Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Şubat '16

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
86
 

Ertuğrul 1890 ve bilinmeyenleri

Daha önce seyrettiğim ve yorumlarımı sizlerle de paylaştığım Ertuğrul filminin büyüleyici etkisinden hala kurtulmuş değilim. Tarihimize ışık tutan böyle filmlerin devam etmesi çok  önemli. Milli ve manevi duygularımızın özellikle de şu zamanda iyice yeşermesine ihtiyacımız var. Toplum olarak tarihi kitaplara da olan ilgimiz göz önünde bulundurulduğunda hepimizi bir tarih yolculuğuna çıkararak belki de ileride atacağımız adımların daha da doğru atılmasını sağlamaktadır.

Ertuğrul 1890 isimli filminde, o zamanın dillere destan olmuş padişahı II. Abdülhamit han, 1887 yılında Japonya İmparatorunun yeğeninin bir savaş gemisi ile İstanbul'u ziyaret etmesinin ardından; dostluğumuzu pekiştirmek için Japonya'ya bir heyet gönderilerek iade-i ziyaret yapılmasını emrediyor. Bu ziyaret için İstanbul tersanelerinde yapılan Ertuğrul fırkateyni seçiliyor. Bu Fırkateynin seçilmesinin nedeni; hem yelken hem de makine ile hareket edebiliyor olması. Ama ne yazık ki o günün şartları altında çürümüş ve de bakımsız durumda.

Bu şartlar altında yola çıkan Ertuğrul Fırkateyni ülkenin içinde bulunduğu ekonomik problemlerden dolayı, aldığı yetersiz miktardaki kömürü idare edebilmek için açık denizlerde yelkenlerle gidiyor, kömürden tasarruf etmeye çalışıyordu. Bu zor şartlar altında 11 ay gibi uzun bir yolculuktan sonra nihayet Japonya’ya varılıyor...

Ziyaretler yapılıyor, fakat dönüş esnasında Japon'lar bizimkileri uyarıyor; " Bu mevsimde geminiz dayanmaz, çünkü buralarda çok büyük fırtınalar olur, gitmeyin ... Buralara kadar bu gemi ile gelmeniz bile mucize... Mucize de bir kere olur."

Ama "Olmaz, gitmeliyiz." diyor Ali Bey. "Elde avuçta yok, neyle geçiniriz buralarda" diyor üzüntülü ve çaresiz bir ses  tonu ile mürettebatına...

"Biz onurlu milletiz, onların verdiğini de kabul edemeyiz. Tarihte bu milleti başkasının kapısında dilenci yaptırmayız." diyerek  yola çıkıyorlar hep birlikte fikir birliği etmişçesine o engin sulara. Hatta Ali Bey mürettebatından hiç kimseyi bu zor yolculuğa çıkmak zorunda bırakmamak adına "İstemeyen gelmesin." bile diyor...

Ertesi sabah gemide kaç kişinin olduğunu sorduğunda, eksiksiz tüm mürettebatın gemide olduğunu öğreniyor. Fırkateyn yola çıkıyor ve filmde de gördüğümüz gibi o büyük fırtınaya yakalanıyor...Yakılabilecek ne varsa yakıp gemiyi kurtarmaya çalışıyorlar. Ancak, gerçek olayları aratmayacak profesyonellikte çekilen sahnelerde hepimizin gözyaşları içinde izlediği görüntülerle Ertuğrul Fırkateyni ne yazık ki batıyor.

Burada tarihe bir not düşünmemiz gerekiyor; Japon sularında batan Ertuğrul Fırkateyni süvarisi deniz albay Ali Bey'in torunu kimdir biliyor musunuz? Hasan Ali Yücel.. Cumhuriyet tarihine Köy Enstitülerini Kuran kişi olarak geçen Hasan Ali Yücel, 1938- 1946 yıllarında Milli Eğitim Bakanlığı yapmıştır. Sürpriz daha bitmedi, Hasan Ali Yücel'in oğlu ise gönüllere taht kurmuş şairimiz Can Yücel... 

Bu hatıraları "Çanakkale Öyküleri Türküleri" konserinde Sunay Akın'dan dinlediklerini sevgili meslektaşım  anlattı, bende yazma ihtiyacı duydum. Eminim herkes bir şeyler hissetmiştir, tarihimizin en ufak ayrıntısını bile kaçırmamak gerekiyor. “Tarihimizi  bilmek, kendimizi bilmektir.” derim.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 227
Toplam yorum
: 68
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 205
Kayıt tarihi
: 12.12.13
 
 

Prof. Dr. Hamdi Temel, 1966 yılında Sorgun'da doğdu, İlk ve orta öğretimini Sorgun'da tamamladı v..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster