Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Eylül '07

 
Kategori
Alternatif Tatil
Okunma Sayısı
4372
 

Erzurum' dan Tillo' ya İbrahim Hakkı yolunda

Erzurum' dan Tillo'  ya İbrahim Hakkı yolunda
 

“Mevla görelim neyler, Neylerse güzel eyler.” Diyerek düştük yola. Hayat baktığımız yere göre anlam kazanır. Hayata güzel yanından bakıp yürüdüğümüz yolların bizi güzel dünyalara götüreceği umudunu taşıyoruz.
Her devirin bir İbrahim’i vardır. 1700 lü yılların İbrahim’i ise Erzurumlu İbrahim Hakkı hazretleridir. Tasavvufi takvası, ilimdeki ulaştığı mertebe ve bıraktığı eserler ile günümüzde hala bizlere yol gösteren bir “marifet ehlinin” izine düştük.
İlk durağımız doğduğu şehir. Erzurum’un kaplıcaları ve Pasinler savaşı ile meşhur ilçesi Hasankale/Pasinler’deyiz. Bir dağın eteğine sığınmış, küçük bir kalesi ile mütevazi bir doğu şehri Pasinler.
Tarihte Pasinler savaşının yapıldığı ovası, kaplıcaları ve İbrahim Hakkı hazretleri ile nam salmış Erzurum ilinde.
İbrahim Hakkı hazretleri bir ilim erbabı babanın oğlu olarak yılın büyük bir bölümünün karla kaplı geçtiği şehirde dünyaya gelmiş. İçindeki saflığı karın beyazından, azmi ise aşılmaz görünen yolların zorluğundan almış olsa gerek.
Şehirde İbrahim hakkı adını camilerde, okullarda kimlik kartlarından bol bol görmemiz mümkün.
Pasinler’den Erzurum’a geçtiğimizde Erzurum’dan neden büyük İslam alimlerinin yetiştiğiniz anlamak mümkün. Büyük ihtişamı ile bizi karşılayan Yakutiye medresesi ve Çifte minareli medrese Erzurum şehrinin bir ilim mektebi olduğunu gösteriyor. Özelikle uzun kış geceleri ilim erbabının yetişmesinde büyük etkiye sahip olsa gerek.
Erzurum’a mal olmuş Erzurum’un ismi ile anılan İbrahim Hakkı Hazretleri adına
Erzurum bir ilim şehri olmasına rağmen İbrahim Hakkı hazretlerinin babası ışığı, başka bir yerde görse gerek, dokuz yaşında iken oğlunun elinden tutup medreseleri ile meşhur bir başka yola koyulmuş. Siirt’in küçük bir beldesi Tillo’daki güneşin ışığından feyiz alması için Tillo’nun yolunu tutmuş.
O gün ki zor şartlardaki yolculuğu yaşamasak da bir öğle vakti Siirt’te vardık bizlerde. Ülkemizin en küçük illerinden birsi Siirt. Siirt’te yediğimiz yemeğin arkasından alelacele Tillo/Aydınlar merakımızın acelesi ile yola koyulduk. Araçla on, on beş dakikalık bir yolculuktan sonra Tillo’ya vardık.
Varlığı ile küçük, derinliği ile küçük bu kasabaya girmeden önce ilk durağımız, saygının bilimle perçinleştiği kale oluyor. Bu kale öyle bir kale ki surları aşktan örülmüş, harcı imandan konulmuş, bir sevgi yuvası.
Bir tepenin zirvesine çıkıyoruz. Tillo ayaklarımız altında, arkamızda ise derin bir vadi yükseliyor. Vadinin içerisinden kıvrıla kıvrıla akan bir ırmak. Vadinin yeşiline yayılmış koyun sürüleri.
Kalenin sırrı işte bu derin vadiden doğan güneş ile aşağıdaki düzlükte yeşiller içerisinde görülen türbenin arasındaki bağdan kaynaklanıyor.
Kale olarak adlandırılan yapı aslında taşlar örülmüş bir duvar. Ortasında ise küçük bir pencere var.
Bu küçük pencere aşkın, ışığın ve fiziğin bir arada toplandığı küçük bir pencere. Bu pencereden yayılan ışık önce Tillo’yu sonra bilim dünyasının yolunu aydınlatıyor.
Coğrafya bilgisi olanlar hatırlayacaktır. Gece ve gündüzün eşit olduğu güne ekinoks denir. ( 21 Mart ve 23 Eylül )İbrahim Hakkı hazretleri evrenin içindeki bu küçük mucize gününde doğan güneşin Tillo’da ilk önce hocasının üzerine doğmasını istiyor.
Her ekinoks döneminde bu küçük kalenin arkasındaki vadiden yükselen güneş bu kaleye çarpıyor. Kaleden geçemediği için Tillo şehrine ışık gitmiyor. Işık sadece duvarda bulunan pencereden geçiyor. İlerde bulunan bir tepeden kırılıyor. Arkasından da hocası İsmail Fakirullah hazretlerinin türbesinden içeri girerek mezarının başına düşüyor.
İnsan bu durumu görünce alim olmanın bilimde ilerlemenin hocaya gösterilen saygıdan geçtiğini gösteriyor.
“Yeni yılda doğan ilk güneş, hocamın baş ucunu aydınlatmazsa, ben o güneşi neyleyim.” Sözü ile bu saygısını en yüce makamdan göstermiş.

Ne yazık ki bu fiziğin sevgi ve saygıya dönüştüğü ışık düzeni, türbenin restorasyonu sırasında bozulmuştur. Avrupa’nın bir çok uzman bilim adamı, bütün uğraşlarına rağmen bu ışık düzenin eski orijinal haline getirememişlerdir.
Kendi çağındaki olanaklarla yapılan bu güzel eseri bugün büyük teknolojik imkanlara sahip olunmasına rağmen eski haline getirilememesi dünyamızın ne kadar ilerlediğinin yada gerilediğinin bir göstergesi olsa gerek.
Bu kalenin bulunduğu tepede esen rüzgarın keyfini sürmek, İbrahim Hakkı hazretlerinin feyzinden istifade etmek için her gün yüzlerce ziyaretçi gelirken, çevrede piknik yapılan bir alan haline gelmiş.
Yolumuzu Tillo Merkezine doğru yöneltiyoruz. Burada şehir merkezinde bulunan saat kulesinin bulunduğu kavşaktan İsmail Fakirullah ve İbrahim Hakkı ile sevda yolunun bulunduğu türbenin yoluna düşüyoruz.
Geniş bir bahçenin içerisine yapılan türbe yeşillikler arasında bir cennet köşkü gibi duruyor.
Fizik, kimya, biyoloji, psikoloji, karakter tahlili, astronomi, geometri ve daha bir çok alanda ilimde zirve olan İbrahim Hakkı Hazretleri ilimin tahsilinden sonra Erzurum’a giderek orada imamlık yapmış bir süre. Hayatının son deminde Tillo’ya dönmüş.
İlim yanında bir saygı abidesi olan İbrahim Hakkı hazretleri hocasının ayak ucunda sonsuz bir istirahata çekilmiş.
Önce hocasına sonra sonsuzluğun hakimine kavuşmuş. Türbede hocasının baş ucuna yeni yılda doğan ilk güneş artık düşmüyor. Ama türbenin içerisinde bir güneş olarak İsmail Fakirullah ve gecemize aydınlatan bir dolunay olarak İbrahim Hakkı hazretleri isteyenlere marifet ilminden ışıklar vermeye devam ediyor.

ERZURUMLU İBRAHİM HAKKI KİMDİR

“Mevla görelim neyler, Neylerse güzel eyler.” sözünün sahibi, mütefekkir ve mutasavvıf vasıflarıyla tarihe geçen Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri, 18 Mayıs 1703’te Erzurum/Hasankale’de doğdu. Çocukluğunda İsmail Fakirullah Hazretleri ile tanıştı. Erzurum Müftüsü Muhammed Hazık’tan Arapça, Farsça dersleri aldı. 1728’de Tillo’ya giderek Şeyh Fakirullah Hazretleri’ne bağlandı. 7 yıl sonra şeyhinin vefatı üzerine Erzurum’a döndü ve Yukarı Habib Efendi Camii’nde imam–hatip olarak görev aldı. Kabiliyeti ve bilgisiyle ilim çevrelerinin dikkatini çekince Sultan I. Mahmut tarafından saraya davet edildi ve saray kütüphanesi istifadesine sunuldu. 1775’te Hasankale’de inzivaya çekilerek kendini tamamen kitap hazırlamaya adadı. Marifet-name’yi o dönemde yazdı. Eserde, astronomiden matematiğe, astrolojiden tıbba kadar birçok konudaki soruların cevabı yer alıyor. 22 Haziran 1780’de Tillo’da vefat etti ve şeyhi Fakirullah için yaptırdığı türbeye defnedildi.

ESERLERİ
40’a yakın eseri arasında en çok bilinenler şunlar: İbrahim Hakkı Divanı, İrfaniye, İhsaniye, Mecmuatü’l Meani ve Marifetname.


Yol Notlar
• 14 yıl önce Atatürk Üniversitesi fen edebiyat fakültesinde kurulan Erzurum İbrahim Hakkı Araştırma Merkezi'nin rektörlükte kaydı bulunmuyor Atatürk Üniversitesi Rektörlüğü, 14 yıldır faaliyet gösteren Erzurumlu İbrahim Hakkı Araştırma Merkezi'ni kendi web sitesinden ve tanıtım kataloğundan çıkartılmış.
• İbrahim Hakkı Hz. üç sefer Hacc’a gitmiştir.
• I. Mahmut tarafından1758’de İstanbul’a gitmiş, bu gidişinde saraya özel olarak davet edilmiştir. Burada saray kütüphanesinde bir süre çalışmıştır.
• 2003 yılında PTT, İbrahim Hakkı Hazretleri pulu çıkardı.
• Doğumunun 300. yılında ilk kez devlet töreni ile anılmıştır.
• Batılılar ona Anadolu`nun Leonardo Da Vinci unvanını vermişlerdir.
• Tillo’ya gidilince İbrahim Hakkı Müzesi Ziyaret edilmelidir.

NASIL GİDİLİR
Siirt’te karayolu ve havayolu ile gitmek mümkündür. Siirt’ten 10-15 dakikalık bir yolculukla Aydınlara özel araç yada taksi ile gidilebilir.

MARİFET-NÂME HAKKINDA

Çok sayıda eser yazan İbrahim Hakkı hazretlerinin en büyük eseri Marifet-nâmedir. Bir nevi Ansiklopedi türünde yazılmış bir eserdir. 1757’de yazılmıştır. 1836 ve 1864’te Mısır’da 1868, 1889 ve 1914’te İstanbul’da basılmıştır. Ortalama 600 büyük sayfadır. El yazmaları 2 cilt olup, halen Tillo’da torunlarından Sadettin TOPRAK tarafından muhafaza edilmektedir. Astronomi, Fizik, Matematik, Psikoloji konularında içeriğe sahiptir. Özelikle karakter tahlilleri günümüz psikoloji bilimi ile uğraşanların büyük ilgisini çekmektedir.
Bilindiği gibi bilim doğruları arama deryasıdır. Marifet-nâme’de ortaya konulan görüşler bugün ki bilim verileri tarafından onaylanmaktadır. Ancak hayatlarında bilimsel araştırma yapmamış, ilimden ve bilimden yoksun kişiler, İbrahim Hakkının İslâm’ı referans alarak yaptığı çalışmaları küçümsemek ve karalama gayretinde olduğu görülmektedir. Karalama çalışması için site dahi kuran bu kişilerin doğruları aramaktan çok İbrahim Hakkı üzerinden ehlisünnet itikadına saldırmaları gerçek niyetlerini ortaya koymaktadır.
Dünyada bilim çevrelerinin incelediği, üzerinde yüksek lisans ve tez çalışmalarının yapıldığı bir bilim ehline ve ortaya koyduklarına yapılan bu saldırıları iyi niyetle açıklamak mümkün değildir.

BİR KUTLU DÜŞ

Anlatıldığına göre alim ve takva sahibi olan İbrahim Hakkı Hazretlerinin babası Osman efendi istiareye yatar. Rüyasında ak saçlı biri ona mürşidini aramak üzere yola çıkmasını söyler. Osman efendi Mürşidini aramak için yoluna düşer. Tillo’da Kadiri Şeyhi İsmail Fakirullah’ı bulur. Oğlu İbrahim Hakkı Hazretleri dokuz yaşında yanına aldırır.

İBRAHİM HAKKIDAN İNCİ DAMLALARI

• Ey aziz, Evliya-i kiramın hallerine kavuşmak, itikadı düzeltmek, namazları vaktinde kılmak, şehvetin arzularını unutmak, sıfatları bilmek ve zat-i ilahiyi sevmekle olur.
• Dünya ile olan gönül zarardadır Ukbâ ile olan gönül erir. Mevlâ ile olan gönül temiz ve ne güzeldir.
• Gafilin kalbi dünyaya bağlıdır. Zâhidin kalbi ukbâya bağlıdır. Ârif´in kalbi Mevlâya bağlıdır. Gönül, çok şefkatli bir arkadaştır. Kalbin Hakk ile olsun ve kalıbın halk ile kalsın.
• Ey Aziz! Dil insanın terazisidir. Üç şey her belayı kendine çeker: Ciddi olmayan konuşma, şaka ve saçma sözdür. Arkadaşların gıybeti rezalettir.
• Şaka heybeti kıran afettir, minnet cömertliği yıkan felakettir. Konuşursan, doğru söyle, söz verirsen tut, tatlı konuşmak ve sesle selam sünnet-i kiramdır.
• Yumuşak söz ve bol selam insanların sevgisini kazandırır.
• Ey Aziz! Zikrullahın en üstünü, sessiz olarak kalb huzuru ile Lailahe illallah kelime-i tayyibesini tekrardır. Zikrullah, kalblerin nuru, ruhların huzurudur. Zikrullah bedene lezzet, ruha kuvvettir.
• Gözlerin cilası, sırların nurudur. Arifin adeti, Allahü Teâlâ´yı zikr ve O´ndan başkasını unutmaktır. Zikrullah sadra cila, akla nurdur. Kalblerin hayati, mahbubun likasıdır.
• Dilin adeti, kalbin düşüncesidir. Hakkı zikredeni, Hak da zikreder


TEFVİZNÂME
Hak şerleri hayr eyler
Zannetme ki gayr eyler
Arif anı seyr eyler
Mevlâ görelim neyler
Neylerse güzel eyler

Sen Hakk’a tevekkül kıl
Tefviz et ve rahat bul
Sabreyle ve razı ol
Mevlâ görelim neyler
Neylerse güzel eyler

Kalbin ona berk (yaprak) eyle
Tedbirini terk eyle
Takdirini derk eyle (anla)
Mevlâ görelim neyler
Neylerse güzel eyler

Hallak-ı Rahim oldur
Rezzak-ı Kerim oldur
Fa’al-ı Hakim oldur
Mevlâ görelim neyler
Neylerse güzel eyler

Na't-ı Nebî

Her işde zikr ederdi nâm-ı rahman ol kerem kânı
Senâ vü hamde Peygamber idi kân ol kerem-kânı

Ol idi mahzar-ı eltâf ü ilm ü hilme hem menba'
Ki hüsn-i hulk ile dolmuştu ol cân ol kerem-kânı

Hak'ın mahlûkuna rıfk u tevâzu' eyleyip lillâh
Ederdi cümle halka lûtf u ihsân ol kerem-kânı

Hemân Allâh içün halkı severdi buğz ederdi hem
Ne dost olmuştu nefsiyçün ne düşman ol kerem-kânı

Ne güldü kahkahayla ol ne sögdü nesneye hergiz
Güzel sözlü güleç yüzlüydü her ân ol kerem-kânı

Hayâ vü hilm ile mevsûf idi hem lûtf u hürmetle
Gelip yalvaranı koymazdı giryân ol kerem-kânı

Kabul eylerdi özri suçlulardan afv ü lûtfuyla
Azîmü'l-hulk idi şefkatli hannân ol kerem-kânı

Gınâyı sevmeyip fakrı severdi fahr ederdi hem
Kılıp miskinleri kendine ihvân ol kerem-kânı

Yamalıklar dikip esvâbına na'lin giyip dahî
Varıp her hastaya eylerdi dermân ol kerem-kânı

Hem ehl-i beytinin hizmetlerin bizzat ederdi hoş
Kamu müşkilleri eylerdi âsân ol kerem-kânı

Eğer hubz-i şaîr ü mercimek çorbası ekliyçün
Olunsa da'vet olurdu o mihmân ol kerem-kânı

Binerdi geh deve geh at ve geh katır gehi merkeb
Yalın ayak yürürdü kâh o sultân ol kerem-kânı

Murabba' otururdu ya diz üzre ya dikerdi diz
Dolu âdâb idi peydâ vü pinhân ol kerem-kânı

Yeyip üç parmağıyla hem yalardı ânı lezzetle
İçerdi üç nefesde âb-ı reyyân ol kerem-kânı

Severdi bâl ü helvâ hem kabak sirke tirit ammâ
Doyunca yememişti arpadan nân ol kerem-kânı

Mübarek karnına taş bağlaridi gâhi açlıktan
Fuâdım olmasın deridi lerzân ol kerem-kânı

Saâdet-hânesinde nice aylar yanmazidi od
Kanâatle yeridi temr ü rummân ol kerem-kânı

Güzel işlerde sağ yanın severdi eyleyip takdîm
Vuzûya olsa ya'lbise şitâban ol kerem-kânı

Yatırdı sağ yanı üzre yüzü müstakbelü'l-kıble
Ederdi her nefeste gaybı seyrân ol kerem-kânı

Uyurdu gözleri hiç uyumazdı gönlü dostuyla
Ezelden hüsnüne olmuştu hayrân ol kerem-kânı

Hevâdan söylemezdi nutk-ı pâki cümle vahy idi
Dürr-i hikmetle idi bahr-i ummân ol kerem-kânı

Teni halk içre idi gönlü dostuyla tek ü tenhâ
Bulurdu vahdeti kesrette her an ol kerem-kânı

Salât ü hem selâm olsun ona hem âl ü sahbeyne
Ki kıldı onları kendine yârân, ol kerem-kânı

Gel ey Hakkı unut halkı Habîb-i Hak'tan al hulku
Ki Hak'tan hüsn-i hulk almıştı meccân ol kerem-kânı


EVRİM VE İBRAHİM HAKKI
İbrahim Hakkı Hazretlerini incelerken özelikle Evrimcilerim İbrahim Hakkı’nın görüşlerini kullanarak kendilerine İslam dünyasından destek aradığı görülmüştür. Bu konuya İbrahim Hakkı’yı ele alırken açıklamak gerekmektedir. Evrimin asıl iddeası; insan, arz üzerindeki tekamülün son safhasında meydana gelen bir varlıktır. Bu varlık esasen hayvan aleminde mevcut bulunan hayvandan enerji kabiliyetlerin birbirine karışarak sadece daha zengin bir şekil alması yani basit varlıklardan İnsanın evrimleşerek türediği iddea edilir.
İbrahim Hakkı’da da tekamül vardır. Ancak tekamül evrimden ayrıdır. Evrimde bütün canlılar birbirinden türerken İbrahim Hakkı’da ilk varlıktan bütün canlıların ilk örneği yaratılmış bunlar kendi aralarında zamanla evrim geçirmişlerdir. İnsanın özellikle maymundan türediğini söyleyen evrimci görüşe karşı insanın insanda bulunan ilk insanın Hz. Adem olduğunu kabul eder. İbrahim Hakkı bu görüşüne bugünkü bilimde katılmaktadır. Yani insan nesli kendi içinde daha da insanlaşmış. Maymun nesli kendi içinde daha da maymunlaşmıştır. Gelecekte bu şekilde evrim devam edecektir. İnsanla maymun veya diğer varlıklar arasındaki makas giderek açılacaktır.
Kaynak
1 Max Scheler. İnsan ve Kainattaki yeri, Çev. Takkiyyetin Mengüşoğlu, s. 1-2.
2 Güven Arsevük. İnsan, Evrim, Alet, Bilim Teknik Dergisi. Sayı 365. Temmuz 1995, s.19

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 65
Toplam yorum
: 68
Toplam mesaj
: 24
Ort. okunma sayısı
: 3236
Kayıt tarihi
: 16.01.07
 
 

Çeşitli dergi ve gazetelerde, gezi, deneme, öykü, şiir yazan bir yazar. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster