Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

11 Mayıs '08

 
Kategori
Eğitim
Okunma Sayısı
581
 

Eşekle gelen aydınlık (2)

Mustafa Güzelgöz 1921'de Ürgüp'te doğar. İlk ve ortaokulu Ürgüp'te bitirir. Liseye gidemez. Bir süre İstanbul'da Ticaret Bakanlığına bağlı ''Tiftik ve Yapağı İhracatçıları Birliği''nde depo memurluğu yapar. İyi bir futbolcudur.

Ürgüp Tahsin Ağa Kütüphanesinde çalışan bayan bir memur emekliye ayrılır ve o göreve Güzelgöz tayin edilir. 1944 yılında göreve başlar.

Ürgüp Tahsin Ağa Kütüphanesi

Abdülmecid'in Osmanlı İmparatorluğu'nun başında bulunduğu yıllarda, sarayda bahçıvanlık görevi yapan Ürgüplü Tahsin Ağa, daha sonra saray kütüphanesinde çalışarak padişaha kütüphanecilik hizmeti yapardı. Saray kütüphanesinde birden fazla nüshası olan el yazmalarının, padişah Abdülmecid'in iznini alarak önce Temenni Tepesine kümbet bir yapı yaptırır ve ardından temin ettiği 817 cilt eseri develere yükleterek yola çıkarır. O zamanlarda burası hem medrese, hem de kitaplık işlevi görür. Bu kütüphane 1914 yılında Eğitim Bakanlığına bağlanır.

İşte Mustafa Güzelgöz bu kümbet yapıya memur olarak atanır. Kendisinden önce çalışanlar tarafından yazma ve basma eserler, “okunmaz” diye bir binanın rutubetli odasına terk edilmiştir. Güzelgöz, bu yazmaları tek tek güneşe çıkartarak kurutur ve tek odalı kütüphaneye yerleştirir. Böylece, gelecek kuşakların bu eserlerden faydalanmasını sağlar.

Mustafa Güzelgöz’ün, Kütüphanecilik alanında bir eğitimi yoktur. Kendisine Muzaffer Gökman'ın hazırladığı 'Kütüphanecinin El Kitabı' adlı eseri rehber edinir. Kitapları ona göre düzenler. Temenni Tepesindeki tek odalı yapıda bulunan kütüphaneyi şehrin içine yeni binaya taşır. Daha sonraları bu binanın ikinci katını da yaptırır.

Bir açılış töreninde köylüler ayağa kalkıp doktora, ziraatçıya, veterinere, sağlık memuruna, öğretmene... sandalye verirler. Köylüler, Güzelgöz'ü tanımadıkları için, ona bir sandalye bile sunmazlar. Güzelgöz, buna benzer birçok olayı yaşadıktan sonra düşünür ve vatandaşa hak verir. Hürmet edilen diğer memurların hepsinin, bu köylüye az çok bir yararının dokunduğunu düşünür. Doktor hastalarına bakar, öğretmen çocuklarını okutur. Kendisinin de bu köylünün yararına bir şeyler yapıp köylüden bir sandalye alabileceğini düşünür. Bu sebeple çalışmalara başlar.

Halkevlerinin kapatılmasından dolayı, kapalı duran köy odalarını kullanmayı düşünür. Halk odalarının yapılarına kitaplık yapmak için, 'Kütüphane Koruma ve Geliştirme Derneği' ni kurar. Bu odalardaki kitaplıkların içini kitaplarla doldurmak ister. Kapı kapı dolaşır ve bütün tanıdıklarına mektup yollar: ''Elinizde okuduğunuz kitabınız varsa bize gönderin. Çünkü insan ölür, kitap kalır; bir gün gelir sizin torununuzun torunu o kütüphaneye uğradığı zaman dedemizin de kitabı varmış, diye arar, bulur, sizi anar, '' der. Bu mektup çok etkili olur ve posta yoluyla paket paket kitaplar gelmeye başlar. Bu süreçte çeşitli köylerde köy odalarında kitaplar toplanır. Ulaşımı zor olan köylere kitapları taşımak için kadrolu eşek alınır ve doksan-yüz adet kitap alacak şekilde iki sandık yaptırır. Kitaplar, eşeklerin sırtında köylere gönderilir. Kime kitap verip kimden aldıklarını gösteren kayıt defterleri tutulur. Köylüler genelde tarihi romanlar, dini kitaplar, sağlık-tarım kitapları isterler. Karluk köyünde bir kız Balzac'ın kitabını ister. Güzelgöz, atatdığı memurla beraber ilk önce Karluk köyüne gider. Memura cesaret verir.

1957 yılında Hayat Mecmuasında 'Köylere Giden Kitaplık' diye bir yazı yayınlanır ve bu olaydan Bakanlık yetkililerinin de haberi olur ve onu desteklerler. Dünyada ilk defa yapılan “eşek sırtında köylere gezici kütüphane hizmeti götürülmesi” büyük yankı uyandırır.

27 Mayıs 1960 darbesinden sonra askeri yönetim, kısa süreliğine Güzelgöz'ü Ürgüp Belediye Başkanı olarak atar. Araştırma yapmaya Ankara'dan Ürgüp'e öğrenciler gelir. Köylülere kütüphanenin neler kazandırdığını sorarlar. Bir genç: ''Bana yarar sağladı. Beni yedi buçuk yıl hapisten kurtardı, '' der. Nasıl diye sorarlar. O: ''Bir kızı çok seviyordum. Onu istettim ama ailesi benimle evlenmesini istemedi. Ben de kaçıracaktım. Plan bile yaptım. O sırada yolum kütüphaneye düştü. Türk Ceza Kanununu okudum. Kız kaçırmanın cezasının yedi buçuk yıl olduğunu öğrendim. Sevdiğim kızı kaçırmaktan vazgeçtim. Kütüphane sayesinde hapse girmekten kurtuldum, '' der.

Güzelgöz, halkı kütüphaneye çekmenin yollarını arar. Futbol takımı kurar. Toplantıları da kütüphanelerde yaparak gençlerin kitap ve kütüphaneyle bağ kurmasına aracı olur. Kütüphanelerin yanına voleybol sahaları kurarak gençleri kütüphaneye kazandırma çabalarını sürdürür.

Köy kadınlarının kütüphaneyi daha az kullandığını görür. Dikiş makineleri alarak kadınları kütüphaneye çeker. Kütüphane Salı günleri kapalıdır. Salı günleri de kütüphaneyi bayanlar için açar. Kadınların kurs için kütüphaneyi kullandığı vakitlerde göz önüne dikiş nakış, moda, yemek yapımı ve çocuk bakımı ile ilgili kitap ve dergiler koyarak, kadınların ilgi alanlarına ve ihtiyaçlarına yönelik kaynaklar sunar. Dikiş kursları aracılığı ile köylü kadınların kütüphanelere çekilerek, okuma alışkanlığı kazandırılması amaçlanır. Güzelgöz, kütüphanelerde halıcılık kursları da açar. Kurs öğretmeninin emeklerinin karşılığını ödemek için kursa katılacaklardan birer kalbur patates alınır. Bu patatesler toplanarak satılır ve öğretmenin ücreti ödenir.

İlk halının bitimi törenine Nevşehir valisi de katılır. Ürgüp halıcılığının canlandırılması günümüze kadar gelen meşhur Ürgüp halılarının oluşmasının temelleri o yıllarda atılır. Köylerde duvar gazetesi çalışmaları yapar, panolar yaptırır, köy merkezlerine yerleştirir. Bu panolara köyle ilgili haberler, köylüleri eğitici bilgiler, ünlü Türk büyüklerinin resimleri ve hayatları hakkında bilgiler asılır. Önemli diğer yararı ise, okuma yazma bilmeyen köylüler, duvar gazetelerinde yazılanların neler olduğunu merak eder. Bu merak onları okuma yazma öğrenmeye yönlendirir.

Modern toplum araçlarını Ürgüp halkına tanıtmak ister. Kütüphanelere radyo ve teyp temin edip, bunları halka tanıtır. Sinema makinesiyle, eğitici öğretici belgesel film gösterileri yapar. Fotoğraf baskısında kullanılan ‘agrandizör’ ü tanıtır. Bu alet halen kütüphanede sergilenmektedir.

Bütün dünya ülkelerinin, “yaratıcı insanlarının” yarıştığı bir yarışmaya, Devlet Planlama Teşkilatı, yaptığı çalışmaları dikkate alarak Güzelgöz’ün katılmasını önerir. Bu yarışmaya yetmiş yedi ülke katılır. Son elemeler yapılır. Geriye İtalya ve Türkiye kalır. İkisinin de oyları eşittir. Sadece jüri başkanını görüşünü söylememiştir. İtalya’nın adayı, ülkesindeki köprüaltı çocuklarını okutmuş, yetiştirmiş, üniversite bitirmelerini sağlamış. Jüri başkanı sözlerine şöyle başlar: “Benim oyum Türkiye’ye. Eğer İtalyan adayın eğittiği çocuklara eşekle kitap gitseydi köprüaltı çocukları olmazdı hiçbiri. Türkiye’den katılan aday köprüaltı çocukları olmasın diye çalışmalar yapmıştır.’’

Amerikan Barış Gönüllüleri tarafından Güzelgöz’e bir jeep hediye edilir. Güzelgöz Ürgüp’te bir müze kurar. Açılış törenine dönemin Kültür Bakanı Talat S. Halman da katılır.

Güzelgöz, toplumun diğer işleri ile de ilgilenir. Toplam on iki adet çeşitli görevi vardır, Güzelgöz’ün. Bu sebeple asıl işi olan Kütüphanecilik görevini aksattığı iddiasıyla hakkında soruşturma açılır. Emekliliğini ister. Emekli olduktan sonra boş durmaz, kendisinden sonra görev alan müdürlere yardım eder.

Güzelgöz, yaratıcılığı ve özgünlüğü, Ürgüp ve köylerine eşek sırtında kitaplar taşımakla başarmış; kütüphanenin işlevini yalnız bilgi sunan bir yer dışında ekonomik, sosyal ve kültürel gelişmeye katkı sağlama biçiminde de yansıtmayı becermiş, ender rastlanacak bir örnektir.

Güzelgöz ile yapılan röportajının bir kısmı şöyledir: “Zamanın koşulları elverişsizdi. Adeta yokluk içindeydik. Ne yapabilirsek kendi gücümüz, kendi becerimizle yapmak zorundaydık. Bana düşen bu insanların ayaklarına kadar kitabı nasıl götüreceğimdi. Aylarca değil, belki yıllarca kafamı kurcalayan bu sorunun cevabını bir köy yerinde sohbet ederken buldum. O tarihlerde çok köyün yolu yoktu. Motorlu araçlar da yok denecek kadar azdı. Öyleyse ben de köylünün okuyacağı kitabı hayvanlarla taşıyabilirdim. Bu fikir denemeye değerdi. Denedim ve tuttu. Sonradan adına ÜRGÜP SİSTEMİ adı verilen üç eşek, üç katır, iki atla yollara düştüm. Her on beş günde bir, köylünün elindeki kitabı değiştirerek bir yenisini kendisine bıraktım.”

Mustafa Güzelgöz’ün yaşamı, 17 Şubat 2005’te, solunum yetmezliğine bağlı kalp rahatsızlığı nedeniyle, seksen dört yaşında son bulur.

Sonuç:

Mustafa Güzelgöz’ün, eşek sırtında taşıdığı kitaplarla, Anadolu insanını aydınlatmak için, yüreğini, cesaretini ve aklını ortaya koyarak, tüm gücünü seferber ettiği çabalar, insanlığa örnek gösterilecek bir durumdur. Çünkü Güzelgöz bu işi, sadece kendi ülkesinde değil, uluslararası alanda da, kabul görecek kadar başarmıştır.

Keşke hepimiz, birbirimize, her zaman böyle ışık tutabilsek…

Huriye T. İnce

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 425
Toplam yorum
: 282
Toplam mesaj
: 98
Ort. okunma sayısı
: 2899
Kayıt tarihi
: 06.12.06
 
 

Gazi Eğitim Fakültesi, Eğitim Bilimleri Bölümü, Eğitim Yönetimi, Teftişi, Planlaması ve Ekonomisi..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster