Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Ocak '10

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
312
 

Erkek dedikleri...

Erkek dedikleri...
 

Kadınlar vardı: Başlarına eğreti iliştirilmiş eşarpları; belden büzgülü, önden düğmeli, rengarenk basma etekleri; çiçekli, yakası fiyonklu, tiril tiril gömlekleri; ayaklarında yumurta topuklu, iğne tokalı ruganları ve ayak bileklerinin az yukarısına uzanan beyaz çorapları ile şehirde köylü, köyde şehirli görünen; gördüklerinin ötesiyle görünmeyenle ilgilenen; kendileri gibi binlercesi ile birlikte bu dünyada yazgılarını dolduran; yaşamayı öte dünyaya ertelemiş; kulaktan kulağa, dilden dile dolaşan hikayelere yüreklerini kaptırmış; bu ölümlü dünyadaki ufak tefek sorunlarına çareler arayan dertli kadınlar.

Yatırın başındaydılar. Bir taraftan ellerini yüzlerini tabutun yeşil örtüsüne sürüp öpüyor bir taraftan da okuyup üflüyorlardı. Köye konuk olarak geldikleri evin sahibesi de yanlarındaydı. Arap Dede'yi gururla anlatıyordu konuklarına. Öyle ya, onunla ilgili hikayeleri dinleye dinleye büyümüş, çocuklarını da bu hikayelerle büyütmüştü. Arap dedelerinin namı, alıp başını yürümüştü dört bir yana. Ta uzak diyarlardan bile ziyaretine gelenler, hayır duasını isteyenler oluyordu. O, köylerinin gurur kaynağı idi.

- Bu Arap Dede pek iyi, pek Allahlık bir adammış. Bir gün bizim köye yolu düşmüş, gelmiş bu tepeye oturmuş, gelene geçene el vermiş, dua almış... Akşamları bu tepe ışıl ışıl olurmuş, nur yağarmış gökten, Arap Dede'nin araplığı kaybolur, ışıl ışıl parlarmış yüzü... Kendi elleriyle yapmış bu evi, aha böyle! kubbeli yapmış. Bir de kuyu kazmış; "Tepeye çıkan ileçber yorulur, burada durur da bir tas soğuk su içer, içer de soluklanır, serinler." demiş. Nereden geldiğini soranlara anlatırmış, öyle bir güzel anlatırmış ki sesi de öyle bir güzelmiş ki dinleyenler büyüsüne kapılır anlayamazlarmış bir türlü...
Sonunda köylü köylüye oturmuşlar, bir güzel konuşup tartışmışlar: "Arap anlatıyor, biz anlamıyoruz. Bu işte bir iş var. Bu adam pek nurlu, kesin Tanrı katından gönderildi. Yoksa niye anlamayalım?.. Hem arap hem akça pakça, nasıl oluyor bu?" İşte, onun ermiş olduğunu böyle anlamışlar.
...
-Arap bir gün yatağa düşmüş ve bütün köylüyü başına toplamış. "Vadem yetti, ben artık öte dünyaya, Yüce Allahımın yanına göçüyorum. Beni evime gömün, asamı da tepeme asın ki o sallandıkça ben huzur içinde yatayım, demiş.
...
-Gelen geçen kapımda su içsin, içsin ki huzur bulsun, ruhuma da fatiha okusun, içildikçe küpün suyu bereketlensin. Kötülerin yolu buraya düşerse evim onlara zindan olsun, etleri çürüsün kurtlara kuşlara yem olsun! demiş.

Konuklar etkilenmişlerdi. İçlerinde ki kötülüğü gizlemeye çalışarak daha yürekten, daha yüksek sesle okuyup üflediler.

Ev sahibesi konuşmasına devam etti:
-İçi temiz olanlara görünür, el verir...

Konuklardan birisi atıldı:
-Anam da derdi, ona da görünmüşmüş gençliğinde. Yüz numaraya giderken duvar yarılıvermiş de içinden ak saçlı, ak sakallı, nur yüzlü bir dede çıkmış. Elini anama uzatmış, anam da koşmuş öpmüş, hayır duasını istemiş. O da elini anamın başına koymuş, okuyup üflemiş. Anam dayanamamış, bir kaç gün sonra ebesine anlatmış. Ak sakallı dede, o akşam anama bir daha görünmüş, yüzü de pek asıkmış. Anam yine koşmuş elini öpmeye ama o elini vermemiş, sırtını dönmüş anama...

-Küsmüş demek ki.

-Tabii küsmüştür, kimseye anlatmamak gerekirmiş.

-Ertesi gün anam bir hasta olmuş ki sormayın, üç gün üç gece ateşler içinde baygın yatmış. Ebem başında okumuş üflemiş, dedem de kurban kesip tüm köye dağıtmış, kurbanın kanını da anamın alnına sürmüşler... Zor ayıkmış anam.

Konuklardan birinin çocuğu mızıldanmaya başladı, korkmuştu, gitmek istiyordu.

-Sus ! senin gibi yaramaz çocuklara daha çok görünür bu dede, gelir de sana kızar, dediler.

Çocuk, tir tir titredi, anasının eteğine yapıştı, küçücük benliğine sokulan büyük korkularla baş başa, düşünceye daldı: "Ben saf maf değilim...iyi birisi de değilim, bana hiç görünmez... ya gelirse! elini uzatırsa... öpmem ben de, kaçarım... küserse küssün, bir daha gelmez işte, hem herkese de anlatırım, iyice küssün ki bir daha gelmesin... ben hayır dua falan istemem... off, ne korkunç bir yer! Aklımdan geçenleri duyuyor mu acaba? Ya buradan çıkamazsam! Etim çürür de kurtlara kuşlara yem olursa!.."

Kadınlardan biri sessizliği bozdu:
-Hani asası sallanmıyor ya?

Hep birlikte, kubbenin orta noktasından aşağıya doğru iple sarkıtılmış olan asaya baktılar. Ev sahibesi heyecanla anlatmaya başladı:

-Sallanırmış eskiden, sonra bir gece hırsızlar girmiş buraya. Mezarı kazmışlar, her şeyin altını üstüne getirmişler, asayı da indirmişler, ne işlerine yarayacaktıysa(!?) Üç kişilermiş, giderken biri su küpünün yanında, ötekiler de bahçe kapısında yığılıp kalmışlar. Arap dede çarpmış onları !..

Ziyaretçiler elleri ile ağızlarını kapadılar, gözlerini açıp bir adım gerilediler. Ev sahibesi bıraktığı etkiden memnun olarak devam etti sözlerine:

-Aha bahçedeki mezarlar da onlarınmış. Öyle anlatırdı büyüklerimiz. Hani Arap Dede ölüm döşeğinde ahd etmiş ya: "Kötülerin girişi olsun da çıkışı olmasın!" diye, işte onlara da zindan olmuş burası. Köylüler sonra asayı yerine asmışlar ya, sallanmamış artık.

Ziyaretçilerin hepsi birden yeniden okuyup üflemeye başladılar; dolaştılar türbenin içinde kendi iç hesaplarıyla, dışarı sağ salim çıkabilme umuduyla.

Ne de büyüktü tabutu. Renk renk simli işlemeleriyle, büzgülü eteğini rüzgara salıvermiş yeşil ipekten örtüsüyle, baş tarafında bir sopaya takılı sarığıyla sanki tabut değil de basbayağı Arap Dedeydi önlerinde uzanan. Çocuk anasını dürttü:

-Ana, neden bu kadar büyük bu tabut?

Annesi kendinden emin, cevap verdi:

-Eski insanlar dev gibiymiş, sonradan küçülmüşüz böyle...

Çocuk daha da korktu, titredi dev dede ile karşılaşma düşüncesiyle.
...

Konuklar türbenin dışına çıktılar, eşikteki bereketli sudan da bir tas içtiler okuyup üflemeyi ihmal etmeden. Suyun parıl parıl parıldamasına şaşarak dışarı sağ salim çıkabilme umuduyla cömertçe para attılar dipsiz(!) kuyunun içine, kendilerinden önce gelen yüzlerce ziyaretçi gibi. Bahçede yatan hırsızların ruhuna da okuyup üflediler:
-Allah günahlarını affetsin, diyerek.

Nihayet bahçe kapısından çıktıklarında hepsi derin bir nefes aldı. Korku, yerini sağ salim dışarı çıkabilmiş olmanın haklı gururuna bıraktı.

Yokuş aşağı köye doğru inerlerken ev sahibesi, hızla tepeye tırmanan ihtiyarı gösterdi:

-Kördür bu, çoluğu çocuğu yok, hiç evlenmemiş, kendini Arap Dedeye adamış. Her gün gider ziyaretine, namaz kılar, dua eder. Orda kaldığı da olur, o zaman ışıklar göğe kadar yükselir. Allahlık bir kadın yani. Arap Dede ona görünürmüş, uzun uzun konuşur dertleşirlermiş. Gelip geçenler seslerini duyar... Kendi mezarını da oraya, yatırın bahçesine hazırladı.

İhtiyar kadın, kalabalığın yanından duymadan görmeden geçti. Çok kızgın bir yüz ifadesi vardı. Kedi çevikliğinde ki tırmanışı hepsini hayrete düşürdü.
-Allah'ın hikmeti, demek ki bu da ermiş, dediler.

***
İhtiyar kadın, soluk soluğa vardı türbeye. Hava kararmış olmalıydı. Odun yığınından koca bir kucak kaptı, içeriye girdi. Burnundan soluyordu. Odunları eski ocağa attı, tutuşturdu. Isısı az geldi, koştu iki üç kucak daha kaptı geri geldi. Attı da attı, alevler bacadan çıkıp gökyüzünü sardı.
-Arap, Arap! Zamanım kalmadı Arap! Aha gelecem yanına, gelecem de yakana yapışacam, Allahıma diyecem: "Aha bu, herkese gösterdi de kendini, bi bana, aha şu garip kuluna göstermedi." diyecem. Gözün kör olsun Arap! Bütün hayatımı sana adadım. Söyle hele, kim temizler evini? Kim yıkar eşyalarını? Kim yolar, bahçeyi bürüyen otları, dikenleri? Hıı Arap?... Niye adadım kendimi sana?.. Bir kerecik yüzünü göster diye. Doğduğumdan beri karanlık olan dünyamı bir ancık aydınlatasın diye.

Araaap, Arap! Ermişliğin batsın Arap! Ne kötülüğümü gördün benim? Kime zararım dokunmuş? Allah'ın bir garip kuluyum işte...

Ocağına düştüm Arap, zamanım kalmadı, Arap'ım hele göster şu yüzünü, bir kerecik olsun göreyim, insan dedikleri ne menem bişeymiş?

Körüm diye mi göster miyosun kendini? Hele Arap, körlük bu dünyaya has değil mi? Sen öte dünyadan değil misin? Öte dünyaya gelince de mi kör olcam yoksa?

Araaaaappp, Arap! kurbanın olayım, de kalk yerinden, zamanım kalmadı, kalk da göster yüzünü... Bir kerecik olsun göreyim dünya gözüyle erkek dedikleri nasıl bir şeymiş!..

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 12
Toplam yorum
: 8
Toplam mesaj
: 19
Ort. okunma sayısı
: 821
Kayıt tarihi
: 07.08.08
 
 

Psikolog, yaratıcı drama uzmanı, öğretmen, danışman, biraz yazar, eee annelik de var, etkili iletişi..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster