Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

21 Ocak '10

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
1223
 

Ermeni terörünün kısa tarihçesi ve Malta mahkemeleri (2)

Ermeni terörünün kısa tarihçesi ve Malta mahkemeleri (2)
 

Türk Ermeni çocuk, Hrant


Olayların devamını anlamak için burada parantez açıp, İttihat ve Terakki Cemiyeti hakkında bazı bilgilere sahip olmak gerekir: İttihat ve Terakki cemiyeti, iddia edildiği gibi etnik kökene dayanan bir ırkçılığı savunmaz. Amaçları Osmanlı’yı eski gücüne ve birliğine kavuşturmaktır.

Müslüman Hıristiyan ayrımı yapmadan, toplumda eşitlik fikrini savunurlar. Ancak, bu fikir, hem ayrıcalıklı sınıflar olan “üst sınıf Müslümanlar”, hem de büyük devletlerin himayesinde oldukları için ayrıcalıklara sahip olan, ticarette daha etkin olabilen, vergi ödememe ayrıcalığından yararlanan azınlıklar tarafından tepkiyle karşılanır.

İttihatçılar, isyanlara rağmen, Ermeni Taşnak Partisi’nin kongrelerine katılırlar ve 1908’de yapılan seçimde 14, daha sonra 1912-14 seçimlerinde de 14 kişi olmak üzere İttihatçıların listelerinden meclise milletvekili sokmalarını sağlamışlardır. 1890’ larda başlayan Ermeni isyanları yüzünden binlerce insan birbirini öldürmüş olsa da, genel siyaseti ve halkın tümünü etkilememiştir. 1908’de meşrutiyet ilan edilince Osmanlı’nın tüm illerinde Müslüman, Hıristiyan, Yahudi, Ermeni halklar bir araya gelerek kutlamalar yapmışlardır. (Bunlar biraz, SHP’nin kapatılan DEP milletvekillerini kendi listelerinden meclise sokmasına ve milletvekili seçilenlerin bu fırsatı Kürtçe şovuna çevirmelerine; PKK’nın katliamlarına karşın insanların “Kürt-Türk kardeştir” sağduyusunu göstermesine benzemektedir. Şimdiki açılım çalışmalarına DTP milletvekillerinin küfür ve tehditlerle katılması olayı nereye götürmek istediklerini de göstermektedir. Ancak Türk insanı -en azından şimdiye kadar- oyuna gelmemeyi başarmıştır. Yine de silahın, çatışmanın, çetelerin olduğu her yerde olduğu gibi, PKK ile ilgisi olan veya olmayan yüz binlerce insan doğrudan zarar görmüştür. )

Osmanlı savaşta yenilip anlaşma imzalanınca İttihat ve Terakki önderleri “savaş suçlusu” ilan edileceklerini bildikleri için bir Alman gemisiyle 1918’de ülkeyi terk ederler.

Bunlardan Talat Paşa, Cemal Azmi, Dr. Bahattin Şakir Berlin’de, Cemal Paşa Tiflis’te, Ermeni militanlarca öldürülür. Enver Paşa ise, Tacikistan’da Ruslara karşı savaşırken hayatını kaybeder.

Bu arada İngilizler yargılayıp idam etmek için, suçlu listeleri hazırlamaya başlar. “Önce Allah, sonra İngiltere” diyen son Osmanlı Padişahı Vahdettin ayrıca, arzuladıkları her kişiyi, onların istedikleri şekilde yakalayıp onlara teslim etme sözünü verir. Tutuklananlar İstanbul’da Harbiye Nezareti Cezaevi’ne getirilmeye başlanır.

İngiliz Dışişleri Bakanlığı, Türkiye’deki İngiliz Başkumandanlığı, Ermeni Patrikhanesi, Türklerin kurduğu İngiliz Muhipler Cemiyeti de ayrı ayrı listeler hazırlar. Tutuklananlar arasında valiler, milletvekilleri, ordu komutanları, bakanlar, Hüseyin Cahit Yalçın, Ziya Gökalp gibi yazarlar vardır. Ancak Tevfik Paşa hükümeti beklenmedik bir adım atar. Danimarka, İsveç, İsviçre, Hollanda ve İspanya elçiliklerine yazı göndererek yargılamalara yargıç göndermelerini ister.

Yargılamanın hukuksal dayanağı olmadığı için, İngilizler devreye girerek elçiliklerin bu notları kendi ülkelerine göndermelerini engellerler. Amaçları hiç kimseyi karıştırmadan kendi kendilerine yargılayıp cezalandırmaktır.

Tevfik Paşa’nın görevden uzaklaştırılıp yerine Damat Ferit Paşa’nın Sadrazam olarak atanmasını sağlarlar. Damat Ferit tam bir İngiliz işbirlikçisidir. O da bir liste hazırlayıp İngilizlere verir. Tutuklamaklar devam eder. Eski yöneticiler bir bir gözaltına alınmaya devam edilir.

5 Şubat 1919’da yargılama başlar. Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey, jandarmalara sürgünleri öldürttüğü, görevini kötüye kullandığı iddiasıyla yargılanır. Tek kanıt olaylara şahit olduğu iddia edilen bazı Ermenilerin anlattıklarıdır. Kemal Bey suçlamaların hepsini reddeder. Ama yine de idama mahkûm edilir. Padişah Vahdettin kararı hemen onaylar. Kemal Bey, idam sehpasından Beyazıt Meydanında toplanmış halka: “Ben masumum. Yabancı devletlere yaranmak için beni asıyorlar.” diye seslenir.

Cenazesine binlerce insan katılır.

İngilizler halkın tepkisinden ürkerek yargılamayı başka bir ülkeye taşımaya karar verirler.

28 Mayıs’ta tutuklular bir gemiyle Malta’ya götürülürler.

Daha sonra tutuklananlar da oraya nakledilirler.

Toplam tutuklu sayısı 144’e ulaşır. Tekrar delil toplanmaya çalışılır.

Tüm konsolosluklardan, misyoner cemiyetlerinden destek ve bilgi istenir.

Ancak toplanabilen yazılar yazanların kişisel düşüncelerinden ve tahminlerinden öte fazla bir şey içermemektedir. Kişisel görüşler de mahkemede delil olarak kullanılabilecek belgeler değildir.

Görgü tanıkları ise aynı günde bir kaç şehirde birden olaylarda tanık olduklarını iddia etmektedirler: O günün koşullarında aynı günde bir kaç şehirde birden bulunmak ve olayları izlemiş olmak mümkün olmadığı için, tanıklıkları mahkemece kabul edilemez.

İngilizler iki sene uğraştıktan sonra, hiç bir geçerli delile ulaşamadıkları için yargılama yapamayacaklarını ve sonuçta kimseyi mahkum edemeyeceklerini anlarlar.

Ayrıca, Türklerin elinde tutuklu bulunan İngiliz subaylar ile Malta sürgünlerinin değiş tokuş edilmesine razı olmak zorunda kalırlar. Malta sürgünleri gruplar halinde serbest bırakılırlar.

(Daha sonra ise, sürgünlerin yerine yine bir İngiliz gemisi ile Padişah Vahdettin Malta’ya götürülmüştür.)

Bütün bu olanlardan sonra çeşitli ülkeler yasa çıkararak Türklerin savunma hakkını yasaklama yarışına girmişlerdir.

İster savaş suçlusu, ister seri katil, isterse adi suçlu olsun, savunma hakkı temel insan haklarındandır. Bir insanı cinayetle suçlayıp, savunma hakkını ve “ben öldürmedim!” deme hakkını yasa çıkarak yok etmek, “suçsuzum!” demeyi YASAL olarak suç saymak, temeli hak aramak ve haklı olanın korunması olan hukukla alay etmektir.

Mahkeme edilmemiş, delilleriyle suçu kanıtlanmamış kişi, hakkındaki iddialar ne olursa olsun, suçlu değil zanlıdır.

Olayların yaşandığı dönemde Osmanlı Devleti son dönemini yaşamaktadır ve Türkiye Cumhuriyeti henüz kurulmamıştır. Yani mahkemeye Türkler lehine etki edebilecek, kanıtları yok edebilecek, yargılamayı güçleştirebilecek hiç bir güç yoktur.

Eğer kanıtlı suçlar var idiyse, “suçlular” ve “canlı tanıklar” bile ellerindeyken niçin kimse mahkum edilmemiştir? Zanlıları Malta’ya götürenler, eğer varsa, neden başka canlı tanıkları Malta’ya götürmemişlerdir? Kanıt yoksa, şimdiki suçlamaların ve çıkarılan yasaların hukuki temeli nedir? Filmler, romanlar ve “Mavi Kitap” gibi propaganda bürolarının çıkardığı kitaplar hukuki veya vicdani kanıt olarak kullanılabiliyorsa, bundan sonra yapılacak bu türden çalışmalar da aynı değeri taşıyacak mıdır; Türklere de romanlar yazarak, filmler çekerek kendilerini aklama hakları verilecek midir?

Talat Paşa’nın, Ermeni düşmanı veya onları yok etme planı olmadığı, askeri tedbir olarak bu uygulamayı yaptığı açıktır. Eğer tedbirsiz davrandığı, o günün koşullarında pek çok ayrıntıyı göz ardı ettiği için insanların zarar görmesine neden olduğu iddia edilse de, zaten Ermeni militanlarca öldürülmüş, hatasının bedelini hayatıyla ödemiştir.

Tüm dünyanın ve Birleşmiş Milletler askerlerinin gözü önünde 150 binden fazla Bosna’lı müslümanı katleden Radovan Karadziç ve birlikteki birkaç kişi suçlu bulunmuştur.

Bosna’lı Müslümanları katledenler ve binlerce kadının ırzına geçenler Sırplar değildir?! O mahkûm edilince Sırplar aklanmış olacaktır. Ve Sırbistan’ın Avrupa Birliğine katılması için engel kalmayacaktır. Ama, Ermeniler söz konusu olduğunda, hiç yargılanmadan Ermeni militanlar tarafından öldürülmüş olan, Talat Paşa ve ekibi veya Osmanlı Padişahı Vahdettin veya o zamanın işgalcileri ve müttefikleri değil, tüm Türkler suçludurlar!

Bir mahkemenin verdiği kararı kabul etmeyip daha üst bir mahkemeye başvurmanın yasal temeli vardır. Ama yargılamak için bile kanıt bulunamayıp, zanlıların serbest bırakıldığı bir olayda, sadece zanlı tutukluları değil, onların ait oldukları milleti de birlikte suçlu ilan etmek hangi mantıklı ve yasal temele dayanmaktadır?

Örneğin, “Zanlı, delil yetersizliğinden serbest bırakılmış, ancak sonraki kuşaklar da dâhil olmak üzere, katil olduğuna karar verilmiştir. Ayrıca, zanlı hiç bir belgeye ve kanıta dayanarak suçsuz olduğunu iddia etmek hakkına sahip değildir. Zanlı suçsuz olduğunu söylediği takdirde cezalandırılır. ” gibi bir mahkeme kararı olabilir mi?

“Ermeni soykırımı” iddiasında, zanlının savunma hakkını da tanıyan bir adalet terazisi yoktur. Sadece Türkler aleyhine tartı yapan, doğru-yanlış, yalan-gerçek olup olmadığı önemli olmayan, Türkleri suçlu ilan edebilecek her şeyin üst üste konup tartıldığı bir kantar vardır. Bu yüzden de Ermeni soykırım anıtları, gerçekte hukuksuzluk ve haksızlık, yargısız infaz anıtlarıdır.

Türkiye arşivlerini açtığını ve kurulacak uluslararası bir komisyon tarafından Rus, İngiliz ve Fransız arşivlerindeki belgelerin de incelenmesiyle bir karara varılmasını talep etmektedir. Eğer geçerli belgeler varsa bu teklif niçin kabul edilmemektedir?

“Soykırım olmuştur.” diyenleri ödüllendirerek, “Soykırım olmamıştır” diyenleri öldürerek, hakaret ederek, çeşitli toplantılarda konuşmasına engel olarak, yayınlanmış kitapları satın alıp yok ederek, yasa çıkarıp “soykırımı” kabul etmeye zorlayarak ne kadar vakit kazanılabilecektir? Bir gün vicdanlı birileri çıkıp tüm bilgi ve belgeleriyle gerçeği açığa çıkarmayacak mıdır? Bunu olabildiği erken yapıp, geçmişte yaşanan acıların geleceği de rehin almamasını sağlamak daha insanca ve doğru değil midir?

Programlara çıkarılan bazı Ermeniler dedelerine yapılanları anlatmaktadırlar. Dünyadaki tüm Ermeni nüfusunun en az üç katı sayıdaki Anadolu insanının da kendi ninelerinden, dedelerinden dinledikleri “Ermeni mezalimine” ilişkin anıları, yağmalanan evler, yakılan insanlar, öldürülen çocuklar vb. anlatacakları vardır.

Hiç bir ülkenin dilinde, o ülke halkının zulüm yaptığı, yok ettiği insanların zalimler olduğuna işaret eden kelimeler yoktur. Örneğin, bir Alman, diğerinin yaptığına kızarak “Nazi subayı gibi acımasız.” diyebilir. Ama “Yahudi gibi zalim adam “ diyemez. Bunu söylemek sadece komik olur. Ama, Türkçe’de “Ermeni gibi”, ”Ermeni soyu”, “Ermeni dölü” gibi, acımasızlığı ve birine verilen zararı dile getiren küfür anlamlı söylemler vardır.

Bu yüzden parlamento kararlarıyla Türkleri ikna etmek mümkün değildir. Türkleri tehdit ve korkutma ile sindirmek de mümkün değildir. Ayrıca yapılanlar ciddi bir antipati yaratmakta ve hedeflediklerinin aksine sonuçlara yol açmaktadır.

* Ancak burada eklemek gerekir ki, olayları yaşamış kuşakların dilindeki “Ermeni“ sözcüğü sadece, günümüzün Al Kaida, Hizbullah, PKK vb. terörist gruplarının adı gibi kullanılmakta, saldırgan çeteleri tanımlamaktaydı. Olaylara karışmamış, aynı mahallenin veya köyün birlikte yaşanan Ermeni ahalisi ise, “komşular”dır. O dönemi yaşamış insanlara göre, Ermeniler, dışarıdan gelen, “komşuların” da tanımadığı, onlarla ilgisi olmayan insanlardır.

Ayrıca ne Müslüman diplomat öldürmek, ne Ermeni gazeteci öldürmek sonuca götürür.

Silahsız, insan öldürmemiş bir insanı öldürmeyi din ile açıklamak mümkün değildir.

Kendi toprağının, kültürünün insanını öldürmenin milliyetçilikle, sinsice saldırmanın da kahramanlıkla alakası yoktur. Yeryüzünde Ermeni soykırımı olmuştur diyenler de, yoktur diyenler de milyonlarcadır. Karşıt görüşler birbirini öldürmeye kalksa dünya savaşı çıkar. Yapılması gereken susturmak değil, ortaya kanıt koymaktır. Daha da önemlisi tarihten öğrenip, döne döne aynı oyuna gelmemektir.

(Bu konuda “Türk-Ermeni barışı neden gerekli?” konulu blog yazısının okunması yararlı olabilir.)

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 169
Toplam yorum
: 110
Toplam mesaj
: 22
Ort. okunma sayısı
: 4285
Kayıt tarihi
: 19.06.09
 
 

1958  doğumluyum. Arkeologum. Evliyim. Çocuğum yok. Çalışmıyorum. Yıllarca çalıştıktan sonra, zam..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster