Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

kevser şekercioğlu akın

http://blog.milliyet.com.tr/kevser

23 Temmuz '17

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
147
 

Ermiş olabilmek...

Ermiş olabilmek...
 

internetten alıntıdır


Çok çocukken anlatılanlara hepsi sahiymiş gibi ilgi duyardım. Sahiler de vardı misal verilenlerde. Sonradan fark ettim ki herkes bir şeyler söylüyor, birilerine laf geçirebilmenin, otorite kurmanın, kendini hiç hakkı yokken saydırmanın derdinde olanlar da vardı. Bazılarından hiç hoşlanmadım. Mesela, hamileyken kaynanasının yüreğini yemek isteyen gelin hikayesi hala midemi bulandırır. Yine de her anlatılan, her okuduğum kitaptan bir şeyler kalırdı aklımda.

 

"Suda yürüyen alim adamlar ve onlardan dua etmeyi öğrenmeye çalışan cahil çobanın da aynı suda koşarak peşlerinden gelmesi." Su üstünde yürümek için alim olmaya gerek yoksa neydi asıl mesele?

 

"Yollarda Allah'ı ve kendini arayan Yunus Emre'nin, açlıktan açlıktan ölmek üzereyken dua ederek önüne çok güzel yemeklerin gelmesi" meselesi. Kim istemez ki böyle bir şeyi.

 

Dua ederdim lütfen bende ermiş olayım da suyun üzerinde yürüyebileyim, istediğimde hemen istediğim yemekler gelsin diye. Çocukluk işte. Ermiş olanlar her şeyi biliyorlardı, bunu da istedim çocuk aklımla. Şimdi biliyorum her şeyi bilenler ya da bildiğini sananlar hep yanılıyorlar.

 

Bir gün ermişlerin ölülerle-cinlerle iletişime geçtiğini söyledi birileri sohbet ederken, kimdi bilmiyorum. Öbür dünyadan haberler getirenler varmış, günahları sevapları haber veren. Pantolon giyen kadınların cehennemlik olduğunu söyleyen... O dönemde çöllerde erkeklerde elbise giyerlermiş dedim bu yalan olmalı. Ermiş olma hayalimden hemen o an vazgeçtim. Hayır, kadınların giysileriyle alakalı değildi bu vazgeçiş. Gece tuvalete giderken bile ya ablamı ya kız kardeşimi uyandırırdım korkudan.

 

Ölüler ve cinleri görmemek içindi bu vazgeçiş. İlkokul üç ya da dörde gidiyorum. Sabaha karşı sıkışmış olarak tuvalete gitmek için ne ablamı ne kız kardeşimi uyandıramadım. Kapının kolunu tuttum sabah ezanı okunmaya başladı. Ezanı Allah okuyor sanıyorum niyeyse. Gidemedim tabi ki, korkudan ölerek döndüm ablamın yanına, uyumuşum o korkuyla. Sabah annemin söylenmeleriyle uyandım, çarşafımızın altında kalın naylonlar hazır bulunuyordu olası ıslanmalara karşı ama çarşaf-yorgan yıkanıp kurutulacak. Çamaşır yıkama-kurutma makinesi de yok o zamanlar...

 

Altını ıslatan birinin ermiş olamayacağına karar vererek kesin vazgeçtim isteğimden. Ermiş olup ne yapacaksın insan ol yeter öğretilerini okumaya başladım. Bu daha mantıklı ve olabilir gibi geldi. İnsan olmak, insan olmaya çalışmak da zordu ama en azından denerdim ölülere-cinlere  bulaşmadan.

 

Çok sonra öğrendim ki su üstünde yürümek değil yaşamak için yürümek gerek. Güzel yemekler istiyorsan masanda bir zahmet pişirecektin eğer yaptıracak şansın yoksa. Hele de malzemeyi kendin çalışarak alabiliyorsan. Sabah kalktığında iki yumurta kırıp bir demlik çay demlemenin gerçekliği daha doğru göründü gözlerime. Yedikten sonra da ortalığı toplamak.

 

Emekliliğime yakın başka bir iş görüşmesine gitmiştim. Şirketin sahibi hedefiniz ne diye sormuştu. Kimseye muhtaç olmadan yaşayabilmek demiştim. Basitmiş gibi söylüyorsunuz ama bunun nasıl büyük bir hedef olduğunu biliyor musunuz diye sormuştu bana. Çok iyi hem de dedim. Çok iyi belletmişti hayat. Kısmet değilmiş olmadı o iş.

 

Çocukluğumda istediğim ermişlik hevesi bu gün geldi aklıma. Neden bu gün bilmiyorum. Güldüm, kendi o masum-aptal çocuk hallerime. Artık çok geç. Ermişlik için değil, olmayacak hayalleri hayal etmeye. Kalktım yemekler yaptım, verene şükürler ederek, yapanın ellerine sağlık diye. Ellerimin sağlığa çok ihtiyacı var eklemlerim fena durumda.

 

Suda yürümeyi hiç denemedim ama su içmenin-içebilmenin ne demek olduğunu çok iyi biliyorum. Hala insan olmaya çabaladığım gibi. Bir gün ermiş olabiliriz bir günlüğüne diğer bir gün, kendi cehennemimizin katran ateşlerinde yanmak düşer payımıza. Bazen bildiklerimiz yeter bazen de bilmediklerimiz yaşamaya. Ermiş olup ne olacak? Statüler değil karakterler seviliyor. Kimisi ermiş sever kimi de deli...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

O ermişim diyenlerdir zaten hayatın rüzgârını kesip suyunu kurutanlar.Gayptan haber aldıklarını bile dolaylıca yansıtırlar alavere dalavereleriyle.İnsanın gerçeğe kendi akıl gücüyle erişmesini bile önlemeye çalışırlar.Oysa yaşamak demek öğrenmek demektir.Hele bir de sevgi doldurabilmişsek gönlümüze,bir bardak çay içmenin zevki bile bambaşkadır özlediğimiz çoğu şeye ulaşamazsak da...Elinize sağlık Kevser hanım.Yalanı doğruyla aşan güzel bir yazıydı.Selam ve saygılarımla.

Abbas Oğuz 
 13.09.2017 16:26
Cevap :
Ermiş olan ya da yaklaşan insan dile bile getirmez bunu zaten, susar bilse bile. Keşke çocuk aklımla düşündüklerim kadar kolay olsaydı Abbas Bey. Zaten tam bildim sanıyorsun bir bakıyorsun bütün bildiklerin bilmediklerine eş... Teşekkürler ediyorum güzel düşüncelerin için. En dürüst görünen insanların bile bir zamanlar yalana baş vurduğu da görülmüştür:))) Ermiş olmak mı, insan olmak mı? İnsan olmayı becerebilirsem bu yeter bana. Sağlıkla kal lütfen  29.10.2017 21:26
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 339
Toplam yorum
: 1558
Toplam mesaj
: 310
Ort. okunma sayısı
: 876
Kayıt tarihi
: 15.01.07
 
 

1965 Akçakoca doğumluyum. Evli ve dört kız annesiyim, küçük bir kızın  anneannesiyim. A.Ü. Halkla..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster