Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Nisan '09

 
Kategori
İlişkiler
Okunma Sayısı
1377
 

Erkekler mi üstün, yoksa kadınlar mı?

Erkekler mi üstün, yoksa kadınlar mı?
 

Eğer başlıktaki soruya her muhatap oluşunuzda cevabınız adeta bir refleks gibi hemen cinsiyetinize göre erkeklerin ya da kadınların meziyetlerini sıralayarak muhatabınızı köşeye sıkıştırmak ve hemcinsleriniz adına bir zafer kazanmaya çalışmaksa yanlış ve sonu olmayan bir yoldasınız demektir.

Çünkü…

Başlıktaki ünlü soru mantıksal olarak yanlıştır ve yanlış soruların doğru cevabı olamaz. Benim bu soruyu “sorulduğu şekliyle cevaplamaya çalışmak” gibi bir hataya düşmeye hiç niyetim yok. Onun yerine yeni bir perspektif ortaya koymaya çalışacağım.

Birlikte insanlığı oluşturan kadın ve erkeklerin bedensel, ruhsal ve zihinsel özelliklerini karşılaştırmak, aynı zamanda iki cinsiyetin sosyal etkileşiminden ortaya çıkan “durumların” değerlendirilmesi için “Üstün olmak”, “Üstün olmamak” kavramlarının kullanılması bence doğru değildir.

Eğer bu kavramları kullanacak olursak “üstün olmak” aynı zamanda “iyi” ve “ideal” olmak dahil, birçok olumlu anlamlara sahiptir ki bu durumda kadınların erkekler gibi olmalarının da iyi bir şey olduğunu kabul etmemiz gerekir. Ben şahsen böyle bir şey istemem.

Aynı yanlış düşünceden dolayı kadınlar, erkeklere benzemedikleri için, eksik ve zayıf insanlar olarak görülmektedirler. İşin doğrusu kadınlar; bedensel, zihinsel, içgüdüsel, duygusal bütünlüğü ve karekteristiği olan farklı bir cinsiyettir.

Çok etkili kadınsal güçlere sahip olduklarını söylememe bilmem gerek var mı ?

Gerek özel, gerekse kamusal hayatımızda insanlık yaşantısının doğası gereği yapılması gereken bir çok iş vardır. Sanırım Tanrı bu işleri erkekler ve kadınlar arasında bölüştürmüş ve bizleri misyonumuza uygun bedensel ve zihinsel özelliklerle yaratmış.

Bir başka önemli nokta da yetkilerin –söz hakkının– paylaştırılmış olması.

Hepsini göz önüne alırsak basitçe bir denge oluşturulduğunu ve iki cinsiyetin etkileşimiyle sosyal hayatımızın şekillendiğini kolaylıkla görebiliriz.

Bu noktada söylemek istediklerimi daha iyi anlatabilmek için iki örnek vereceğim.

1.Yetkinin Paylaştırılması:

Bir erkekle bir kadının birlikte yaşamaya başlaması için öncelikle erkeğin teklifte bulunması gerekir. Bu aşamada erkek etkin kadınsa edilgendir.

Fakat zavallı erkeğimizin ağzından teklif cümlesinin son kelimesi çıktığı andan itibaren söz hakkı kadına geçmiştir ve o andan itibaren kadın etkin erkek ise edilgendir. Kadın teklifi ister kabul eder ister etmez. (Tabi en azından biraz medenileşmiş insanlardan bahsediyorum.)

Birlikte yaşamaya başlamak gibi, insan hayatının en önemli aşamalarından birinin karar yetkisi ve sorumluluğunun paylaştırılmış olduğu çok net bir şekilde görülüyor.

2. İki Cinsiyetin Etkileşimi:

Kadının ve erkeğin birbirlerini beğenmeleri ve çıkmaya başlamalarından sonra diğer karşı cinslere olan ilgilerini kaybetmeleri, kadının erkeği evlenmeye zorlaması, erkek için ise kadının birdenbire hayatının en çok kıskandığı ve sahiplendiği varlığı olması nedeniyle evlilik gerçekleşir.

Sonuçta insan sosyal hayatının en önemli kurumu olan aile ortaya çıkar.

Bu konuya sonraki yazılarımda devam edeceğim (Ama bu kadar ciddi olarak değil.)

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 34
Toplam yorum
: 13
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 695
Kayıt tarihi
: 17.02.09
 
 

İstanbul'da yaşıyorum. Yakın siyasi tarihimizle ve genel politik konularla ilgilenmeyi severim. F..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster