Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Nisan '20

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
14
 

ERKEN ÖLÜME DOĞUMLAR

 

Bir doğum sebepsiz olmaz, bir boşluğu doldurur. Doğuma sebep olanlar; doğuma bilinçli katkı yapanlar, bilinçsizce katkı yapanlar olmak üzere ayrılsa da neticede doğum gerçekleşmiş olur. Tıpkı sizin benim doğumlarımız gibi.

Doğumdan sonra yaşamak, yaşatan güçlerin bilinçliliğine, doğanın doğal dayanıklılığına, çevre şartlarına bağlıdır. Öyle olunca çevre şartları çetin olan durumlarda yaşama tutunan canlıların az, aynı zamanda güçlü olması gerekir. Ormanda bir kulübede doğan ve aç kalan bir bebeğin hayatta kalabilme ihtimali ile beş yıldızlı otel konforunda doğan bireyin doğumu birbirinden farklıdır. Öyle olması gerekir. Nitekim bunu yaşam kalitesinde düzelme ile bebek ölümlerindeki düşen oranlardan çıkarımda bulunabiliriz.

Durum elbette düşünüldüğü gibi insanın doğumu konusu değildir yalnızca; her şey doğar, büyür ve ölür. Bazen bunu öldürürler. Ölen ya da öldürülen insan ya da canlı ise onların hemen her gün öldürdüğü şeylere bakmak gereklidir. İnsanlar hemen her gün onlarca yüzlerce hatta milyonlarca canlıyı yok ediyorlar. Bu yok ediş kimi zaman türünün devamını sağlamak, hayatta kalabilmek için olsa da canlı türleri arasında zevk için yok eden tek canlı türü seçilmişlerin en şahanesi insana mahsustur!

Ölüm doğan her canlıya has olduğu gibi kurumların da aynı şekilde ölümü doğal karşılanmalıdır. Tüm yeryüzüne şöyle bir bakıldığında siz de deneyin beş dakikada dünya diye aratın haritaların nasıl değiştiğini, medeniyetlerin nasıl birer ikişer yıkıldığını yerlerine yenilerinin kurulduğunu göreceksiniz. Bazı yerlerdeki değişimler çok sık olmakla birlikte, değişimin olmadığı yer yoktur!

Bazı yerlerdeki değişim sıklığı elbette bölgenin savunmasının zor oluşundandır. Ancak değişim sıklığının sadece savunma zorluğuna bağlı olduğunu düşünmek yeterli değildir. Bu durumda söz konusu bölgeleri vahşi doğa şartlarına benzetirsek, o bölgede yaşamak isteyenlerin diğerlerine göre daha fazla şeyler yapmış olması gereklidir. Bilim ve tekniğin, teknolojinin akıllıca kullanımı söz konusu olmaya başlayınca bizim gibi medeniyetlerin pabucu dama atıldı. Sebebi hala Mimar Sinan ayarında bir mimar, İbni Sina, Farabi gibi daha birçok değerleri dahi batı kaynaklarından hakkıyla öğrenebilecek kadar eksik kalmış yönümüze her bilinç sahibi insan “neden” sorusunu sormak zorundadır. Öte yandan yüzyıllardır öyleyken son yüzyılda aslında Bulgarlarla, Macarların Türklerle aynı aileden geldiği bugün içinse sadece bilinen gerçek olması yeterli gelmiyor, aynı coğrafyada yaşayan iki tane milletin ortaklığını, ayrılığını daha çok modern dünya düşünürlerinden ders alan sistematiğimiz sağlıklı bir çözümü yine başkasından bekliyor. Bu durum; balığın avcıdan medet umması gibi bir durumken, balıkların kavgasında balıkla beslenen hatta balık tek yaşam gıdası olan canlı türünden ancak balık aklında olan birisinin hakemlik yapması gibi; geçmişte Balkan devletçikleri ve Ermeniler yaşamıştı, bugünse sözde en fazla da okumuş sınıf olmak üzere; ayrılığı, bölünmeyi destekleyen hatta teşvik eden sözde medeniler başta Abdullah Öcalan olmak üzere bu ülkenin seçkin üniversitelerinde eğitim almışlardı. Buna şaşırmalı mıyız? Ordusu; ülkede defalarca emperyalistlerin isteği, desteği üzere defalarca ülkede okumuşlarından bazılarının terörist olmasında şaşılacak bir şey yoktur.

Bir devlet nasıl doğar? Nasıl yaşar ve nasıl ölür? Benim işim bu değil elbette ama samimiyetsizlik arttıkça, güven azaldıkça, insanları içeride birbirlerini yemeye başlamışsa sonuçta devleti ayakta tutan temeller zayıflar. Bir apartman normalde depremde yıkılabilir ama kazma küreği eline alıp apartman sakinleri de pekâlâ apartmanı yıkabilirler. Bu durumda temellerin ne kadar sağlam olmasının da önemi yoktur.

Bizde bu temeller ne zaman sarılmaya başladı, yanlış mı inşa edildi. Hala yanlışta ısrar mı ediliyor? Bu soruların ardı arkası kesilmiyor. Hemen herkes tarafını tuttuğu takımın kazanması umuduyla diğerini dinlemiyor. Esasında diğerleri de diğerlerini dinlemiyor. Karşıtlık ve taraftarlık bağları olmaksızın neredeyse “geniş kitlelerce tanınmış-kabul edilmiş” bir tane yazar, şair yetiştirememiş ülkemizde “parça bir tarafın” adamı olmadan var olabilmek mümkün değildir. Burada etkin güçler, etkin olduğunu iddia eden güçler maddi etkenler tarafından yönetildiği sürece, son sözü söyleyen, kural koyan batının deyimiyle; “altını olan, kuralı koyar”olacaktır, olmaktadır, oluyor. Modern batının ülkemizin her sahasında elemanı vardır. Bunu anlamak için çok zeki olmaya gerek yok. En zekilerin kimler tarafından özenle yetiştirildiğine bakmak dahi yeter de artar…vBir doğum sebepsiz olmaz, bir boşluğu doldurur. Doğuma sebep olanlar; doğuma bilinçli katkı yapanlar, bilinçsizce katkı yapanlar olmak üzere ayrılsa da neticede doğum gerçekleşmiş olur. Tıpkı sizin benim doğumlarımız gibi.

Doğumdan sonra yaşamak, yaşatan güçlerin bilinçliliğine, doğanın doğal dayanıklılığına, çevre şartlarına bağlıdır. Öyle olunca çevre şartları çetin olan durumlarda yaşama tutunan canlıların az, aynı zamanda güçlü olması gerekir. Ormanda bir kulübede doğan ve aç kalan bir bebeğin hayatta kalabilme ihtimali ile beş yıldızlı otel konforunda doğan bireyin doğumu birbirinden farklıdır. Öyle olması gerekir. Nitekim bunu yaşam kalitesinde düzelme ile bebek ölümlerindeki düşen oranlardan çıkarımda bulunabiliriz.

Durum elbette düşünüldüğü gibi insanın doğumu konusu değildir yalnızca; her şey doğar, büyür ve ölür. Bazen bunu öldürürler. Ölen ya da öldürülen insan ya da canlı ise onların hemen her gün öldürdüğü şeylere bakmak gereklidir. İnsanlar hemen her gün onlarca yüzlerce hatta milyonlarca canlıyı yok ediyorlar. Bu yok ediş kimi zaman türünün devamını sağlamak, hayatta kalabilmek için olsa da canlı türleri arasında zevk için yok eden tek canlı türü seçilmişlerin en şahanesi insana mahsustur!

Ölüm doğan her canlıya has olduğu gibi kurumların da aynı şekilde ölümü doğal karşılanmalıdır. Tüm yeryüzüne şöyle bir bakıldığında siz de deneyin beş dakikada dünya diye aratın haritaların nasıl değiştiğini, medeniyetlerin nasıl birer ikişer yıkıldığını yerlerine yenilerinin kurulduğunu göreceksiniz. Bazı yerlerdeki değişimler çok sık olmakla birlikte, değişimin olmadığı yer yoktur!

Bazı yerlerdeki değişim sıklığı elbette bölgenin savunmasının zor oluşundandır. Ancak değişim sıklığının sadece savunma zorluğuna bağlı olduğunu düşünmek yeterli değildir. Bu durumda söz konusu bölgeleri vahşi doğa şartlarına benzetirsek, o bölgede yaşamak isteyenlerin diğerlerine göre daha fazla şeyler yapmış olması gereklidir. Bilim ve tekniğin, teknolojinin akıllıca kullanımı söz konusu olmaya başlayınca bizim gibi medeniyetlerin pabucu dama atıldı. Sebebi hala Mimar Sinan ayarında bir mimar, İbni Sina, Farabi gibi daha birçok değerleri dahi batı kaynaklarından hakkıyla öğrenebilecek kadar eksik kalmış yönümüze her bilinç sahibi insan “neden” sorusunu sormak zorundadır. Öte yandan yüzyıllardır öyleyken son yüzyılda aslında Bulgarlarla, Macarların Türklerle aynı aileden geldiği bugün içinse sadece bilinen gerçek olması yeterli gelmiyor, aynı coğrafyada yaşayan iki tane milletin ortaklığını, ayrılığını daha çok modern dünya düşünürlerinden ders alan sistematiğimiz sağlıklı bir çözümü yine başkasından bekliyor. Bu durum; balığın avcıdan medet umması gibi bir durumken, balıkların kavgasında balıkla beslenen hatta balık tek yaşam gıdası olan canlı türünden ancak balık aklında olan birisinin hakemlik yapması gibi; geçmişte Balkan devletçikleri ve Ermeniler yaşamıştı, bugünse sözde en fazla da okumuş sınıf olmak üzere; ayrılığı, bölünmeyi destekleyen hatta teşvik eden sözde medeniler başta Abdullah Öcalan olmak üzere bu ülkenin seçkin üniversitelerinde eğitim almışlardı. Buna şaşırmalı mıyız? Ordusu; ülkede defalarca emperyalistlerin isteği, desteği üzere defalarca ülkede okumuşlarından bazılarının terörist olmasında şaşılacak bir şey yoktur.

Bir devlet nasıl doğar? Nasıl yaşar ve nasıl ölür? Benim işim bu değil elbette ama samimiyetsizlik arttıkça, güven azaldıkça, insanları içeride birbirlerini yemeye başlamışsa sonuçta devleti ayakta tutan temeller zayıflar. Bir apartman normalde depremde yıkılabilir ama kazma küreği eline alıp apartman sakinleri de pekâlâ apartmanı yıkabilirler. Bu durumda temellerin ne kadar sağlam olmasının da önemi yoktur.

Bizde bu temeller ne zaman sarılmaya başladı, yanlış mı inşa edildi. Hala yanlışta ısrar mı ediliyor? Bu soruların ardı arkası kesilmiyor. Hemen herkes tarafını tuttuğu takımın kazanması umuduyla diğerini dinlemiyor. Esasında diğerleri de diğerlerini dinlemiyor. Karşıtlık ve taraftarlık bağları olmaksızın neredeyse “geniş kitlelerce tanınmış-kabul edilmiş” bir tane yazar, şair yetiştirememiş ülkemizde “parça bir tarafın” adamı olmadan var olabilmek mümkün değildir. Burada etkin güçler, etkin olduğunu iddia eden güçler maddi etkenler tarafından yönetildiği sürece, son sözü söyleyen, kural koyan batının deyimiyle; “altını olan, kuralı koyar” olacaktır, olmaktadır, oluyor. Modern batının ülkemizin her sahasında elemanı vardır. Bunu anlamak için çok zeki olmaya gerek yok. En zekilerin kimler tarafından özenle yetiştirildiğine bakmak dahi yeter de artar…

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1887
Toplam yorum
: 298
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 170
Kayıt tarihi
: 15.10.14
 
 

Bugünün doğrusu yarının eğrisi, dost görünenler düşman ve herşey aslında zıddı olabilir. Büyük ih..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster