Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Ağustos '12

 
Kategori
Dünya
Okunma Sayısı
4704
 

Esad'ın gücü nereden geliyor?

Esad'ın gücü nereden geliyor?
 

Suriye’de son bir yılda neler oluyor? Bir yandan zalim bir yönetici altında ezilen Suriye halkını görüyoruz. Fakat biraz daha derine inildiğinde bu sistemin sadece bir adam tarafından ayakta tutulmadığı, halkın sadece Esad karşıtlarından oluşmadığı, Suriye içinde patlayan bombların sadece Suriye’yi ilgilendirmediği yavaş yavaş ortaya çıkıyor.

Birkaç gün önce Suriye başbakanı Riad Hicab istifa ederek Esad’ın safhından ayrıldığını açıkladı. Bu Suriye’deki olayların gidişatı için çok önemli bir gelişme. Bu önemi anlamak için de Beşar Esad’ın gücünün nereden geldiğini keşfetmek gerekiyor. Suriye’de hala tutunmaya çalışan bu rejim, özellikle Hafız Esad’ın (Beşar Esad’ın babası) yönetiminden beri kendini birçok yöntemle ayakta tutuyordu. Bu farklı yöntemleri belirlemek Suriye’nin bugüne nasıl geldiğini, veya bugünü nasıl geciktirdiğini anlamak için gerekli.

STRATEJİ 1 – Ordunun İçişlerinde Kullanılması

Rejimi güçlü, yenilmez kılan ayaklardan en önemlisi elbette ki şiddet kullanımı. Suriye’de bir devletin halkına karşı kullanabileceği iki farklı şiddeti de gözlemleyebiliyoruz. Birincisi katliam derecesinde açıkça yapılan toplu ölümler. Bunun en acımasız örneği 1982 yılındaki Hama Katliamı. Müslüman Kardeşleri (MK) rejime bir tehdit olarak algılayan Hafız Esad ve ordusu MK’in merkezi olarak bellediği Hama’ya geniş bir arama yapmak amacıyla 12,000 kişilik bir taburla girer. Bu aramalar hızla ordu ve MK arasında silahlı çatışmaya dönüşür. Birkaç hafta içinde şehirdeki asker sayısı 274,000 kişiye çıkar, devletin kullandığı silahlar ağır top, helikopter ve tanklar olmak üzere daha da yoğunlaşır. Katliamın sonunda ölen sivil sayısı baktığınız kaynaklara göre 5 ila 25,000 arasında değişiyor. Kısacası Hama Katliam,ı şu anda Esad’ın kullandığı yöntemin daha küçük çaplısıydı. Yani rejim bu tür ağır şiddet kullanımına alışkın; hem maddi hem de manevi olarak. Bu tür katliamlar Suriye halkının aklına çok net bir şekilde kazınmış, ve onların organize bir şekilde muhalafet oluşturmasını engellemiştir yıllarca.

Fakat Suriye’de insanları siyasi anlamda pasif kıldıran genel korku atmosferini bir tek bu türk askeri katliamlar sağlamıyordu. Suriye istihbarat örgütü halkın içine öyle bir şekilde sızmıştı ki, insanlar halka açık yerlerde siyasetten bahsedemez olmuşlardı. Hatta komşularının, akarabalarının istihbarat örgütü üyesi olduğundan şüphelenen Suriyeliler kendi evlerinde bile fikir beyan edemez hale gelmişlerdi. Gece yarısı gelen tutuklamalar, mahkemesiz verilen yargılar, kaybolan akrabalar, ve benzeri olaylar ülkenin sosyal hayatını siyasetten neredeyse tamamen arındırmıştı.

STRATEJİ 2 – Ekonominin Kontrolü

Bu tür şiddet yöntemleri insanların oluşan fikir ve taleplerini hem bastırmıştı hem de yeni nesillerin daha da korkak ve pasif olmalarını sağlamıştır. Ancak, Esad rejimini güçlü kılan, ve hala dayanabilmesini sağlayan başka birçok neden de var. Bunlardan bir tanesi de yönetimin ekonomideki ağırlığıydı. Her ülkede bağımsız siyasi hareketlerin veya düşüncelerin oluşabilmesi için bağımsız kaynak ve fonlar gerekiyor. Fakat Hafız Esadla başlayan ve Beşar Esadla devam eden ekonomi politikalar rejime ekonomik alanda önemli avantaj sağlıyordu. Orta sınıfı ele alalım örneğin. Ülkedeki iş gücünün önemli bölümü memur ve askerlerden oluşuyor. Hatta askerler iş gücünün 1/5’ini oluşturuyor. Finansal kaynağı devlet olan bu asker ve memurlar hem kendi çıkarları gereği hem de kurumlarında eğitildikleri ideoloji gereği rejim karşıtı hareketlerde bulunmuyordu. Öte yandan özelleşen sektörü de elinde tutmaya özen göstermişti Esad rejimi. Özelleşmeler rejim yandaşlarına hizmet eder şekilde yapılmış, yandaşlığı şüphe edilen kişi ve kurumlar için de özel sektörde birçok sınırlamalar getirilmişti. Özelleşme sanki rejimin ekonomik kollarını geliştirmesi için bir araç olmştu adeta. Dükkan ruhsatları, hükümet ihaleleri ve proje izinleri hep Esad’ın aile veya siyasi yakınlarına gidiyordu. 1980 ve 1990larda özel sektör ve siyasi elit arasındaki bağın güçlenmesinin sonucunu barkaç örnekte görebiliyoruz.

Mustafa Tlass – Yıllarca Savunma Bakanlığı yapan Tlass, aynı zamanda Suriye’nin en kapsamlı şirketlerinden MAS grubunun sahibi; grup emlakçılar, büyük restoran zincirleri ve şirketleri içeriyor. Aslında Mustafa Tlass “siyasi alevi” – dini aslen Sunni olan fakat siyasi anlamda rejimle iyi ilişkiler içinde olan aileler -denen bir gruba da örnek. Fakat oğlu Manaf Tlass (kendisi ordu da söz sahibi olan bir komutandı) Temmuz ayının başında Esad’ı terk ederek Türkiye’ye kaçtı. Bu rejimin elit ağının dağılmasında önemli bir noktaydı.

Bilal al-Türkmani – Ayaklanmaların başladığı sırada savunma bakanı olan Hasan al-Türkmani’nin oğlu ve ülkedeki tek özel derginin sahibi.

Behçet Süleyman – 2005’e kadar iç güvenlik birimleri sorumlusuydu. Kendisi ve ailesi ülkedeki en büyük reklam ve basın şirketlerinin sahibi.

Rami Makhlouf – Beşar Esad’ın kuzeni. Kendisi cep telefonu sektöründe tam bir monopoli oluşturmuş durumda.

Bu örnekler çok daha detaylı bir şekilde uzunca listelenebilir. Fakat birkaç tanesi bile size rejimin ülkedeki yayın, eğitim, emlak, üretim ve benzeri birçok sektörü nasıl domine ettiğini gösteriyor. Bağımsız kaynaklara sahip olamamak Suriye’de rejime muhalif olan birey veya grupların organize olmasını, kuruluşlar kurup etkinliklerde bulunmasını engelliyordu. Aynı zamanda rejime ekstra kaynak da sağlıyordu.

Libya, Mısır ve Tunus’a kıyasla Esad rejiminin sahip olduğu elit ve yandaş ağı çok güçlüydü. Hem ordu, hem özel sektör, hem de yargı rejimin kontrolü altındaydı. Mısır’da ordunun, Libya’da siyasi elitin diktatörleri terk etmesiyle ayaklanmalar başarılı olmuştu. Bu tür kırılmalar Suriye’de çok geç meydana geliyor. Ancak bir buçuk yıl sonra ordu mensupları ve siyasi elitler istifa etmeye başladı. Bu istifalar rejimin kırılması için en önemli gelişmeler. Muhalif hareket ne kadar güçlü olursa olsun güç mercilerindeki insanlar Esad’ın yanında olduğu sürece muhalifler başarılı olamazlardı. Fakat üst üste gelen istifalar Suriye’de rejimin zayıfladığının, kendi içinde problemler yaşadığının bir göstergesi.

STRATEJİ 3 – Kontrollü Liberalleşme 

İsyanların başlamasına kadar rejimin ayakta kalmak için kullandığı başka önemli bir yöntem ise sınırlı derecede liberalleşmeydi. Bu yöntem, rejimin yükselen muhalif görüşlerle karşı karşıya kaldığında ele aldığı bir stratejiydi. Talepleri kısmen tatmin etmek için bazı yasalarda gevşemeler yapar, muhalif grupların organize olmasına ve konferanslar düzenlemesine izin verirdi rejim. Fakat bu serbestlik uzun sürmez, rejimi tehdit etmeye başladığı anda sona ererdi. Sonucunda da gerçek anlamda hiçbir değişiklik olmazdı. Örneğin meclisteki 250 koltuktan 167si Ulusal İlerici Cephe’ye reserve edilmiş durumdaydı. Bu cephede de kurulmasına devletçe izin verilen partiler bulunuyordu. Bir partinin kurulmasına izin verilmesi içinse resmi olarak Baas Partisi’nin (Beşar Esad’ın partisi) liderliğini kabul etmesi gerekiyordu. %66lık bir çoğunluğa sahip olan cephe bağımsız üyelere gereksinim duymadan istediği yasayı geçirebiliyordu. Yani dönemsel olarak getirilen “liberalleşme” olarak adlandırılan reformlar halka herhangi bir güç vermiyordu.

Esad bu yönteme isyanlar başladığında tekrar başvurmuş, seçim yasasına reformlar getiriliceğini duyurmuştu. Fakat bu tür reform vaatleri halk için hiçbir anlam ifade edemez olduğundan isyanları durdurmaktan çok daha da arttırmıştı.

Suriye’nin yakın geçmişine bu açıdan bakıldığında neden halkın isyan ettiğini ve yönetimin diğer ülkelere kıyasla daha dayanıklı olduğunu anlamak kolaylaşıyor. İsyanlardan önce insanların şikayetlerini, taleplerini ifade edebilmeleri, ülkenin nasıl yönetildiğinde söz sahibi olabilmeleri için gereken herşey ve her yol devlet tarafından domine ediliyordu. Bu muhalefeti zayıflatmakla kalmayıp, rejimi de güçlendirmişti yıllar içerisinde. Ordusunu halkına karşı kullanmaya alışkın olan, yandaşları devletin her sektöründe yönetici olan ve yıllardır hakimiyetinden fedakarlık etmek zorunda kalmamış bir rejim için bu isyanları bastırmak ve bunda ısrarcı olmak diğer ülkelere kıyasla daha kolay. Fakat aynı zamanda bu geçmiş insanlara isyandan başka bir yöntemle değişiklik olamayacağını da sürekli hatırlatıyor.

**Suriye’deki farklı kesimler, İslam’ın yeri ve dış ülkelerin rolü de devam eden yazılarda ele alınacak. 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Ellerine sağlık yazarın Bence gelişmeleri çok detaylı ve yakından takip ederek yazılmış bir yazı. Gerçekten sıkı bir çalışma. Türkiye'de aşırı ulusalcısından aşırı dincisine kadar bir sürü alakasız kesim Suriye ve İran savunmacılığı yaparken bu eleştirileri yapmak çok önemli. Bunun siyonizm-Emperyalizmle zerre kadar ilgisi yok! Eğer gerçekten siyonizm-emperyalizm karşıtı olsaydık şark halkları olarak şimdiki liderlerimizden daha iyi liderler hakettiğimizi söyleyecek ilk kişiler biz olurduk. Üstelik yazarın kendisi burada bir batı askeri müdahalesinden veya libya'da NATO tarafından yapılmış bir askeri müdahaleyi savunmuş bile değil. Böyle dolaylı suçlamalar çok saçma. Fakat bu halkların daha iyi yönetim hakkettiğini söylemek bir insanlık göstergesi bence.

Burç Köstem 
 05.09.2012 13:39
 

Çok zavallı yorum, gerçekten siz mi yazdınız yoksa birisi mi dikte ettirdi bilmek zor. O ilk olaylar Hama ve Humus'u kapsamıştı. O ayaklanmayı başlatanlara silahların ve eğitimin nereden ve kim tarafından verildiğini bilir misiniz. Sizler gibi faşist kafalı 12 eylül darbecileri ve Nato tarafından, bunu öğren bir. İkincisi anlaşılan Libya'daki dolaylı Fransız işgaline de destek veriyorsun, diktatörü devirmişler de fasa fiso, Dünyanın en yüksek graviteye sahip Libya petrolünü fransızların 20 dolar (varil) üzerinden talan ettiğini de biliyor musunuz? Bunu bile bile işgali savunmak bir şerefsizlik ve emperyal uşaklıktır. Buna alışkınsanız diyecek bir sözüm yok, insanlara masal anlatıyorsunuz. Suriye'de baskı varmış da vs vs. Evet var v Diktatörlüğü ben de sevmiyorum ama Emperyalizm-Siyonizm ile bizdeki yerli uşaklarının orada ne tür bir rejim kurmaya ve sonrasında sıranın Türkiye'yi geleceğini bilmiyormusunuz? Ama işbirlikçilerin ulusal onur zafiyeti içinde olduklarından hiç şüphem yok.

Aydin Yilmaz 
 04.09.2012 10:55
Cevap :
öncelikle, bu yorum aslında T'nin Suriye Politikası yazısı içinmi? galiba yorumunuz o yazıyla daha alakalı, "Esad'ın gücü nereden geliyor"dansa. Kim olduğumu bilmeden 12 eylülcü,faşist yapmışsınız beni. Değilim. Yine, tam okumadan beni Libya girişimini destekleyen biri yapmışsınız. Asla desteklemedim. Hatta komiktir ki sizinkilere benzer yorumlarda bulunmuştum. "Libya’ya askeri müdahalede bulunurken çıkarlarını saklamak için kullandıkları prensipleri Suriye’de de ayakta tutmak zorunda kalmış durumda. Sıkça eleştirdiğim Batı politikalarının aynısını AKP hükumeti yapıyor şu anda." Suriye'ye bir girişimi desteklemiyorum, sadece yapılan ikiyüzlükleri göstermek istedim.Libya'da petrolün varlığını kimlerin eline hızla geçtiğini bir tek siz değil haber okuyan herkes biliyor. Batı emperyalizminin etkileri hakkındaki görüşlerimi daha iyi gösteren bir yazım: http://ortadogupolitik.blogspot.com/2011/01/amerikan-dunyas.html Siz bilmeden yargılamamalı, ben de daha net yazmalıymışım. Teşekkürler!  05.09.2012 11:55
 

İrfan kardeşim eline sağlık..Suriye muammasını doğru anlayabilmek için okunması gereken bir yazı.yazar,olup biteni kesinlikle objektif ve reel bir perspektiften yansıtmış.diğer yazılarınıda bekliyoruz.selametle.

atilla iskender 
 31.08.2012 16:21
 
Toplam blog
: 4
Toplam yorum
: 4
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1831
Kayıt tarihi
: 13.08.12
 
 

Türkiye ve Ortadoğu insanını, kültürünü, siyaset ve ekonomisini detaylı, farklı açılardan ve somu..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster