Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Ağustos '18

 
Kategori
TV Programları
Okunma Sayısı
2215
 

Erkenci Kuş - Masal Bitti Prenses Külkedisine Dönüştü

Erkenci Kuş - Masal Bitti Prenses Külkedisine Dönüştü
 

Reyting sonuçlarının kamuya açık olmamasıyla rağmen yapımcının alkışlarından anlıyoruz ki Erkenci Kuş bu hafta da zirvedeydi. Özellikle bölüm hashtagi #SanaGeldim sosyal medyada uzun süre TT’de kaldı.

Dizinin izlenimlerini 8. bölüm için de -her hafta olduğu gibi… Konuk yazarım Buke kaleme aldı. Keyifli okumalar…

 

Haftalar önce Sanem’in hikayesinde kötü olanın kral değil prenses olduğunu söylemiştim. Nitekim bu bölümde bu itiraf Sanem’in dudaklarından döküldü.

“Masallardaki gibi bir an. Sevdiğim adam gelmiş. Yüzüne hasret kaldığım. İşte birkaç adım ötemde. Âmâ bu hikâye masallardaki gibi mutlu sonla bitemez. O ‘Kötü Kral’ değilmiş. Masalın asıl kötüsü benmişim meğer. Yalanlardan nefret eden bir adama yalandan başka bir şey söylememişim.”

Erkenci Kuş

Prenses uykusundan uyanmıştı artık gerçekleri tüm netliğiyle görüyordu. Bu gerçekler kalbini acıtıyordu ve taşıdığı bu ağırlıkla sevdiğine “Gidin” demişti. Sevdiği ise “Giderim bir daha yüzümü görmezsin” diyecek kadar ciddiydi. Arkasını döndü ve gitti.

Aldı bizim kızı bir korku… Sevdiğini bir daha göremezse ne yapardı? O’nu görmek, sesini duymak yetiyordu Sanem’e çünkü. Fazla bir şey beklemiyordu ki… Can dostu Ayhan ise bu zor zamanında Sanem’e destek olmaya çalışıyordu ama nafile. Can’ın ne kadar yakışıklı ne kadar mükemmel biri olduğunu Sanem’in yüzüne yüzüne söylemesi kızımıza moral olmuyor, aksine onu iyice bunalıma sokuyordu. O’nun kapısına geldiğini hayal etmesi de yaşadığı bunalımın ve Can’ı kaybetme korkusunun ürünüydü zaten.

O cama atılan taşla bu güzel hayali kurdu kurmasına da hayal bitince Zebercet gerçeğiyle karşı karşıya kalmak onda büyük bir hayal kırıklığı yarattı. Zebercet ise Sanem mahalleye, bakkala döndü diye nasıl da mutluydu. Sevincinden yerinde duramayan, ne yapacağını bilemeyen Zebercet bu heyecanla neredeyse Sanem’in başını taşla yaracaktı.

Sanem bunları yaşarken Can da pek farklı durumda sayılmazdı. Sanem’in gelgitleri onu allak bullak etmişti. Sanem istifa etti diye o da işe gitmeyi bıraktı önce. Sonra boksa verdi kendini. Ama ne yapsa rahatlayamıyor, Sanem’i aklından çıkaramıyordu.

Sanem ise eline geçen ilk fırsatta soluğu Can’ın yanında alacaktı. Buna önce Ayhan, sonra da Can şaşıracaktı tabi ki. Eee Sanem de ne yapsın! Eline Can’ı bir kere daha görme fırsatı geçmiş, kullanmasın mı?

Deren, Can ve Sanem arasında yaşananları bilse, şirketi batırmayı göze alır, yine de Sanem’i Can’ın evine yollamazdı kesin. Ama Can’ın yokluğunda şirket kaosa sürükleniyor ve Deren de ne yapacağını bilmiyordu. Emre kreatif toplantıdan bir şey anlamıyordu. Çalışanlar boşluğa düşmüştü. Ortada Sanem’in okuyup özetlemesi gereken 300 sayfalık dosya vardı ama kız ortalarda yoktu. ‘Galina Yumurta’nın toplantısı olacaktı ve Emre ile bu toplantının başarılı geçmesi çok mümkün görünmüyordu. Nitekim ilk toplantı firmanın müdürlerinin kampanyayla ilgi şüpheye düşmesine neden oldu ve ikinci toplantıda görüşmek üzere toplantı sonlandırıldı.

Ne Sanem ne Can telefonlara cevap vermiyordu. Ceycey Sanem’in evine gittiğinde Zebercet – Ayhan – Sanem ve Ceycey dörtlüsü bir araya geldiler. Ceycey’in o kadar dil dökmesi bir işe yaramadı maalesef, Sanem şirkete dönmemeye kararlıydı. Bu sırada arayan Deren ise Sanem’in işi yapmak için öne sürdüğü şart karşısında ufak bir şok geçirmişti. Sanem ondan “Lütfen gelir misin?” demesini istiyordu ki bu Deren için yapılması neredeyse imkânsız bir şeydi. Öbürü’ne ‘lütfen’ demek olacak iş miydi? Ama dedi ve Sanem de yarım bıraktığı işi tamamlamaya karar verdi. Dosyaların Can’ın evinde olmasıyla Sanem’e gün doğdu tabi ki… Deren’in o kıvranışını izlemek pek keyifliydi. Bu daha başlangıçtı. Rüzgâr tersine dönmüştü artık  ve Sanem Deren’in elinden değil, Deren Sanem’in elinden çekecekti. Çünkü ona mecburdu.

Sanem’i karşısında gören Can şaşkındı. Sanem dosyaları sordu, Can “Sen işi bırakmamış mıydın?” diye cevap verdi. Sanem de elindeki yarım kalan işi tamamlayıp öyle ayrılacağını belirtti. Can “İstersen kendin bak” derken, Sanem Can ‘kendine baksın’ dedi sanarak “Beni bir daha göremeyeceksiniz dediniz, şimdi sorun olmasın demez mi? “Ya Can’ın cevabı: “Yanlış anladın, bana değil dosyalara bak, ama istersen bana da bakabilirsin. Ama bakmak istemiyorsun, anladım” İkisi de birbirinden ‘aptal aşık’ oldu çıktı valla ama sevimliler yalan yok.

Sanem dosyalara baktı ama o anda evden giderse bir daha Can’ı göremeyeceğini bildiğinden ayakları geri geri gidiyor, evden ayrılamıyordu. Burada devreye Sanem’in kafa sesi girdi. Sanem ve kafa sesinin konuşmaları eğlenceliydi:

-Dur! Şimdi gidersen bir daha göremeyeceksin Can Bey’i.

-Gitmem lazım ama artık benim.

-Biraz uzat. Bir şey bul. Bir bahane…

-Ya ne diyeceğim ki ben? Evinizde kalmak istiyorum mu diyeceğim? Ayrıca sen benim kafa sesim misin?

-Evet

-Ben gerçekten kafayı yiyorum şu an ya. Kendi kendimle konuştuğum yetmiyor. Bir de kafa sesimle konuşuyorum.

-Sen bilirsin. Bir daha göremezsin bak.

-Ama benim aklıma bir şey gelmiyor. Ne söyleyeceğim?

-Sen söyle o halde. Bul bir şey.

 

Sanem‘in garip garip davrandığını, kendi kendine konuştuğunu fark eden Can, endişeyle Sanem’in yanına gelince kızımız yine oyunlarına başladı. Telefona konuşuyor gibi yapmalar, yine kıvırmalar, yine yalanlar… Bir yere gidemediğinden yakındı önce Sanem. Sonra lafı toparlayıp dosyalara ihtiyacı olduğunu söyledi. Can ona dosyalara şirkette de bakabileceğini söylediğinde ise Deren’le anlaşamadığını öne sürdü önce ardından da istifa meselesini açıklamaya çalışarak çalışmak istemediğini söyledi.

 

Can: E tabi ki sen mantıklı bir gerekçe söyleyemeyeceksin, tıkanacaksın tabi haliyle.

Sanem: Evet büyük olasılıkla…

Can: Aynen. Çok doğru.

Erkenci Kuş

Can dosyaların kopyasını alıp Sanem’in evine göndermeyi teklif ettiğinde ise Sanem’in aklına evde kalmak için çok dahiyane bir fikir gelmişti. Evde çalışamazdı, çünkü bilgisayarı yoktu. O nedenle kalıp bir köşede çalışabilmek için izin istedi Can Bey’den. Can artık isyan ediyordu. Sanem’in amacı ne anlayamıyordu, O’nu çözemiyordu bir türlü. Can tepki gösterdiğinde Sanem onu haklı bulup gitmek istedi haliyle. Ama Sanem aşkı Can’ın içindeki liseli aşığı ortaya çıkarmıştı bir kere. O da Sanem gitmesin istiyordu. Özür diledi, ısrar etti ve tabi ki kalmaya dünden razı olan Sanem’i ikna etti. Can’ın çırpınışı Sanem’i etkiledi tabi.

Can: Gitme… Lütfen (Can böyle bakarken nasıl gitsin ki Sanem ) sen şuraya geç, geç oraya, ben bilgisayarı getiriyorum tamam mı? Geç yani, geç, bir geçtiğini göreyim. Lütfen bir geçer misin?

Sanem: Tamam, madem o kadar ısrar ettiniz (Öldürürsün adamı Sanem sen)

Can: Ha tamam, geçmiyorsun ama hala, bir geç, lütfen.

Sanem: Tamam Can Bey geçiyorum.

Can: Tamam, hadi, getiriyorum. Gitme ha. Geç.

 

Sanem’in burada kafa sesine meydan okuması da ayrı bir olaydı. Sanem kadar Can da kaybetmekten korkuyordu. Bu sahne bunun en güzel ispatıydı. Bizimkilerin durumu tam olarak “Eli işte gözü oynaşta” vakasıydı. Birbirlerine yan gözle bakmalar… Göz göze gelince kafa çevirmeler… Bir de bilgisayar kullanma olayı vardı ki tam komediydi. Birbirlerinden uzakta oturmaya çalışmalar, ama bilgisayarın kablosunun yetmemesi, yine yan yana düşmeler. İkiliyi izlemesi keyifli olan bir sahnelerdi.

Can’ın çay yaparken Sanem’i izlemesi de güzeldi. Hareketleri ağır çekim olarak görme sırası Can’a gelmişti. Orada çayı taşıracak, üzerine dökecek diye düşündüm ama o kadar kendini kaybetmedi. Ama Sanem’e ‘yapma’ deyişi (Saçını bir sağa, bir sola savururken) sonra lafı çevirip “böyle aç susuz çalışma, aç mısın?” diye soruşu, bununla da kalmayıp açık bahçede “Burası beni bastı, darlandım, şöyle açık bir yere mi gitsek” demesi, “Ah Can! Sen bu hallere düşecek adam mıydın?” dedirtti.

Saçmalama ve saf saf ortalarda dolanma sırası Can’a gelmişti artık. Sanem de onun yüzünden daraldığını düşünerek gitme kararı aldığında ise Can önce birlikte gitme teklifinin Sanem’e ağır gelmiş olabileceğini vurguladı, ardından çaresizce “İstiyorsan gidebilirsin “dedi. Sanem istemese de gidecekti çünkü kalmak için başka bahanesi kalmamıştı. Can ile vedaları hüzünlüydü ama asıl veda sonra gelecekti. Sanem elini uzattı herşey için teşekkür etti ama bu veda Can’ı kesmezdi. Sanem’i kendine çekti ve sımsıkı sarıldı. Sanem’e bir daha yüzünü görmeyeceğini, bu yüzden işten ayrıldıysa geri dönebileceğini söyledi. Sanem ise ayrılmakta kararlıydı, işi sevse de artık orada çalışamayacağını bir kez daha tekrarladı. Ve Can’dan ilişkilerinin özeti sayılabilecek o cümle geldi:

Öyle çözemedim ki seni, karmakarışık bir düğüm oldun içimde.

Erkenci Kuş

Sanem hüzünlü bakışlarla oradan ayrıldı.  Sanem dertleşmek için Ayhan’a sığınırken, Can da Akif’i aradı. Ama amacı konuşmak değil dostuyla birlikte boş boş boğazı seyretmekti. İhtiyacı olan birlikte susabilecegi biriydi. Akif de bu isteğini anlayışla karşıladı. Boks yetmedi, boğazı seyretmek yetmedi, koşmakta buldu çareyi ve ayakları onu sahile, Sanem’le ayrıldıkları yere getirdi. Kayalıklara oturdu, denizi seyretti, Sanem’le konuşmalarını hatırladı. O sırada kayalıkların arasına sıkışmış bandanayı fark etti. Bu Sanem’in o gece ağlarken gözyaşlarını sildigi bandanaydı ve Can’a Sanem’den kalan tek şeydi. Önce eline sardı bandanayı, ardından öptü. En sonunda da Sanem’in bandanaya sinmiş kokusunu içine doya doya çekti. Onu Sanem’e aşık eden koku, yalnızlığına ve kalp ağrısına ortak oluyordu şimdi.

O kayalıklara yolu düşen tek kişi Can değildi elbette… Sanem de kendini Can’la ayrıldığı yerde buluvermisti. Can’ı orada görünce yanına gitmek istedi. Usul usul ona yaklaşmak için adım attığı sırada ayakları geri gitti. Çünkü sevdiği adam yalanlardan nefret ederdi ve Sanem O‘na çok fazla yalan söylemişti. Ve bu hikâyenin kötüsü kral değil kendisiydi. Bu nedenle bu hikâye mutlu sonla bitmeyecekti.

Sanem sevdiği adamın yanından koşarak kaçarken Can onu gördü ama artık peşinden gitmenin bir anlamı yoktu. Evine gittiğinde onu bir sürpriz bekliyordu. Sözde aşk acısı çeken Aylin Emre’yi görmek için eve geldiğini söyleyerek Can’ın karşısına çıktı. Dertleşirken amacı Emre’ye hala âşık olduğuna ve aşk acısı çektiğine Can’ı ikna etmek ve bunun Emre’nin kulağına gitmesiydi tabi ki. Can bu numarayı yemişti belki ama izleyici olarak biz yemedik maalesef. Hele de Can’ın yanından ayrılırken ki sinsi bakışları haklı olduğumuzun ispatı idi.

Erkenci Kuş

Rüya görme sırası şimdi Can’daydı. Yeni bölümden ilk sahne olarak verildiğinde bunun hayal olduğunu tahmin etmiştim ki yanılmadım. Rüyasında Can hala Sanem’i konuşturmaya çalışıyor, kız hala inat edip âşık olduğunu inkara devam ediyordu. Tam öpüşeceklerdi ki Emre büyüyü bozdu ve Can’ı bu güzel rüyadan uyandırdı. İzleyenlerin sosyal medyada Emre’ye tepkileri ise bayağı ilginçti bu sahnede…

Can Emre’ye Aylin’in geldigini söylediğinde Emre korktu ve O’nun ne söylediğini merak etti. Can konuştuklarını anlattı, Emre şaşırdı. Emre ve Can Aylin ile ilgili konuştular. Burada Can’ın sözleri Aylin’i değil kendini tarif ediyordu.

“Aşkından kafayı yemiş insanlar ne yaparsa onu yapıyor. İşe gitmiyor. Geliyor senin kapına dayanıyor. Gece gündüz seni düşünüyor, işin içinden çıkamıyor. Yine seni düşünüyor. Nereye baksa seni görüyor falan.”

 Can Emre’den Aylin’le konuşmasını, kızı istiyorsa da istemiyorsa da yüzüne söylemesini, başkalarının değil, O’nun ne düşündüğünün önemli olduğunu ve ne karar verirse versin kardeşinin arkasında olacağını söyledi. Emre bu konuşma sonunda soluğu Aylin’in evinde aldı. İstediği kadar Aylin’e ağırdan almak istiyorum, beni sürekli arama, ben istediğinde seni ararım desin, üç vakte kadar Aylin’in ağına düşer saf aşık Emre Bey’imiz demedi demeyin…

Emre bu sözleri Aylin’e söyledi söylemesine de bu O’nun hiç hoşuna gitmedi. Zaten şirketi borç içinde, kasadaki para yetersizken bir de yeni iş alamayan Aylin Emre’nin bu sözleri üzerine O’na yeni bir kumpas kurma hazırlığına girişti. Bankadan bir arkadaşını arayıp buluşmak isteyen Aylin’in planının ne olduğu yeni bölümde ortaya çıkacaktır.

Can, Sanem, Aylin, Emre cephesinde durumlar böyleyken Ceycey – Ayhan ve Osman – Leyla cephelerinde hareket yoktu.

Şirkette ise Galina Yumurtaları için ikinci toplantı vardı ama toplantıya katılacak tüm görevli elemanlar bir gün önce yedikleri tavuklardan dolayı zehirlenmiş ve hastanedelerdi. Deren stresten kendini kahveye vermis, sürekli bağırıyor ve sağlığı gitgide bozuluyordu. O kahve istedikçe Ceycey onu uyarıyordu. Dili anksiyete’ye dönmediği için “Bu kadar kahve içmeyin sonunda ankesör olacaksınız” sözü güldürdü. Deren elindeki diğer elemanları toplantıda kullanmak durumunda kaldı mecburen. Görev dağılımı yapıldı. O sırada son işini tamamlamak üzere Sanem de son kez şirketteydi. Emre o sırada toplantı için Can’ın yanından ayrılmış, gitmeden Sanem’in de şirkette olduğunu söylemişti. Can’a gelip gelmeyeceğini sorduğunda şirkete gelmemekte kararlı olduğunu belirtti Can. Ancak bakışlarından eve uzun süre kalamayacağı açıkça belli oluyordu.

Emre ofise geldiğinde görev dağılımı bitmiş sadece müşteri temsilcisi olacak kişi belirlenememişti. Emre burada devreye girdi ve konuyla ilgili her şeyi ezbere bilen tek kişi olan Sanem’in bu göreve en uygun kişi olduğunu söyledi. Ama Sanem Deren’i süründürmeye kararlıydı ve işi yapmayı canının istemediğini, zaten istifa ettiği için böyle bir zorunluluğu olmadığını söyledi. Deren Sanem’in kendinden ne istediğini bakışlarından anladı. Üstelik bu kez tek başına değil bütün çalışanlar etraflarındaydı ve Deren yine Sanem’e ‘lütfen’ dedi. Sanem’in memnuniyetle bu rolü yapacağını, O’nu kırmayacağını söylemesi sırasında tüm çalışanlar bu anın keyfini çıkarıyordu.

Erkenci Kuş

Toplantı zamanı geldiğinde şirkettekileri büyük bir sürpriz bekliyordu. Ceycey’in tabiriyle “Tavuk Patroniçesi, ülkedeki tüm tavukların anası, çok stresli, kriz olan yerde bitiveren ya da kriz yaratabilen” Remide Hanım toplantıya katılmak üzere şirkete gelmişti. Toplantı başladığında Remide Hanım sadece Sanem’in fikri olan ‘patrona kafa tutan yumurta’ fikrini beğendiğini ancak fikrin işlenmemiş olduğunu söyledi. Fikrin yerel, halktan birinden çıkmış olabileceğini söyledikçe Sanem’in gururu okşandı tabi ama Deren sağ olsun kimsenin konuşmasına izin vermedigi için –ki bu konudaki rahatsızlığını kadın da dile getirdi, Remide Hanım’ın “Fikir kimden çıktı?” sorusu arada kaynadı. Tam bu sırada kapı açıldı ve Can geldi. O an itibariyle toplantıdaki gerilim ortadan kalktı ve Can’ın enerjisi ve sunumuyla Remide Hanım kampanya konusunda ikna edildi.

Sanem toplantı sırasında Galina Yumurtaları ile yaptığı eleştirilerle Remide Hanım’in gözüne girmeyi başardı. Bu arada kampanya fikrinin de ondan çıktığı belli oldu tabi ki. Can’ın Sanem’le ilgili sözleri anlamlıydı. Sanem’e açık açık gitme diyordu. Bu arada Can ve Sanem’in birbirine bakışı, Sanem’in Can’ı hayran hayran izleyişi Remide Hanım’ın gözünden kaçmadı ve ikisinin birbirine âşık olduğunu şıp diye anlayıverdi. Ve onları bir araya getirmek için plan yaptı.

Fabrika sahneleri güzeldi. Fabrikada organik pazar kurma fikri oy birliğiyle kabul edildi ve mekân üzerinde çalışmalar yapılmaya başlandı. Can ve Sanem atışmalarıyla başlayan çalışmalar zamanla eğlenceli bir hal aldı, ta ki oradan ayrılma vakti gelene kadar. Önce Sanem’in işten ayrılacağı gerçeği girdi aralarına ardından kapının kilitli olmasıyla aynı çatı altında birkaç saat daha birlikte kalacakları fikriyle yüzleştiler. Karanlığın çökmesiyle keyifli sahneler yaşandı. Önce Can elektrik bağlantısı arayıp bulamadı ve o sırada Sanem’le çarpıştılar. Sanem ise fotografik hafızasıyla gaz lambası ve kibritin yerini Can’a söyleyiverdi. Sırada lambayı takılı olduğu yerden almak vardı. Can ve Sanem arasındaki diyalog eglenceliydi.

Sanem: Yok. Yetişemezsiniz oraya.

Can: Şey. Seni bir yüklensem böyle kaldırsam, yükseltsem seni. Sen.

Sanem: Yok Can Bey. Ben düşerim oradan.

Can: Düşer misin? Daha gecen iki kat yerden indin buradan mı düşeceksin yani. Halledersin halledersin bir şey olmaz. Hadi gel…

Sanem gaz lambasını indirdiği sırada Can’ın elinin kesildiğini fark ettiğinde ise onun için endişelendirdi. Can önemsiz olduğunu söyleyerek lambayı yaktığında Sanem’in aklına çantasındaki kantron yağı geldi ve iyi gelsin diye Can’ın yarasına sürmek istedi. Can ise “Olur yarama iyi gelecekse.” derken elindeki değil kalbindeki yarayı kastediyordu ya Sanem bunu anlamadı. Kendileri sussa da iç sesleri konuşuyordu o anda… Bu sözler bir nevi onların birbirine sessiz vedalarıydı.

Sanem: Bu gece son.                    

Can: Bu gece son

Sanem: Yarından itibaren görmeyeceğim seni.

Can: Güzel yüzünü, sesini…

Sanem: Bir uzatsam elimi şu an.

Can: Şu an uzatsa elini bir daha hiç bırakmam

Sanem: Sesim çıkmıyor. Söylediğim onca yalan beni senden ayırıyor.

Can: Sesim çıkmıyor. Beni istemiyorsun. Gerçekten sevsen gitmezdin.

Sanem: Gerçekten tanısan beni sevmezdin.

Sanem Can’ın yarasını sarmak istedi ve Can geçen gün bulduğu bandanayı kullanabileceğini söylerek O’na uzattı. Sanem yarayı sararken kapı açıldı ve artık yola koyulma vaktiydi.

Can yol bitmesin istiyordu belli ki arabayı 40’la kullanıyordu. Ağva’ya gittikleri gün aynısını Sanem yapmıştı ve bu sahne o güne göndermeydi bir bakıma. Sanem’in “Can Bey 40 ile gidiyorsunuz farkında mısınız?” sorusuna Can’ın yanıtı “Nasılsa solluyorlar. Az önce de geçti.” oldu. Bu hızla sabaha ancak evde olurlar derken yol bitti ve son durak olan Sanem’in evinin önünde araba durdu. Bu artık son vedaydı. Sanem teşekkür etti, Can ise ona veda hediyesini verdi. İstediği kadar şirketin hediyesi olduğunu söylesin Sanem gerçeğin farkındaydı.  Can şirketten ayrılmasının sebebi kendi varlığı ise bunu yapmasına gerek olmadığını vurguladı bir kez daha ve yurt dışına döneceğini ekledi. O andan sonrasını Sanem duymadı zaten, orada takıldı kaldı. Can onu bağlayacak bir şey kalmadığını, ilk fırsatta gideceğini, Sanem’in çok akıllı, pratik olduğunu, çalışmaya devam ederse iyi yerlere geleceğini söyledi. Sanem ise “Gerçekten gitmek zorunda mısınız?” diyebildi ancak. Can cevap vermedi ve birbirlerine iyi geceler dileyerek bu hikâyeye son noktayı koydular.

Sanem eve girdi ve Can’ın hediyesini açtığında hem sevindi hem de duygulandı. “Yazmayı da bırakma… Hayallerini de…” notuyla gelen hokka ve tüylü divit oldukça anlamlıydı. Can’ın sözlerini, telefon konuşmalarını ve Can’a gelen bileti hatırladığında gitmekte gerçekten ciddi olduğunu idrak etti. O anda ne yapacağına karar vermişti. Can’ın gitmesine izin vermeyecekti. Kapısına dayanacak “Gitmeyin, siz olmadan yaşayamam” diyecekti ve aklına daha ne gelirse… Ayhan bunun dönüşü olmadığını söylediğinde Sanem “Gitse de olmuyor gitmese de… Ben gidiyorum” diyerek kararlılığını ortaya koymuştu.

Can’ın evine varıp kapısını çaldığında kapıyı açan kişi karşısında donup kaldı Sanem. Karşısında Can’ın sevgilisi Polen duruyordu.  Sanem onu şirketteki kutlama yemeğinden hatırladı ve kim olduğunu anladı. İki kadın birbirlerine bakarken bölüm sona erdi.

Bölüm yazısını mahalleden bahsetmeden bitirmek olmaz tabi ki… Bu hafta mahalleye Mevkıbe – Aysun soğuk savaşı damgasını vurdu. Aysun’un iç çamaşırı dükkânına el koyup iş kadınlığına soyunması üzerine Mevkıbe de boş durmadı bakkala el koydu. Böylece Nihat ve Muzaffer açıkta kaldılar. Muzaffer sıkıntıdan soluğu Ayhan’ın yanında alırken Nihat da Osman’la takılmaya başladı. Restleşme önce Aysun’un kahve makinesi ve kahve ikramlarıyla başladı, Mevkıbe’nin bakkalın 26. Sene-yi devriyesi şerefine verdiği ziyafetiyle devam etti.

Bu sahnede Mevkıbe ile Nihat’ın gözleriyle anlaşmasına bu kez Osman şahit oluyordu. İşte Nihat’ın ağzından Mevkıbe’nin kaş göz işaretiyle anlattıkları:

“Birazdan misafirler gelecek. Bir sürü kadın olacak. Dikilip durmayın, gidin buradan. Canım Nihat’ım.”

Ve Osman’ın şahit olduklarına tepkisi “Abi bu ilişkinin kaçıncı seviyesi? Gözlerle anlaşıyorsunuz.”

Nihat onlarda daha çok numara oldugunu belirterek Osman için böyle güzel ve uzun bir evlilik diledi. Biz de izleyiciler olarak “Darısı Osman’ın başına” diyelim.

Mahalle savaşı bu kadarla kalmadı tabi ki… Aysun’un sahilde mahalleli kadınlarla yaptığı yoga etkinliği atağına Mevkıbe bakkal önünde uygun fiyata kaliteli iç çamaşırı satarak cevap verdi ve iki kadın arasında yine kıyamet koptu. Osman ve Muzaffer araya girdiler; Muzaffer bayılma numarasıyla kendi çapında barış sağlamaya çalıştı. Mevkıbe’ye hayırlı işler dileyip annesini oradan götürdü. Bu soğuk savaş yeni bölümde de devam edecek gibi duruyor. Bakalım kadınların yeni icraatları neler olacak? İzleyip göreceğiz.

Yeni bölümden ilk sahne ve fragmana bakacak olursak, kahve falına inanıp şirkete ilk giren mavi kıyafetli sakallı adamın Albatros olduğuna Sanem kendini fazlaca kaptırmış görünüyor. Can da tabi ki kıskançlığını saklayamıyor. Sanem’in de ondan aşağı kalır yani yok gibi görünüyor. Polen konusunda Can’ı sorguya çekiyor. Can ve Sanem çekişmesi ve çekimi son sürat devam ediyor. Bakalım bu kıskançlık rüzgârı çiftimizin birbirine açılmasını sağlayacak mı? Yeni bölümde görüşmek üzere…

Resimli Yazı için :

http://aslininsureti.com/izledim/erkenci-kus-masal-bitti-prenses-kulkedisine-donustu/

 

Aslı’nın Sureti

www.aslininsureti.com

*.*.*.*.*

Aslı’nın Suretini sosyal medya hesaplarından takip etmek ister misiniz?

Facebook:https://www.facebook.com/Aslının-Sureti-1065930830209554

Twitter:https://twitter.com/aslininsureti

Instagram: https://www.instagram.com/aslininsureticom/

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 145
Toplam yorum
: 10
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1215
Kayıt tarihi
: 27.09.17
 
 

Ben Aslı…  'Takvim Yılı – Doğum Yılı hesabının sonucu giderek yükselmesine, aynaya baktığında kaz..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster