Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Aralık '08

 
Kategori
Tarih
Okunma Sayısı
658
 

Ermeni Sorunu ve Aydınımızın duyarlılığı...

Ermeni Sorunu ve Aydınımızın duyarlılığı...
 

Bir grup aydın Ermeni Tehciri ve onun yarattığı etkiler nedeniyle mağdur olan Ermenilerden özür dilemek amacıyla bir kampanya başlattılar.

Kampanyanın amacını şöyle okuyoruz.

"Ermenilerin başına gelenler Türkiye’de çok az bilinen, unutturulmuş, tahrik edilmiş olgular. Türkler bu meseleleri daha çok büyüklerinden, dedelerinden duydu. Ama konu hiçbir zaman objektif bir tarih anlatımı haline dönüşemedi. Bu yüzden pek çok insan Türkiye’de bugün bütün iyi niyetiyle Ermenilerin başına bir şey gelmediğini zanneder. Bunun çok tali, ikincil hatta karşılıklı katliamlar şeklinde cereyan eden ve 1. Dünya Savaşı koşullarıyla açıklanan bir nevi ’vaka-i adiye’ olduğu kanaati resmi tarih tarafından yıllardır söylene gelmiştir. Fakat gerçekler maalesef çok farklı. Belki bir tane gerçek var, o da şu son tahlilde Ermeniler artık Anadolu’da yok ama diğer unsurlar Türkler ve Kürtler hala burada. Bu kampanyanın öznesi bireyler. Bireyin vicdanından gelen bir ses bu. Özür dileyen diler dilemeyen dilemez."

Yani anlıyoruz ki; bizim halkımız Ermeni tehciri konusunda birşey bilmez, bilse bile görmezden gelir, işine de gelmez.

Ermeni tehciri konusunu nereden öğreneceğiz peki? Çünkü Türkler bu meseleleri daha çok büyüklerinden, dedelerinden duymuş. Yani hepsi sübjektif değerlendirmeler; objektif değerlendirmelere ulaşmak için Amerika'ya Fransa'ya gideceksiniz, orada birçok "tarafsız" enstitüde konuyu enine boyuna inceleyeceksiniz!

Orada bilgiler nasıl harmanlanmıştır?

Onlar da yaşayanlardan, dedelerden, büyüklerden, anlatılanlardan derlenmemiş, oluşturulmamış mıdır?

"..."

Bizim aydınımız kendi insanına o kadar yabancıdır ki; onunla ilişki kurmayı, onu dinlemeyi ve anlamayı bilmez.

Konuyla ilgili olarak Sn. Murat Belge'nin Taraf'ta yazdığı bir köşe yazısından alıntı yapacağım.

"Mann’ın bir dip notuna sıkıştırdığı (daha önce bir yazıda değindiğim) bir yargı bana çok önemli göründü, örneğin; “Ama bu konudaki literatürde büyük bir delik var. Türkler’in açık yürekle anlattığı bir hikâye yok elimizde. Kurbanları daha iyi tanıyoruz, bu da bizim Ermeni görüş açısını daha kolay benimsememize yol açıyor. Türk hükümetleri genosidi inkâr etmeyi sürdürdükçe, Türk arşivleri büyük ölçüde kapalı olmaya devam ettikçe ve Türk açıklamalarının çoğu kabul edilemez nitelikte oldukça, bizim bu eğilimimiz de devam edecektir. Bu da yalnız Türkiye’ye zarar verir.”

Neden Türklerin açık yüreklilikle anlattığı bir hikâyesi yok?

Bakın çok kestirmeden şu açıklamayı yapmak istiyorum; bu yazı Ermeni Tehciri'ni haklı göstermek, Türk tarafının tezlerini tekrar etmek üzere kaleme alınmıyor. Amacım bu durumda bile bizim aydınımızın takındığı yanlış tutumu tartışmayı amaçlıyor. <ı>

Bizim aydınımız devletin sivilleşmesi, demokratikleşmesi konularında sürekli atıp tutuyor, konu kendi sorumluluklarına geldi mi, onları ortada göremiyoruz. Çünkü sadece isteyen, talep eden taraftalar. Bildirilerde, köşe yazılarında, televizyon ekranlarında... Bilimsel değeri olabilecek, gündem yaratacak bir çalışma içinde görebiliyor muyuz?

"..."

Evet, soruyu bir kere daha sormak durumundayız.

"Neden Türklerin açık yüreklilikle anlattığı bir hikâyesi yok?"

Çünkü onları bugüne kadar kimse dinlememiş, yazmamış, ilgilenmemiş. Bakın, devlet politikalarının nasıl şekillendiğinden söz etmiyorum, Türk tarafının yaşadıklarının halkın ağzından dinlenmesini dile getiriyorum.

Bizim aydınımızın resmi tarihle bir çatışması vardır. Resmi tarihi sevmez, orada yazılanları da külliyen reddeder. Haksız mıdır? Bence değildir; ama haksız olduğu şey o tarihin karşısına kendi tarihini yazamayışı, koyamayışıdır.

O, tarihi yine batılı kaynaklardan öğrenir. Onlarla konuşur, dinler. Sonra orada yazılanlara göre kendisine bir dünya görüşü çizer.

Örneğin,

Kurtuluş Savaşı’nın işgalci güçlere karşı ilk halk ayaklanması neden Maraş'ta başlamıştır?


Bu sorunun cevabı resmi tarih kitaplarında yazar. Bizim aydınımız da onu okur ve konuşur. Ama arkasında başka şeyler de vardır. Geçelim, konumuz bu değil...

Bugün diasporadaki Ermenilerle soykırım meselesini kabul etmeden konuşamazsınız. Anlaşılabilir bir öznelliktir bu; ama nesnel değildir.

Peki, Maraş'ta, Sivas'ta o günleri yaşamış canlı tanıkların olduğu bir ortamda Ermeni meselesini açıp, bir de onlardan özür dilediğinizi, kampananıza imza istediğinizi söyleyebilir misiniz?

Bunun cevabını ben biliyorum. Ama bizim aydınımız bilmiyor. Çünkü asıl aydınımız bu süreci anlamak konusunda nesnel davranmıyor. Bütün konularda yaptığı gibi topu resmi tarihle hesaplaşmaya bırakıveriyor. Yine destek aldığı yerler batılı kurum, örgüt, enstitü, siyasetçiler vs.

Türkiye'nin demokratikleşmesinin önündeki engellerden bir tanesinin Türkiye'nin kendi tarihiyle hesaplaşması olduğu iddiası da ayakları yere basmayan bir düşünselliktir.

Son olarak; kampanyanın amaçlarını okurken satır arasında fark ediyoruz; Türklerin bu konu üzerine hiç düşünmediği ya da bilmediği gerçeği aydınımızın kendi cehaletidir. Halkımıza ne kadar yabancı olduklarının bir itirafnamesidir.

Ben, o günlerde neler olduğunu canlı tanıklardan, canlı tanıkların oğullarından, kızlarından, torunlarından dinledim. Elbette Türk tarafının bakış açısıyla. Bu olay öylesine canlı ve hatıralarda öylesine taze ki... Yani, tartışılıyor, konuşuluyor ve çok iyi de biliniyor.


Uzay Gökerman

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Ne zaman toplumun gerçek sorunlarına eğildiler ki, şimdi görebilsinler. Dilde, düşüncede farklılık yaratarak, toplumla aralarında anlaşmazlık duvarı ördüler. Esen kalın.

Ayten Dirier 
 22.12.2008 1:04
 

Savaş ortamında nice insanlar öldü, nice ocaklar söndürüldü. Bunu o yaptı bu yaptı diye yıllar sonra suçlu aramak kan davası gütmekten öteye gitmez. 100 yıl önce olanlar için özür dilemek de şaklabanlıktan farksız. Ben olaylara; Türkler melek Ermeniler şeytandır yada tam tersi şeklinde sığ düşüncede bakmadım hiç. Ancak bilinen bir gerçek var; o zamanlarda savaşan da vardı katliam yapan da yağmalayan da ve bunu yapan şahıslardı suçlu olanlar. Milliyeti Türk olmuş Ermeni olmuş ne farkeder ne de geride kalanları zan altında bırakır. Bu olayları kan davası moduna sokmak gereksiz diye düşünüyorum. Hitlerin yaptıklarından Almanya'yı sorumlu tutmaktan farksız. Ayrıca Avrupa'nın davayı sürekli önümüze koyması da tamamıyle maksatlıdır. Bizim tek yanlışımız tarihe sahip çıkan bir politikamızın olmayışıdır... İyi bayramlar.

Engin ALTUNISIK 
 09.12.2008 18:09
 

ayrıca aydın konusunda haklısınız. onlar "aydın" değil de "aydınlanan" gibi.. kendileri birşey bulmuyor ancak başkalarının bilgisiyle bize ahkam kesiyor. tabi bazı saygıdeğer kişileri ayırmak isterim. bir de aydınlarımız "şu aydın havasından" bir kurtulsa, çok seviyorlar şovu... bir takım önyargıları yıkmaya çalışıyor ama yıkamadan kırıyorlar!. hatta bazen çamura karşılık çamur siyaseti yapıyorlar gibi..

SEMA KILIÇ 
 06.12.2008 21:22
Cevap :
Çünkü bu yazının konusu onlar değildi...  06.12.2008 22:30
 

Kıldan ince bir köprüden geçerken uçuruma düşme tehlikesi geçiriyoruz zaten; Pandora'nın Kutusu'nu açmanız zamanı değil bence. Üstelik Bayram geldi, bizlere şeker ikram etmeniz gerekirken, kimlerden TARAF olduğu belli olan gazetelerden alıntı yapıp M.B.'nin kirletilmesine araç olmayınız lütfen! *Fotoğrafını yayımladığınız "şom ağızlı kişiyi sizin bloğunuzda görmekten büyük esef duydum! *Bunlar aydın-maydın değil! Bizler de boşuna aydın havalarına girmeyelim. 50 kitap yazsak bile aydın olmak kitap işi, bilgi işi olmadığı için aydın olamayız! Aydın'ın gerçek karşılığı -sizin de bildiğiniz gibi- "enlightened", yani tüm bedeni aydınlanmış ve her tarafından güneş gibi aydınlık saçan ender kişi demektir. Türkiye'de böyle bir olsaydı bu halde olmazdık zaten. *Herkes almış bir "aydın" sıfatı nörtnala ilerliyor tarihsel gerçekleri kırbaçlayarak! Akademisyen, entelektüel, eğitimci, yazar, düşünür, gazeteci sıfatları unutulmuş, adı AYDIN olmuş ağzı söz yapan herkesin! İyi bayramlar diliyoru

Mehmet Sağlam 
 06.12.2008 19:14
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 1903
Toplam yorum
: 2001
Toplam mesaj
: 77
Ort. okunma sayısı
: 1337
Kayıt tarihi
: 09.06.06
 
 

"Keyif verici bir yalnızlık" olarak gördüğüm yazma serüvenimin en önemli merkezlerinden bir tanes..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster