜM’e yollamış gizli güçleri ile. Ne yazık ki ülkemde tüm bunlar yaşanmış!

Çocukluk aklımla, ergenlik duyarlılığımla ve ilk gençliğimle duyduğum ama şu anki kadar anlamlandıramadığım Faili meçhul cinayetler sizsilesi yaşamış benim ülkem. Ne uğruna? Tabi ki İKTİDAR! Tabi ki birilerinin kariyeristik çıkarları…

Kendisinden olmayanı ısrarla ÖTEKİLEŞTİRMİŞ her iki ve hatta üçüncü, dördüncü taralar. Örgütler kendi içinde bölünüp kendi infazlarını vermişler hiç acımadan sözde dava arkadaşlarına.

Ötekileştirilen ve yok sayılmak istenen diğer çatlak sesleri susturmak ve kendi kavalını çalmak istemiş herkes ve her taraf da…

Yukarıda anlatmak istediğim tüm gerçekleri, tüm çıplaklığı ile ele alan bir roman ERGUVAN KAPISI. Bir zamanların dev solcusu, örgüt üyesi, devrim yanlısı ÜLKÜ’nün verdiği acı kayıpları (oğlu’nun ve sevdiği adamın infazı)sonrasında gerçekleşen olaylar. Zamanın solunun da sağının da eline KAN bulaşan yılları anlatan bir roman.

Aslen Rum olan, Türkiye doğumlu bir Amerikalı olan Bizantolog (Bizans dönemi ile ilgilenen bilim adamı) Teo Zakharakis. Ülkeden gitmek zorunda kalmasının ardından onlarca yıl sonra bir kapının ardına düşerek dönen bir bilim adamı. Ülkü’nün kiracısı!

Babasının öldürülmesinin ardındaki sır perdesini aralamaya kararlı bir genç kız Derin... Derin’in kimlik mücadelesi, kendini arayışı.

Varoşların Prensi, sıkı bir militan ve Derin'e aşık bir genç Kerem Ali... Sıkı bir örgüt üyesi ve hatta lideri. İnanç ve umutla devrimi bekliyor ama Derin’i de çok seviyor.

Ve hepsinin kesişen, iç burkan hikayesi.

Tam 557 sayfa ve ben sadece 1,5 günde bitirdim.

Daha önce tanıtımını yaptığım SICAK KÜLLERİ KALDI adlı romanın devamı niteliğinde ve yine bir Oya Baydar klasiği. Yayınlanmasının ardından 2004 yılında CEVDET KUDRET Edebiyat Ödülüne layık görülmüş ve bence de kesinlikle hak etmiş. Ellerine ve emeğine sağlık Sn BAYDAR.

Sağcı ya da solcu her kesimden herkesin okuması gerektiğine inandığım belki de bir dönemin ve hatta belli bir zümrenin romanı. Okurken kimseye hak veremedim. Örgüte, direnişçileri kızdım kahrettim kendilerini feda edişlerine.

Herkesin yorumu elbette kendine ve siyasal görüşüne göre ancak şu biline: Her ne olursa olsun paylaşamadığımız NE?

Oya Baydar şöyle tanıtmış kitabını arka kapak yazısında:

“Kurtarmak için kayıp ruhunu şehrin
gizli, viran bir kapıdan giriyor
erguvan kapısından
başında erguvan tacı
erguvan giyinmiş
yaraları erguvan
münkir bir keşişin gölgesinin ardından
kutsal bilgeliğe doğru yürüyor.”

Eski bir elyazmasında karşısına çıkan bu dizelerin peşine takılan Rum asıllı Bizantolog Teo,Erguvan Kapısı2nı aramak için doğduğu şehre, İstanbul’a gelir. Teo’nun arayışı; devrimcilik günlerinde çok badireler atlatmış Ülkü’nün, derin devletin hem celladı hem kurbanı olan ve faili meçhul bir cinayetle öldürülen bir diplomatın kızı Derin’in, sol örgüt üyesi Kerem Ali’nin arayışlarıyla kesişecek ve Bizans surlarında sona erecektir. Kahramanları ile birlikte okuru da şehrin tepelerinde, varoşlarında, lüks sitelerinde; günümüzde ve Bizans döneminde gezdiren Erguvan Kapısı, bir İstanbul romanı olarak da okunabilir.

Oya Baydar’ın, “kimlik arayışı, ötekilik ve inancın korkunç gücü” üzerine bu romanını, eleştirmen Fûsun Akatlı, “Çok düşünülmüş, ince ince hesaplanmış, hiçbir eksiği, hiçbir fazlası olmayan, “klasik” tanımını hak eden bir roman” olarak değerlendirmişti.

 

PINAR SEVİM

20 NİSAN 2012

Buca / İzmir

 

 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 65
Toplam yorum
: 113
Toplam mesaj
: 61
Ort. okunma sayısı
: 1771
Kayıt tarihi
: 15.01.07
 
 

Biricik Sudelina'sının annesi, kitaplar ülkesinin sarışın prensesi, kocasının bir tanesi, İzmir/K..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster