Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Mart '11

     
    Kategori
    Kent Yaşamı
    Okunma Sayısı
    5585
     

    Erler Hamamı

    Erler Hamamı
     

    Eskişehir’de, en az 1000 yaşında bir hamamdır Erler Hamamı. Bizans Dönemi’nde kurulduğu yönünde tarihi ipuçları olduğu söyleniyor. Tahmini tarihi ben uyduruyorum. Hakkında az bilgi var. Dolaysıyla bilinmeyen tarihi yerine, bari bildiğimiz kısmını yazalım da 1000 yıl sonra arkamızdan konuşmasınlar! 

    Bendeniz hamam terbiyemi Erler Hamamı’nda aldım. Başka hamamlarda, sadece yıkanmışımdır. Türkiye’de, böylesini tecrübe etmedim henüz. Suyu da kendi de çok sıcak bir hamamdır. Cehennem sıcağını andırmasıyla nefsi terbiye etkisi olduğuna ilişkin düşüncelerim vardır. Madden manen insanı aklar, paklar. 

    Alçakgönüllülükten yıkılmaması için dua ederim hep; öyle de gösterişsiz bir yapıdır. Her zaman büzülmüş bir kirpi gibi şehrin ortasında, dikkatlerden kendini sakınmıştır. Binalaşmış bilgelik gibidir. Ancak aksine müşterisi hiç bitmez. Eskişehirliler, içgüdüsel olarak gider Erler’e; soluğun kanıksanması gibi bir alışkanlıkla. 

    Bir çocuk hamamla tanışırken önce Erler Hamamı’na götürülmeli, benim gibi. Can havliyle zihni açılır. Açık zihnimle iki sonuç çıkarmışımdır hamamlarla ilgili:

    1- Yaşamın akışıyla hamamı karıştırmayacak, onun havasına, kurallarına uyacaksın.

    2- Hamamdan çıkışta mutlaka yeterince ter atacaksın.

    Kurala uymayanı, hamam çarpar. Zamanınız azsa hamama gitmeyin. Püri pak oldum derken dışınıza çıkmak isteyen içinizi zaptetmekle geçirirsiniz geceyi! Daha ötesi zatürree olma tehlikesi vardır.

    Suyu doğadan sıcak gelir, odunla kömürle ısıtılmaz. Isıtılma hamamları da var ama Eskişehir, sıcak suların üzerine kurulmuş, ikinci derece deprem bölgesi bir şehirdir. Depreminden kurtulan, hamamlarında şifa bulabilir!

    Suyu soğutulmuş, ılık hamamlardan farklıdır Erler Hamamı; okuldur. Akıllı olanın beden ve ruh sağlığına büyük katkıları olur. 2-3 ziyaret, akıllanmama yetmiştir. Hiç acele etmeden yıkanır, çıkarım ve kazara yangının ortasında kalsam ter atmadan çıkmamakta bir tek ben ayak direrim. Deneyimi olmayanlara, ısrarlı uyarımdır.

    Okulun kapısından girince:
    Gişeden, ‘umumi’ ya da ‘banyo’ olarak biletinizi alırsınız. Umumi, havuz çevresindeki kurnalarda yıkanmak anlamına gelir, banyo, kendi özel odanızda. ‘Banyo’ya eskiden ‘halvet’ derlermiş. Havuz(*), herkese açıktır. Banyo da alsam zamanımın çoğunu umumide geçiririm. Bin çeşit adamın aynı olduğu yerdir umumi; hepsinde aynı peştamal! İmrenilecek bir birlik kubbesidir üstünüzdeki. Kesinleşmiş kanaatime göre, yönetmeye aday adamı, önce burada terletmek şart olmalı.

    Gişeden arkanızı dönüp, ayakkabılarınızı, giriş sofasına kutu gibi oturtulmuş emanete verir, takunyanızı, terliğinizi ayağınıza geçirirsiniz. Gişe, emanet, fıskiyeleri şıkırdayan, suyu içilebilen, genellikle hamam sonrası çevresinde ter atılan küçük havuz, bu giriş sofasındadır. En sevdiğim yeridir hamamın. Bazen kendimi hemen oraya atmak için çabuk çıkarım. Üç kat havluya sarılı ter atarken soda-limon ya da çayla harareti bastırıp, fıskiyeli havuzu ve çevresindekileri izlemek, ömrü uzatır sanki. Bin çeşit adam, aynı havlular içinde!..

    Emanetten numaralı fişlerinizi aldıktan sonra umumiyse umumi dolaplarına soyunursunuz, banyo ise odanıza. Peştemalinizi dolanır, sabun, şampuanınızı alır, takunyalarınızla geyşa gibi, küçük adımlarla havuza yollanırsınız. Eskiden “takalak tokolok” takunya sesleri, hamamın müziğiydi. İki kez aynı melodiyi duymanız imkansızdı. Şimdi “şapıldak şupıldak” lastik terlikler peydah olmuş. Müzik yapay!..

    Girişten, ‘soğukluk’ denen, ara bölüme geçilir. Soğukluk kısmına dikkat; hamamın can simidi gibidir. İçeride sıkıştıkça nefeslenmek için soğukluğa çıkınız; vücudunuzun, hamam sıcağına uyum sağlamasını kolaylaştıracaktır.

    Soğukluktan kapıyı açar, büyük havuzlu bölüme girersiniz. “İşte sağlık , temizlik ocağı!” derken “Köhhhh!” diye, ciğerlerinizden tahliye etmeyi düşündüğünüz havayı, gerisin geri yutarsınız. “ Hamamdasın, ayarla kendini” uyarısıdır bu. Yukarıda belirttiğim birinci kuralın, gerçekleştiği andır. “Dünyanın en cevval adamı, atletik, cinfikirlisi ol, tanımam, ayarla” der.

    O “köhhhh”le beraber, davranışlarına bir olgunluk gelir insanın, “ Zaman da ne ki.. kendimi buldum.. hamamdayım, kimseye hesap vermek zorunda değilim..” gibi koftiden isyankar bir ruhhali oluşur. En fazla havuzuna bacaklarınızı sokana kadar dayanabilirsiniz. Bacaklarınızı sokar sokmaz ışık hızıyla beyninize ulaşan kan, sağlıklı düşünmenize yardımcı olur. Sanki beyninize basınç yapan hava, gam, kasavetle beraber boşalır. Dünyanın sırrına ermiş bir hal çöker üzerinize. Eşraftan bir zengin, “Dağıtın malımı, mülkümü, bir ben var benden içre hülaayynnn!” diye ünlemiyorsa boşuna değildir: Hamamda mümkün olduğu kadar ekonomik nefes tüketmek lazımdır. Değil ünlemek, gözlerle konuşulmalıdır. Havuz kısmından çıktığında mal-mülkle ilgili her şey unutulur!

    Yeniyetmeler, fıldır fıldır hareketli, çevreye sular saçarak havuza atlama talimleri yapsalar da oradan oraya koşturup, 40-45 derecelik suda, deve güreşleriyle ortalığı velveleye verseler de hamam ahalisinden ses çıkmaz. (Neden derseniz, bir önceki paragrafı tekrar okuyunuz.) Buna karşın hamam, sonunda, mutlaka dize getirir hepsini. Hamamdan çıkarken suratlarından saflık, temizlik ve terbiye edilmiş Arap atı sakinliği süzülür. Girerken alev fışkıran gözler, çıkarken duru denizden yansıyan yakamozlarla aydınlanır. En izlenesi anlardandır katıksız, saf bakışlar.

    İster kurnada, kendiniz keselenir, yıkanırsınız ister tellak eline teslim edersiniz kendinizi. Şu sırayla yıkanmak gerekir: Önce kurnada su dökünülür (ya da duş alınır). Sonra bacaklarınızı havuza sokarak terleme beklenir. Girer girmez lambur lumbur havuza dalmak yanlış bir davranıştır; vücudun ortama alışmasına zaman tanımak gerekir. Hiçbir şey için acele etmemelisiniz. Yeterince terledikten sonra yine su dökünüp, keselenme aşamasına geçilir. Keseden sonra sabunlanıp, şampuanlanırsınız. Bu aşamadan sonra artık havuza girebilirsiniz. O cayır cayır suda, balık gibi dalıp, çıkan insanlara özendiğime hep pişman olmuşumdur. İnsan, neresinden soluyacağını şaşırıyor kendini dışarı atmazsa!

    Havuz sefasından sonra tekrar su dökünüp ya da duş alıp, çıkılır. Duş müessesesi, hamam tarihinde çok yeni sayılır ama iyice yorgunluğun ardından, tas tas su taşımaktan kurtarır adamı. Onayladığım bir yeniliktir.

    Tellağın iyisi şansınıza kalmıştır. Eli hafif olur, sizi de kuş gibi hafifletir. Güzel yanı, siz uzanırsınız, o yorulur. Yıkamakla kalmaz, Uzakdoğu masajlarına benzer incelikleri de vardır. Beni gıdıklamıştır hep, abartmaması için peşinen pazarlık ederim. Kürek kemiklerinizin arasına “ŞAPPP!” diye tokat oturtulması gelenektendir, vurulmayanı “Tellakta yıkandım “ demesin. Yağlı güreşlerden farkı, bir tarafın mukavemet göstermemesidir. Tellakta yıkananlar, daha enerjik çıkarlar hamamdan. O enerjiyle tanıdıklara laf atıp, şakalaşma güçlerini korudukları görülmüştür. Tanıdık ta ses yok ama!..

    İyi tellak şans işidir çünkü kazara bir ilçemizde, kötüsüne denk gelmiştim de zatı muhterem, kilim gibi silkelemişti beni. Havlularla beraber bahçeye asmadığı kalmıştı. O yorulacağına ben yorulmuştum. Nefret besledim adama. Erler’in tellaklarına fazla bahşiş verir oldum sonra!

    Büyük havuza girdiğiniz zaman, vücudunuzun sudaki kısmı, doğal olarak, kıpkırmızı olur. Bazıları, hem havuza beline kadar girip hem de kendilerini sıcağa dayanmak için kasarlar. Altı kırmızı, üstü siyaha çalan mor bir adam, Eskişehirspor bayrağı gibi, kırmızı-siyah olur. Sağlıklı olacağı inancıyla sağlıksız biçimde, suda dalgalanır! Eskişehir değil de başka bir ilde olsa aşırı dikkat çekmesi işten değildir.

    Yıkanma faslı bitince, son bir çabayla çıkış kapısına ulaşmaya çalışırsınız. Bu çıkış sürecinde, takunyaları kontrol etmek bile zorlaşır. Halsizlikten, ayağımdan çıkan takunyayı bırakıp, yolda ilk gördüğüm 3 numara büyük takunyayı giyip, gitmişliğim çoktur. Ancak çıkış kapısına kadar, hiçbir zaman, hamam metanetinizi yitirmezsiniz. Olgunluk, oturmuşluk kapıya kadar sürer. Kapı açılıp ta serin ve bol havayla karşılaşana kadardır her şey. İki adım sonra eski karakterinizi giyer, hamama nasıl girdiyseniz o adam oluverirsiniz. “Hamam psikolojisi” diye bir bilim dalı varsa ben bilmiyorum, yoksa akademik camia elini çabuk tutmalı; Erler Hamamı, ‘hamam psikolojisi’ için bulunmaz bir laboratuardır.

    Havuzlu bölümden soğukluğa çıkarsınız. Aynı zamanda peştemali soyunup, “sıhhatler olsun” karşılamasıyla ilk havlularınızı sarındıracak görevlinin bulunduğu yerdir burası. O dakikadan sonra 10 kişi dayak atacak olsa umurunuzda olmayan bir bitkinlik çöker üzerinize. “Sağol” demenizi duymayabilir görevli. Bir tane belinize, bir tane sırtınıza, bir tane de başınıza olmak üzere üç kat havluya sarınarak, firavun gibi, fıskiyeli havuzlu giriş kısmına geçersiniz. Kimi soyunma dolabının başına kimi özel ‘banyo’ odasına kimi de –benim gibi- doğru fıskiyeli havuz başında manzaralı bir yere çöker, kalır. Siz daha soda-limon siparişinizi vermeden ikinci görevli gelir. O da “sıhhatler olsun” dileğiyle belinize, sırtınıza ve başınıza dolayıverir yeni havluları. Başınıza havluyu bağlayış biçimiyle şimdi tam bir firavun oluverirsiniz. Dışarıdan giren, Mısır Hanedanlığı Yüksek Strateji Kurulu Olağan Toplantısı’na geldim sanır. Ne var ki konuşmaya mecali olan yoktur. Boş bakan, pancar gibi adamlar, “sıhhatler olsun” nidalı, fıskiye şıkırtılı ve takunya takırtılı, terlik şapırtılı bir toplantı gerçekleştirir.

    “Sıhhatler olsun” dileği, hamamın raconundan, çok güzel bir gelenektir. Hamam sonrası herkes herkesi bu dilekle selamlar. Tanıdığınız, tanımadığınız her türden insanla bir arada, sağlıklı olmayı kutsamak gibidir. Çoğunlukla arkasından, hoş sohbetlere kapı aralanır. Seyitgazi’li bir çiftçi ya da eşrafın ileri gelenlerinden bir tüccarla konuşur bulabilirsiniz kendinizi. Konu havadan gelir ve sohbete nereden girdiğinizi bile anlayamazsınız. Teknede karılan çimento gibi, sohbetle karıştıkça ayrımlar kalkar. Hamam, sadece vücudun değil, aklın kirlerini de temizler.

    Hamam sonrası ter atma evresinde, bazı anılar tazelenebilir. Hamamda yaşanan maceraları anımsar, kendi kendinize gülümsersiniz: O zaman 12-13 yaşlarındaydım. Rahmetli amcam hamama getirmişti beni. Yıkarken şaka olsun diye, hamam tasını ya kafama ya da başka bir yerime kazara çarpıyormuş gibi vuruyordu. Kasten yaptığını biliyordum. O zaman plastik tas yok, hepsi alüminyum. Son tas suyla sabunlarımdan arınır arınmaz kaptım elinden tası, tutup, fırlattım. Hiç kendisinden beklemediğim bir çeviklikle kenara çekildi. Tas, arkada sabunlamış bir beyefendinin kafasında “PANNN!” diye patladı. Nişan alsam tutturamam. Adam, istifini bozamadı çünkü yüzü, gözü sabun içinde. Başladık kikirdemeye. Neyse adam, suyu başından aşağı boca etti, yüzü, gözü açıldı, biz de ancak “pardon, çok özür dileriz” falan diyebildik. Hiç ses etmedi. Çok şaşırmıştım. Biz tepinmeye devam ederken aynı adamın kafasına bir tas daha isabet ettirdik. “Ammannn pardon, çok özür…” Yine ses etmedi adam. O gün ‘hamam psikolojisi’ savımın ilk önermelerini kurmaya başladım aklımda.

    Anılar zihninizi, soda-limon bedeninizi ferahlatırken tellak, hakkını almaya gelir. Memnun kaldıysanız fazlasını verirsiniz. Kalmadıysanız tarife ücretini takdim etmeniz, anlamasına yetecektir. Şunu da unutmamak gerekir: Sizin bir saat dayanamadığınız yerde o, yaşamını geçirmektedir.

    Ter atılır, ocaktan içilenler ödenir, fıskiyeli havuzun suyundan bir bardak içilir, numaralı fişle ayakkabılar emanetten alınır ve hamam terk edilir. Yazın sokağa çıktığınızda, 35 derece sıcaklık size, yayla meltemleri gibi vurur. Kışınsa eksi 5 derecede, don-gömlek gezebilirmişsiniz gibi gelir. Aman sakın!.. Her iki durumda da mevsimin gerektirdiği giysilerinizden şaşmayın!

    Hamam, madden, manen insanı akladığı gibi şakası olmayan, disiplin terbiye eden, aynı zamanda gelenekleri ısrarla korunması gereken bir “arınma” çatısıdır. Yaşamın hızına değil, doğanın kurallarına uyumludur. Anlamsız telaşa frendir. Terbiyesinden çıkmayınız!

    NOT:

    Not olarak birkaç tatsız cümle eklemek zorunda kalacağım çünkü bu cümleler artık kurulabilir olmuş: Görünüşü modernleştireyim derken orjinalliğinden çok uzaklaşmış Erler Hamamı. Dış kapı, iç görünüş ve renkler, soyunma dolapları vs… Bunların hiçbiri Erler müşterisini etkileyebilecek yenilikler değil, olduğu gibi kabul etmiştik biz hamamımızı. Şifasıyla makbuldü bizim için, hergün aynı hırkayı giymesinden rahatsız değildik. Bir tadilat yapılacaksa orjinaline uygun yapılmalıydı. Bu yanlıştan dönülse çocuklarımızı rahatsız etmeyeceğine eminim.

    (*) Her hamam havuzlu değildir. Çoğunda ‘göbek taşı’ vardır; ateşle alttan hem su hem göbek taşı ısıtılır. >  > > 

    Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

     
    Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
    Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
    Toplam blog
    : 1
    Toplam yorum
    : 0
    Toplam mesaj
    : 0
    Ort. okunma sayısı
    : 5585
    Kayıt tarihi
    : 22.09.08
     
     

    1987’de TRT Dış Haberler Eurovision Bölümü’nde mesleğe başlamıştır. 1988’de TRT İngilizce Bülten ..

     
     
    Yazarı paylaş
    • Tümünü göster