Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

02 Mayıs '20

 
Kategori
Kitap
Okunma Sayısı
175
 

EŞİNİZİ SİZ SEÇİN GENÇLER

 

 

bugüne dek ne düşündüm ne yaptımsa

                                               hep onlar için

ne dedim ne söyledimse onlar adına

hapislik, işsizlik, kahır ve intihar yalnızlığı

kahpelikler, puştluklar, aldatmacalar

                ne çektimse bunca yıl

                               kurtulsun diye onlar

                                               ne güzel

                                               ne güzel!..

                Hasan Hüseyin KORKMAZGİL

 

                Eşim Güler Erkan anlatır:

                “Çocukluğumda Erdek’te yakından tanıdığım bir aile vardı. Onlar da dedem gibi Kırım göçmeniydiler. Çok iyi arkadaşlardı; sık sık gelip giderlerdi birbirlerine. Dedem gibi, o ailenin reisi de ileri görüşlü, aydın bir insandı.

                Birçok aile, çocuklarını Bandırma’daki ortaokula bile göndermezken, dedem gibi o amca da oğlu Şahin’i İstanbul’da Haydarpaşa Lisesi’nde okuttu.

                Şahin, komşu kızı Dilekile büyük bir aşk yaşıyordu. Okul biter bitmez evlenmek istedi Dilek’le. Ancak Şahin’in annesi evet demedi bu evliliğe.

                Oğlu da çok yalvardı, kocası da… Dahası, yakınları da… Ama Nuh dedi, peygamber demedi kadın. Şahin ve Dilek’te yokmuş ki o yürek, kaçıp gidemediler. Ve sonra, istemeye istemeye annesinin istediği bir kızla evlendi ama mutlu olamadı Şahin. Yalnız Şahin mi? Eşi de, komşu kızı Dilek de…

                Şen şakrak bir gençken, evlendikten sonra yüzü hiç gülmeyen Şahin, genç yaşta çekip gitti bu dünyadan. Yazık oldu! Ne zaman aklıma gelse üzülürüm.”

                Yaa!..

                Anne ve baba olarak bizler, canımızdan çok sevdiğimiz çocuklarımıza, iyilik yaptığımızı sanarak en büyük kötülüğü yapmış oluruz bazen.

                Şunu çok iyi bilmeliyiz ki hepimiz, çocuklarımızın eş seçimlerine de karışmak hakkımız değil; iş ve meslek seçimlerine de… Genç yazarlarımızdan A. Yasemin Eren, bu konuda ilginç bir olay anlatır; Güç Mevsimi adlı romanında. Buyurun, birlikte okuyalım o satırları:

                “Daniel, Henry’den gelen gizli notta yazıldığı gibi, saat 21.00’de evin önünde bekleyen siyah Hammer Jeep’e bindi. Otobanda seyir halindeyken, önlerinde giden TIR’ın arka kapakları açıldı ve araç yavaşlayarak TIR’ın dorsesi içine girdi.

                Tırın içindeki diğer arabadan inen Henry, arka koltuğa Daniel’in yanına oturdu ve onun yüzüne bakmaksızın gözlerini kısarak ağır ağır konuşmaya başladı:

                “Daniel, üç gündür seni düşünüyorum ve düşündükçe kendi gençlik yıllarıma dönüyorum. İnsan yaşlandıkça yumuşuyor mu, özüne mi dönüyor, bilemiyorum. Sayende, hatırlamamak üzere çok derinlere gömdüğüm hatıralarım birer birer yüzeye çıkmaya başladı bugünlerde.”

                Bakalım, neymiş bu önemli hatıralar:

                “Yale Üniversitesini üçüncülükle bitirmiştim. Babam, ‘Vay, sen nasıl üçüncü olursun?’ diye evde terör estirip, bildiğin geri zekâlı muamelesi yapıyordu bana. Ve ben, artık bu zor ve tatminsiz adamla çalışmaya başlayacaktım.

                Lisede biseksüel (eşcinsel) olduğumu öğrendiğinde, beni acımasızca döven ve zorla kadınları yatağıma sokan bu iğrenç adamdan tiksinir olmuştum. Uzun yıllar, içimde nefretten başka bir duygu yeşermedi.

                Ta ki üniversitede kalmaya karar verip bilgisayar mühendisliğinde yüksek lisansa başladığımda Juliet’le tanışana dek… Hayatımda âşık olduğum yegâne kadındı; O’nun için ölebilirdim!

                Bir akşam, ailece yemek yerken, babam, “Kuzeninle evleneceksin!” diye emretti.

                “Ben başka bir kadını seviyorum; onunla evleneceğim;”dediğimde üzerime yürüdü… İlk defa ona vurma cesaretini kendimde buldum ve içimde dolup taşan öfkeyle onu yumruklayarak yüzünü, gözünü dağıttım. Kanlar içinde ayağa kalktı; adamlarını çağırdı. Beni öldüresiye dövdürdükten sonra, Juliet’i bize getirtti ve gözümün önünde kafasına bir kurşun sıktırarak öldürttü.

                Ben o geceyi buz gibi odada Juliet’in kanlar içindeki cesedine sarılarak geçirdim. Öyle korkmuş, öyle sinmiştim ki, kuzenimle evlenmekten başka çarem kalmamıştı. Evlendiğim kadınla hiç beraber olmadım. Babam ölür ölmez de boşandım zaten.”

                Anlatılanları kaygı ve dikkatle dinleyenDaniel:

                “Şimdi seni daha iyi anlıyorum; Henry. Düşüncelerin devamlı ince, kaygan bir çizgi üzerinde hareket ediyor. Sola kaydığında dâhi, sağa kaydığında deli oluyorsun.” der.

                İlginç değil mi?

                Ha Erdek’te 1940 ve 1950’lerde yaşayan Şahinin annesi, ha Amerika’da yaşayan Henrynin babası…  Al birini, vur ötekine!

                İyi de Henry, neden anlattı bu sırrını Daniel’e? Biraz daha dinleyelim:

                “Anlattıklarımı senden başka kimse bilmiyor, Daniel. ‘Neden paylaştın bunları benimle?” diyeceksin, doğal olarak.

                Büyük bir projenin gerçekleşmesi için tanıştırılmış bile olsak, seni tanıdıkça bu hayatta en güvendiğim, değer verdiğim arkadaşım oldun. Devletinin geleceği için başladığın bu projede hedeften saparsan, hain olarak kendi devletin tarafından öldürüleceksin. Nasıl, Juliet’i koruyamadıysam, öldürmelerine engel olamadıysam, seni de koruyamam. Bu sefer gözümün önünde dostumun öldürülmesini izlemek istemiyorum.”

                Bu son satırları okurken, birden bire gizemli bir suikastla kimvurduya giden ünlü yazar, siyasetçi, iş insanı ve askerleri düşündüm. Sizin de aklınızdan geçti mi böyle şeyler; bilmem.

                Sözgelişi Sabahattin Ali, Uğur Mumcu, Abdi İpekçi, Adnan Kahveci, Prof. Cavit Orhan Tütengil, Hrant Dink, Prof. Nihat Erim, Kemal Türker, Prof. Muammer Aksoy, Çetin Emeç, Musa Anter, Doç. Bahriye Üçok, Turan Dursun, Necip Hablemitoğlu, Gaffar Okkan, Org. Eşref Bitlis gibi…

                Ancak yazımızın konusu eş seçmek olduğu için, Güç Mevsimi romanından bir örnek daha vermek isterim. Romanın başkahramanlarından ünlü işadamı Bay Hampton, imparatorluğunun tek varisi torunu Bayan Emma’ya şöyle der:

                “Tatlı meleğim, doğruyu bulmak için önce yanlışı tanıyacaksın. Yanlışları ekleyerek doğruya ulaşacaksın. Peki, o kişinin doğru kişi olduğunu nasıl anlayacaksın? Bedenin istiyor, ruhun özlüyor, aklın da onaylıyorsa, işte o kişi doğru insandır.

                Doğru insanı bulduğunda insan mekanizması öyle bir işlemeye başlıyor ki, kişi kendi hâline inanamıyor. Fizyolojik, ruhsal ve zihinsel üçlü kurulu toplanır ve senin iyiliğin için çalışır. Tıpkı bir orkestra şefi gibi tüm duygularını, hayatını yönetmeye başlar. O duygu o kadar büyüktür ki, içine sığmaz, taşar. Sevdiğin insana doğru yayılır. Onunla da kalmaz, hayatın her alanında büyü gibi bir tesir yaratır.

                İşte ben, rahmetli babaannenle tanıştığımda böyle oldu ve evlenme kararı almak için hiç tereddüt etmedim. Bir daha dünyaya gelsem, yine onunla evlenirdim.”(1)

                Bay Hampton’a bu sözleri söyleten yazarımız A. Yasemin Eren, benim duygu ve düşüncelerime de tercüman olmuş. Ben de aynı görüşteyim. Yani, evlenmeyi düşündüğün kişiyi “beden istiyor, ruh özlüyor ve akıl da onaylıyorsa” doğru bir seçimdir o.

                Nitekim eşim Güler Erkan’ı 47 yıl önce tanıdığımda, bu üçlü hiç tereddütsüz, “Evet, evet, evet” deyince, 48 saat sonra evlenme teklif ettim.

                Sonradan ,“Neden o kadar beklettin beni?” diye epey gönül koymuştu bana!

                Özetlersem; iyi eş seçersek ailemiz, iyi iktidar seçersek ülkemiz güllük gülistanlık olur.

                Ne olursunuz gençler, eş seçerken de, iş ve meslek seçerken de, seçimlerde oy verirken de anneyi de dinlemeyin; babayı da, dedeyi de…  Kimsenin kulu kölesi olmayın sakın! (2)

                                                                                                                              Hüseyin Erkan

                                                                                                    huseyinerkan@dilemyayinevi.com.tr

-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

(1) Güç Mevsimi: A Yasemin Eren, A7 Kitap, 2020 İstanbul, 300 Sayfa, info@a7kitap.com

Yazarın E- Posta Adresi: ben@aysegulyasemineren.com

(2)Geçen hafta, Aksu Öğretmen Okulu’ndan çok sevgili meslek dersleri öğretmenim Şenay Can’ı     kaybettik. Tüm sevenlerinin başı sağ olsun. Hasanoğlan Atatürk Öğretmen Okulu’nda iki yıl birlikte çalışma şansım olmuş, dostluğumuz son günlerine kadar devam etmişti. Eşi sevgili öğretmenim Rıfkı Can’la yine birlikteler şimdi. Işıklar içinde uyusunlar.

 

ETEM SEVİK bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 302
Toplam yorum
: 52
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 265
Kayıt tarihi
: 21.02.11
 
 

1942'de Antalya'ya bağlı Akseki ilçesinin Gödene (Menteşbey) adlı kuş uçmaz kervan geçmez bir köy..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster