Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Haziran '10

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
2185
 

Erkek sekreter

Sekreter deyince birçoğumuzun özellikle de erkeklerin aklına tabii hemen mini etekli, sarışın, güzel giyimli, hoş fizikli, konuşması güzel bir bayan gelir. Biz de öyle birini bekliyorduk. Ama öyle olmadı. Erkek sekreter geldi. Bizim bölümün eski sekreteri başka bir bölüme geçiş yapmıştı. Yeni sekreterimiz geldi birgün, Yusuf Bey. 40 yaşlarında orta boylu, oldukça kilolu ve göbekli, kocaman gözlüklü bir adamdı. Beklediğimiz sekreter profiline uymasa da yapacak bir şey yoktu. En tipik özelliklerinden biri dudak tiryakisi olmasıydı. Dudağından sigara hiç eksik olmazdı. Sigarayı içine çekmediğini, sadece dudağında tuttuğunu söylerdi. Bazen sigara dudağında biter giderdi. Fakat o farkında olmazdı sigarasının bittiğinin. Zaten odasının her yeri sigara külleriyle doluydu.

Yusuf Bey’in sigaradan başka kötü alışkanlıkları da vardı. Tam bir internet canavarıydı. İnternette yapmadığı faaliyet yoktu. İşi çok yoğun değildi, boş zamanı fazlaydı. Boş zamanlarında mesainin bitip bitmediğine bakmaksızın odasının kapısını kilitlerdi. Yusuf Bey’in odasının kapısının kilitlediğini bilmeyen, onu arayan öğrenciler ve diğer bölümlerden gelenler kapıyı vururlar, kapının kapalı olduğunu görünce çekip giderlerdi. Fakat biz Yusuf Bey’in odasının kilitli olsa bile odada olabileceğini bilir ve “Yusuf Bey” diye seslenirdik. Eğer odada ise hemen kapıyı açardı. Aslında mesai saatleri içinde kapıyı kapalı tutması yasaktı. Fakat o kapıyı kapatırdı ve bölümdeki öğretim üyeleri ve bölüm başkanı bile onun bu durumunu bilirdi. Kapı kapalı da olsa onu buldukları için bu durum çoğu zaman herhangi bir sorun yaratmazdı.

Ben de tesadüfen öğrendim Yusuf Bey’in internet maceralarını. Yine birgün kapıyı vurdum. Kapıyı kilitlememişti bu sefer. Herhalde unutmuştu. İçeri girdim. Bir baktım internette açtığı dosyaları kapatmaya çalışıyordu. Ama o kadar çok internet sayfası açmıştı ki bilgisayarı da yavaş çalışan eski bir bilgisayar olduğu için sayfaların hepsini kapatamadı. Yakalamıştım onu. Aslında interneti bizim gibi bilimsel araştırmaları takip etmek, internet üzerinden gazete, kitap okumak, bankacılık işlemlerini yapmak veya öğrenci ise ödevleri için kaynak bilgi toplamak için kullanmayanlar belirli amaçlarla giriyorlardı internete. Ya internette “chat” dediğimiz tanıdık tanımadık insanlarla sohbet etmek için, ya internet üzerinden her türlü şans, kağıt ve aksiyon oyunlarını oynamak için ya da bizim gibi cinsellik ile ilgili konularda kapalı toplumların yaptığı gibi erotik sitelere girmek için interneti kullanıyorlardı. Yusuf Bey de interneti fantezi amaçla kullanıyordu. Her ne kadar bilimsel bir ortamda sekreterlik yapsa da bilimsel araştırma yapacak hali yoktu ya. O da temel konularda başka araştırmalar yapıyordu kendince.

Yusuf Bey internette açtığı sayfaları bana yakalatınca bozuntuya vermeden “Şunları görüyor musun?” dedi. Yüzü kızarmıştı ama hissettirmemeye çalışıyordu.

“Yusuf Bey bunlar ne böyle?”

“Ne olduğunu görmüyor musun?” dedi ve pis pis sırıttı. Sonra ben de, “Yengenin haberi var mı?” diye sordum.

“Sakın ha!”

Evliydi. Biri 12, diğeri 10 yaşında iki çocuk babasıydı. Biz bölümdeki diğer arkadaşlarla Yusuf Bey durumu hakkında dalga geçerken onun internette epey usta olduğunu sonra anlayacaktık. Lise mezunuydu. Birgün yine arkadaşımla bir yazı yazdırmak için yanına gittik. Bu sefer internette sohbet ediyordu. Ama ne sohbet. Öyle senin benim bildiğim türden değil. Dedim ya Yusuf Bey internette usta olmuştu diye. İnternette Türkçe sohbeti bitirmiş, İngilizce sohbete başlamıştı. Hem de ne İngilizce. İnternete 10-15 sene önce saçlarına aklar düşmeden önceki tığ gibi delikanlı iken çektirdiği vesikalık fotoğraflarından birini koymuş, İngilizce olarak kendini tanıtmaya çalışıyordu. Ama yine de dürüst ve akıllıydı; başka birinin fotoğrafını ya da ünlü bir aktörün fotoğrafını da koyabilirdi. Yusuf Bey uluslararası çalışıyordu. İnternette erotik sitelerde gördüğü güzel kızlardan birinin elektronik posta adresine bir şeyler yazıyordu. Fotoğrafını elektronik postaya eklemiş ve ilk cümlesini yazmıştı. “I am Yusuf and I am Turkish man (Ben Yusuf, ben Türk’üm).” Arkadaşımla Yusuf Bey’in resmini ve İngilizce yazmaya çalıştıklarını görünce bir birimize bakıp sırıttık. Aslında biz yazdıklarından anlamlı olan ilk cümleyi okuyabilmiştik. Sonra İngilizce yazdığını söylediği fakat bizim pek anlayamadığımız bir İngilizce’yle yazılmış karmaşık cümleler vardı.

“Yusuf Bey senin İngilizce’n nasıl?”

“Ben meslek lisesi çıkışlıyım. Fazla İngilizce bilmiyorum, ama sekreterliğe başlamadan önce turizmde çalıştım epey. Otelde öğrendim. İngilizce’yi çat pat biliyoruz biraz, ” dedi.

“Sen yabancı dil olayını aşmışsın. Baksana uluslararası çalışıyorsun, ” dedim.

O da “Evet, ” dedi ve gülümsedi bizim de gülümsediğimizi görünce.

Yusuf Bey’in marifetleri saymakla bitmez. İnternet canavarlığı yanında yaptığı başka Faaliyetler de vardı. Biz adamla dalga geçerken o boş durmuyordu. Çok aktif bir adamdı. Yusuf Bey o yaştan sonra üniversite sınavına girmiş ve iki yıllık bir okulu kazanmıştı. Böylece haftanın belirli günlerinde bir saatlik mesafedeki okula gidip geliyordu. Zaten mesai kavramı yoktu, şimdi de okulu bahane edip işin iyice suyunu çıkarmıştı. Artık resmi yazışmaları biz çoğu zaman kendimiz yapıyorduk. Bir önceki yazıyı yazan sayı numarasını girişteki posta kutusunun üstündeki kağıda yazıp bırakıyor, sonraki gelen o sayıdan itibaren devam ediyordu. Yusuf Bey için okul çok önemliydi. Hayatındaki dönüm noktalarından biriydi. Okulu bitirip yakında emekliye ayrılacak olan fakülte sekreterinin yerine geçmeyi o olmazsa okuduğu yüksek okulda yüksek okul sekreteri olmak istediğini söylüyordu. Yani her zaman hırslıydı ve asla vazgeçmiyordu.

Bölüm sekreteri ve aynı zamanda öğrenci olan Yusuf Bey, 500 öğrencisi olan ve çocuklarının okuduğu okulun “Okul Aile Birliği Başkanı’ydı” aynı zamanda. Uzun zamandır başkanlığa kimseyi kaptırmıyordu. Her bahar okul aile birliği başkanı olarak okuluna para toplamak için birçok organizasyon düzenlerdi. Yıl sonu kermesleri, müsamereler ve çeşitli müzik ve dans gösterilerinin olduğu eğlenceler…

Ama yaptığı ve okula iyi para kazandırdığı en önemli organizasyon ise düzenlediği, “ödüllü yağlı pehlivan güreş müsabakalarıydı”. Bölüme gelir bizden yardım isterdi. Bilgisayarda yaptığımız okul yararına yağlı pehlivan güreşleri afişlerini bastırır ve sonra da müsabakaları yaptırırdı. Her yıl yeni bir afiş yapmamızı isterdi. Müsabakalarda pehlivanlara bir miktar ödül verilir. Okula da epey para kalırdı. Yusuf Bey başarılı bir okul aile birliği yöneticisi olduğu için her yıl yeniden onu seçiyorlardı başkanlığa. Kim böyle bir güreş müsabakası düzenlemeye cesaret ve akıl erdirirdi ki Yusuf Bey’den başka?

Yusuf Bey, iki yılın sonunda yüksek okuldan diplomasını aldı. “4 yıllık fakülteye ne zaman geçiş yapıyorsun?” diye sorduğumuzda, “Fakülte veya yüksekokul sekreterliği için iki yıllık diploma yeterli, şimdilik daha fazla okumayacağım, ” diyordu.

Yusuf Bey’in bu çalışma azmini takdirle karşılıyorduk. Yusuf Bey gündüzleri bölümde internette, geceleri de okul aile birliği için, fakülte sekreteri olmak için kulis faaliyetleri yaparak yoğun bir şekilde çalışıyordu. Fakülte sekreteri emekli oldu. Fakat sekreter olarak öğrenci işlerinde çalışan biri fakülte sekreteri olarak atandı. Yusuf Bey bu duruma çok bozulmuştu. Artık bu fakültede işler zaten yürümüyordu, bundan sonra hiç yürümez, o kadın bu işi beceremez diyordu. Yusuf Bey bu atamaya çok kızmıştı ama belli etmiyordu. O koskoca ilköğretim okulunun okul aile birliği başkanıydı. Zaten şunun şurasında emekliliğe kaç yıl kalmıştı. 3-4 yıla kadar emekli olacaktı. O yine bölüm sekreterliği işine geri dönmüştü. 2 yıllık yüksek okul diplomasını aldıktan sonra sebze meyve halinde üst düzey yönetici olarak çalışan bir akrabasının vasıtasıyla bir ara belediyelerden birine geçiş yapmak için kulis çalışmaları yapmıştı ama sonradan vazgeçmişti. Sekreterliğin daha rahat ve garantili olduğunu söylüyordu. Hem belediye başkanı yapılacak ilk seçimde değiştiği zaman işten ilk çıkarılanların en son girenler olduğunu söylüyordu. Dudağında sigarası, çayını demliyor bir yandan çay içiyor bir yandan da sigarasının küllerini etrafa saçıyordu. Bir yandan da internette erotik sitelerde gezinmeye devam ediyordu.

Fakülte sekreterliği sevdasından ve belediyeye geçiş macerasından bir şey çıkmayınca Yusuf Bey futbola merak sarmıştı. Yaşı gereği futbolcu olamıyordu. Olabilecek olsa onu da denerdi. Fiziği ve yaşı gereği hakem olma ihtimali de yoktu. O ne yaptı, kendine uygun bir yol buldu. Onun değimiyle yönetici olarak futbola hizmet etmeye ve katkı sağlamaya karar vermişti. Yusuf Bey, “Futbol Hakemleri ve Gözlemcileri Derneği Genel Merkez Genel Kurul Delegesi Yedek Üyesi, ” olarak seçilmişti. Yakında Yusuf Bey’i futbol federasyonu başkanı olarak görebiliriz belki. Görürsek şaşırmamak gerekir. Onun hayatı böyle. Tıpkı çevremizde sıkça gördüğümüz baba, müdür, yönetici, iş adamı, emekli amca rolündeki diğer Yusuf Beyler gibi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

çok güzel bir yazıydı, Aziz Nesin tadında idi, ondan bir öykü okur gibi, aynı tatla okudum blogunuzu. Yazım diliniz yorucu değil. Elinize, aklınıza sağlık.

Portakal Çiçeği ve FISILTI 
 17.06.2010 16:09
Cevap :
İlginiz için teşekkür ederim. Belirttiğiniz şekilde Aziz Nesin hikayelerini aratmayacak gerçek bir olaydan esinlenerek yazdım.  17.06.2010 16:15
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 540
Toplam yorum
: 197
Toplam mesaj
: 7
Ort. okunma sayısı
: 1794
Kayıt tarihi
: 10.06.10
 
 

Gündemi ve olayları yakından takip etmeye çalışıyorum. Sinema, kitaplar, spor, doğa, siyaset, miz..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster