Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

12 Mayıs '08

 
Kategori
Eğitim
Okunma Sayısı
2700
 

Eşekli Kütüphaneci

EĞİTİM İLE İLGİLİ ROMANLAR (60)


EŞEKLİ KÜTÜPHANECİ

Yazarı: Fakir Baykurt

Yunanistan’ın Larisa kentinden Dimitrios Katsikas, Ürgüp’e gelir. Ürgüp Dimitrios’un atalarının altmış yıl önce yaşadığı yerdir. Ataları geçmişte, siyasi sebepler yüzünden Yunanistan’a göç etmek zorunda kalırlar. Dimitrios, bu yaşına kadar büyükanne ve büyükbabasından Ürgüp hakkında çok şey dinler ve oraya karşı büyük bir sevgi besler. Nene ve dedesi sayesinde Türkçeyi gayet iyi konuşur hale gelir.

Dimitrios Ürgüp’e ulaşır ulaşmaz hemen mantı yiyebileceği bir yer sorar. O’nu, antikacı Aziz’e yollarlar. Aziz, mantı isteyen bir turisti görünce çok şaşırır. Annesine akşama misafiri olduğu ve mantı yapması haberini yollar. Akşam eve giderler. Dimitrios anne Hanife Hanım’ın ve baba Mustafa Güzelgöz’ün elini öper. Yemekler yenir. Ev halkı Mustafa Güzelgözden “Eşekli Kütüphaneci” diye bahseder. O’nun eşeklerle köylere kitap götürdüğünü, kadınlara, çocuklara kitap ödünç kitap verdiğini söyler. Bu sözler Dimitrios’a bir masal gibi gelir. Mustafa Bey övünmekten hoşlanmadığı için lafı değiştirir. Dimitrios’a bir müzik dinletir. Müzik Dimitrios’a çok tuhaf gelir. Sesler çok bozuktur. Tersine Mustafa Bey, müzikten çok hoşlandığını belli eder ve sürekli Refik Başaran’ı över.

Dimitrios’un otelde kalması, Mustafa Güzelgöz’ü ve ailesini çok rahatsız eder. Kendi evlerinde kalması için O’na baskı yaparlar.

Ertesi gün Mustafa Bey, Dimitrios’u atalarının yaşadığı Başköy’e götürür. Dimitrios, nene ve dedesinin anlattığı yerleri gezer. Çeşmeden su, torbalara toprak doldurur. Çok değişik duygular içine girer.

Sonunda Dimitrios’u evde kalmaya ikna ederler. Mustafa Güzelgöz, hikayesini anlatacağına söz verir. Otel borcunu da, Dimitrios’tan habersizce Mustafa Bey verir.

Geçelim Mustafa Güzelgöz’ün hikayesine: Mustafa, on sekiz yaşlarında iken Hanife’den hoşlanır. Bu sevgi karşılıksız olmayıp, Hanife de Mustafa’dan hoşlanmaktadır. Mustafa, Hanife’yi istetir. Ancak karşı taraf vermeyince, Mustafa İstanbul’a çalışmaya gider. Orada Tiftik ve Yapağı Dışsatım Birliğinde memur olur. İkinci Dünya Savaşı çıkınca askere alınır. Üç yıl sonra Ürgüp’e geri döner. İstanbul’a tekrar dönmek ister, ancak annesi yollamaz. Hanife’yi bir daha istetir. Yine vermeyince, onlar da anlaşıp kaçarlar. Günlerce dağlarda yaşarlar. Hanife’nin ailesinin yumuşadığını duyunca, Ürgüp’e gelip barışırlar.

Mustafa mahallenin gençlerine, futbol oynamayı öğretirken Kaymakam Fahri Bey’in dikkatini çeker. Mustafa’ya çocuklara futbol öğretmesini, bunun karşılığında da belli bir maaş alacağını söyler. Kütüphanede memur açığı vardır. Mustafa 1.7.1944 tarihinde kütüphane görevine atanır.

Görevinin ilk günlerinde eski yazıyla yazılmış kitapları bodrumdan çıkarıp nemli olanlarını güneşte teker teker kurutur. Gençlere futbol takımına yazılmaları için, önce bir kitap okumalarını ve onu özetlemelerini, sonra takıma yazılacaklarını söyler. Gençler başta bu şartı tuhaf karşılasa da, Mustafa Güzelgöz’ün dediğini yaparlar. Böylece, Ortaokul öğrencilerine kitap okumayı sevdirir. Kızları da kitap okumaya teşvik eder. Kitap okuma ve özetleme yarışması düzenler. Yarışmada kızlar erkeklere göre daha çok başarı gösterir.

Köyün birinde, bir açılış töreni vardır. Törene vali, kaymakam, ziraatçı, doktor, vs. katılır. Herkese bir sandalye verilir fakat, Mustafa Bey’e verilmez. Bu durum, O’nun çok zoruna gider. Sonra kendi kendine, “Valinin, kaymakamın, ziraatçının, doktorun ve bunların hepsinin köylüye bir yararı var. Peki, benim ne gibi bir yararım var?” diye düşünür. Ardından, “Köylüler kütüphaneye gelmediği için, kitapları onlara götürme” kararı alır. İki yüz kitap alacak bir sandık yaptırır. Sandığı eşeğe yükler ve düşer köy yollarına. Kitap okumak isteyenler ismini yazdırır, kitabı alır ve on beş gün sonra geri getirirler. Mustafa Bey İstanbul ve Ankara’da yaşayan hemşerilerine mektup yazar. Onlardan çocuk kitapları ve dergiler göndermelerini ister.

Güzelgöz, Ankara’ya yeni bir eşek, hizmetli ve kütüphaneye ikinci kat yaptırmak için para istemeye gider. Genel Müdür’ün makamına çıkar. Derdini anlatınca, Genel Müdür Mustafa Bey’i kovar. Daha sonra ağladığı haberini alınca, Mustafa Güzelgöz’ü yanına çağırır ve istediklerini verir.

Mustafa Paşa Köyünde bir genç, Türk Ceza Kanunu kitabını ister. Mustafa Bey de diğer gelişinde kitabı getirir. Bir zaman sonra Mustafa Bey o genci çarşıda görür. Genç çok teşekkür eder. Çünkü o genç, bir kızı seviyormuş. Ailesi vermeyince kızla kaçmak isterler. Fakat kitabı okuyunca, kız kaçırmanın yedi buçuk yıl hapis gerektirdiğini öğrenir ve bu kararlarından vazgeçerler.

Mustafa Güzelgöz, Cemilköy’de bir kitaplık açtırır. Açılışa vali, kaymakam ve diğer davetliler gelir.

Kadınlar, dedikodu olur diye ve ev işleriyle uğraştıkları için kütüphaneye gelmezler. Bunun üzerine Mustafa Bey, kütüphanenin tatil günü olan Salı’yı sadece bayanlara ayırır. İstanbul’daki hemşerilerinden dikiş 10 tane dikiş makinesi göndermelerini ister. Amacı kadınları, bir yandan dikiş dikerken, diğer yandan kitaplarla tanıştırmaktır.

Köylerde çok güzel üzümler yetiştirilmekte ancak bunlar doğru dürüst para etmemektedir. Mustafa Bey köylülere bir kooperatif kurmalarını, üzümlerini işletip şarap yapmalarını söyler. Mustafa Güzelgöz bu kooperatiflerin başına geçer. Ankara’ya kooperatiflerle ilgili işleri halletmek için gider. Oradaki otel masrafları, yol paraları ve yiyecek için de, köylülerden belli bir para alır.

Amerika’da, “Halkına gönüllü olarak hizmet eden kahramanlar” isimli bir yarışma düzenlenir. Yarışmaya Türkiye’den Mustafa Güzelgöz seçilir. Amerika’dan muhabirler Ürgüp’e gelir. Eşekli Kütüphaneci’yi, köylere eşekle kitap götürürken filme çekerler. Köylüyle röportaj yapalar. Türk Ceza Kanunu’nu okuyarak hapse girmekten kurtulan gençle konuşurlar. Toplanan belgeler Amerika’ya gönderilir.

Belli zaman sonra haber gelen haberde, yarışmada Mustafa Güzelgöz birinci olduğu bildirilir. Bizim Eşekli Kütüphaneci’nin ünü daha çok artar. Bütün dünyanın gözü, bir anda Ürgüp’e çevrilir. Yerli, yabancı birçok konuk Mustafa Bey’i görmeye gelir.

Amerikan Elçisi ve eşi Mustafa Güzelgöz’ ziyarete gelir. Büyük bir tören hazırlanır. Ama Mustafa Bey daha değerli bir şey yapmak ister. Bir konuşma hazırlayıp damadına götürür. Damadı ilçenin turizm müdürüdür. Konuşmayı İngilizceye çevirir ve okunuş şeklini de ayrı bir kağıda yazar. Normalde hiç İngilizce bilmeyen Mustafa Güzelgöz, metni su gibi ezberler ve konukların önünde İngilizce bir konuşma yapar. Bu davranış başta elçi olmak üzere oradaki herkesi etkiler. Bunun üzerine, Elçi kütüphaneye kullanılmış bir araba hediye eder.

Buarada muhalifler de boş durmaz, şikayetlerini yetkililere ulaştırırlar. Ankara’dan bir müfettiş gelir. Mustafa Bey hakkında soruşturma başlatılır. Sebebi, “Mustafa Bey’in görevini ihmal ettiği ve köylüden kooperatif karşılığı para aldığı”dır. Bunun üzerine, Mustafa Bey bu haksızlığa daha fazla dayanamayarak, henüz elli yaşında olmasına rağmen, uzun düşünceler sonucu emekli olma kararı alır. Mustafa Güzelgöz, bu haksızlık karşısında halkın itiraz etmesini bekler ama hiç kimse sesini çıkarmaz.

Ankara’da Dil, Tarih ve Coğrafya Fakültesinde Hoca olan Osman Ersoy’un yanına gider. Osman Bey de bu haksızlığa hiçbir şey diyemez. Çünkü kendi koltuğundan olmak istemiyordur. Buna karşılık Mustafa Bey’e güzel bir jübile yapma sözü verir.

Mustafa Güzelgöz’ün jübilesi gerçekten muhteşem olur. Bakanlar, valiler, belediye başkanları vs. birçok kişi katılır. Neticede Mustafa Bey istememesine rağmen, kütüphane görevine veda eder.

Mustafa Güzelgöz emekli olunca eşi Hanife Hanım’a bir baş ağrısı gelir. Başı o kadar ağrır ki, nerdeyse Hanife Hanım başını yerlere vuracaktır. Aile doktoruna giderler. Doktor, “Bir şey yok, normal bir ağrı” der. Dayanamaz, Ankara’ya giderler. Kontroller sonucu Hanife Hanım’ın beyninde ur olduğu ve ameliyat edilmesi gerektiği anlaşılır. Ameliyat başarılı geçer. Ürgüp’e çok mutlu bir şekilde dönerler.

Mustafa Bey, böylece Dimitrios’a hikayesini anlatır. Dimitrios olanları bir masal gibi algılar. Çünkü hikaye, onu çok etkilemiştir. Sürekli kafasında Eşekli Kütüphaneci’yi hayal eder.

Aziz ve Dimitrios çok iyi arkadaş olmuşlardır. Kan kardeşi olmaya karar verirler. Mustafa Bey ikisini kan kardeşi yapar. Mustafa Bey bu olaydan dolayı çok mutlu olur.

Artık Dimitrios’un gitme günü gelmiştir. Kimse istememesine rağmen Dimitrios, Larisa’ya geri dönme kararı alır. Yolculuktan önce Aziz Ürgüp Belediye Başkanı Kürşat Numan’ın yanına gider. Larisa Belediye Başkanına bir mektup yazmasını ve onları Ürgüp’e davet etmesini ister. Belediye Başkanı memnuniyetle mektubu yazar. Dimitrios’un gidişinde duygusal sahneler yaşanır.

Dimitrios, Larisa’ya varır varmaz getirdiği hediyeleri, toprağı, suyu, teyzelerine ve nenesine dağıtır. Nenesi, eski vatanın topraklarını o kadar özlemiştir ki, toprağı yastığının içine koyar. Dimitrios mektubu Belediye Başkanı’na götürür. Belediye Başkanı daveti güzel karşılar ve Kürşat Numan’a, Ürgüp’e otuz kişilik bir grupla gezi yapılacağına dair bir mektup yazar.

Dimitrios’un önderliğinde, Larisa’da Türk-Yunan dostluğuna dair bir dernek kurulur.

Yunanistan’dan bir grubun Türkiye’ye gezi yapacağını duyan bazı kimseler, fitne çıkarmaya başlar. Neymiş, onlar gelip Türkiye’yi yeniden karıştıracaklarmış, … Her şeye rağmen kafile, Ürgüp’e ulaşır. Ürgüp baştan aşağı gezilir, birlikte yemekler yenir. Gezinin sonunda Türk-Yunan dostluğu pekişir. Yunanlılar da, Ürgüplüleri Larisa’ya davet eder. Bir gezi de Ürgüp’ten Larisa’ya yapılır.

Gün gelir Aziz ve Dimitrios’un hayalleri gerçek olur. Ürgüp’ün girişinde bir açılış vardır. Tabelada, “Ürgüp ve Larisa şehirlerinin kardeş ilan edildiği” yazmaktadır.

Sonuç:

Şartlar ne olursa olsun halka, devlete veya kendimize faydalı bir şey yapmak istiyorsak, inandıktan sonra bu işin üstesinden geliriz. Mustafa Güzelgöz, eşekle köylere kitap götürerek bize bu yolda güzel bir örnek teşkil etmiştir. Aziz ve Dimitrios da, iki şehri, ‘kardeş şehir’ yapmak şehir yapmak için çalışmışlar ve sonunda tüm itirazlara, zorluklara rağmen bunu başarmışlardır.

İbrahim Maden

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Güzel insanlardan, ruhları güzel olanlardan böyle güzellikler doğuyor işte. Fitne de baş köşede pusuya yatıyor. Eşekli kütüphaneciyi okumuştum.Yine anladığım kadarı ile onun yardımı ile olmuş bu güzel etkileşim. Ellerinize sağlık. Çok anlamlı bir yazı. Saygılar.

Ezgi Umut 
 12.05.2008 23:57
Cevap :
Çok teşekkür ederim Ezgi Hanım. Onlar, sizin güzelliğiniz. Bu güzellikleri fark edebilmek için, o güzelliklere sahip olmak gerek. Siz güzellikleri fark edebilen -nitelikte- bir insansınız. O güzellikler ve güzellikleri yaratanlar hala hayatta ve hep yaşayacak. Ama baş köşede pusuya yatanlar? Bir süre sonra ne adları kalacak ortalıkta, ne de sanları. Keşke mesleğimin ilk yıllarında bu kişiden haberimiz olsaydı, ve gençlere, siz çok şanslısınız, diyorum. Selam ve saygılarımı sunuyorum. 13.05.2008. Şemseddin Koçak.  13.05.2008 13:50
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 425
Toplam yorum
: 282
Toplam mesaj
: 98
Ort. okunma sayısı
: 2984
Kayıt tarihi
: 06.12.06
 
 

Gazi Eğitim Fakültesi, Eğitim Bilimleri Bölümü, Eğitim Yönetimi, Teftişi, Planlaması ve Ekonomisi..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster