Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Mart '13

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
371
 

Esiyor durduramıyoruz efendim

Esiyor durduramıyoruz efendim
 

Bir Suret035 Ezgisi: Dışındaki ve içindeki fırtınalardan yılan adamdan, yılan olmayanlara.


Şu hayatta da en sevmediğim bir doğa olayı varsa o da fırtınadır. Ne işe yarar neye hizmet eder hiç anlamam, hafifçe esen bir rüzgârı ki rahmetli anneannem “örüsger” derdi, sevebilirim zira hafifçe esen bir rüzgâr içimize doğru ferahlık verebilir, bize esenlik sunabilir. İçinde kimi zaman mutluluk, kimi zaman hüzün hatta kimi zaman ayrılık duyguları barındırabilir, neticede bir duygusu vardır rüzgârın (Bknz. Bu Böyle-Sertap ERENER). Oysa fırtına çok pis bişi, hızı saatte bilmem kaç kilometreye ulaştığında ayrılıkçı bir militan gibi bizi orta yerimizden bölebiliyor, kusursuz planlarımızı uçurup çok uzaklara sürükleyebiliyor, fırtına yaramaz bir kız çocuğu gibi gelip aramıza serilebiliyor ve sonra onun uyumasını, dinmesini, yatışmasını bekliyorsunuz içinizdeki hevesi muhafaza etmeye çalışarak. Kusurlusun fırtına, kabul et bunu.

İşyerinden Sami abi geçenlerde çok ani bir şey sordu: “manita durumun nasıl? ” diye. O esnada fark ettim de “manita” lafını da duymayalı ne çok olmuş, nerden baksan 7 yıl 4 ay olmuş; gençliğimde dayım sorardı: “Suretim manitacılık ediyo musun?” diye. Sami abiye “ne olsun abi, vasat işte” dedim, gençliğimde de dayıma: “nerden olsun dayı, işler kesat” derdim. Bir insan bir konuda zırnık mı ilerlemez, ilerlemiyor işte bazen.

Bu arada işyerinden Sami abiyi tanımayanlar için tekraren kısaca tanıtmak isterim: kendisi benden 7 yaş büyük 44-45 yaşlarında, 1.92 boylarında (-Suret bey önceki yazılarınızın birinde evvelce 1.91 demiştiniz. –Demişizdir ama Sami abi büyümeyi sürdürüyor efendim, durduramıyoruz.) 112 kilo çekerinde, hafif esmer derili (Söz konusu Sami abi olunca ten yerine deri yazılıyo) saçında bir tek akı olmayan (kaygısız deve) hayatının yegane anlamı kaçak et kesimi olan, evli ve iki çocuk babası dümdüz bir adam. Kötü biri mi? Asla değil, kötüler benim arkadaşım olamaz zaten ancak tam anlamıyla zararsız biri de değil, istemsiz olarak hasar verebilen tiplerden. Kontrolsüz konuşur, kontrolsüz dayılanır, kontrolsüz asılır, kontrolsüz bir özgüvene sahiptir, boyu uzadıkça işlevleri kontrolsüzleşiyor galiba. Misal: Evde tek başına yaşayan 70’lik komşum Bahattin amca ile birbirlerini hiç sevemediler, Bahattin amca Ona azcık sempati duyduğunda bile “hörgüçlü” diye hitap eder; O da Bahattin amcaya “dede, yaş yetmiş kuş bitmiş” diye takılır filan. Öte yandan Sami abi, çizgi film izler, Rulokat yer, beleş gazete bulursa resimlerine bakar, kaçak kesime müsait av yoksa sürekli istirahat eder. Bir insan kırkından sonra bile çizgi film izleyip Rulokat yiyorsa, o insandan korkma, onun her müptezel davranışını çocukluğuna/dangalaklığına ver gitsin, o sana kasten zarar vermez.

İşyerinden arkadaşım Sami abiden neden bahsettim, aslında blogdan bir arkadaş merak etmişti? “-Bu Sami abin ile Bahattin Amcan gerçek mi? Yoksa malum yerinden mi uydurdun?” diye benim için nezih editörler için de nizami bir soru sormuştu. Hatta bu seçkin arkadaş “O değil de Suret kim? Gerçek misin sen?” diye de ilave etmişti. Doğrusu ben, hem Sami abi’nin hem de Bahattin amcanın olduğunu biliyorum, onların varlığına inanıyorum ancak Suret’le ilgili benim de zaman zaman tereddütlerim olmuyor değil, bence Suret de olmalı kaldı ki Suret’in ruhunun % 90’nın bizzat kendi ruhumdan üfledim, kalanını da kendisi kendi iç dinamiklerinden yarattı. Tamamen ev yapımı ve katkısız bence, “olmasa da olurdu” dediğinizi duyarsa, hem hüzünlenir hem söver kanaatimce.

İlişkilerle ilgili yakın bir arkadaşımın muhteşem bir saptaması var: “Taraflardan biri ilişkiye mutlaka daha fazla yoğunlaşıyor, diğeri kendini tamamen akışa bırakırken, bunun içi konsantre bir kıvam alıyor” biçiminde. Kuşkusuz haklı bir tespit, konsantre ruhlu arkadaşın bu amaçla tedbir alması gerekiyor, kendini koruması gerekiyor. Neticede hiçbir ilişki sonsuza kadar sürmüyor, günün birinden illaki sonlanıyor, o vakit bu konsantre arkadaş çok daha fazla yıpranıyor, çok daha fazla kanıyor. Gün gelip, ayrılık vakti çaldığında (Yutuptan bknz. bir Nurettin Rençber şarkısı) bu arkadaşın durumu trajediye dönüşebiliyor. Tekrar hayata ve gerçeklere oryante olması oldukça zorlaşabiliyor. Kaldı ki bu konsantre arkadaş ilişki seyrinde giderken dahi arızalanabiliyor, kendi sorunlarının yaratıcısı bir Tanrı halini alabiliyor ve ilişkiyi olağan akışında sekteye uğratabilecek belki de kaçınılmaz sona yaklaşmayı hızlandırabilecek davranışlarda bulunabiliyor. En azından anı yaşaması (ne diem? carpe diem) aşkı hissetmesi gerekirken, akışmayan yoğunluğu sayesinde bunu ıskalayabiliyor. Tüm bu handikapların ortadan kalkması için konsantre arkadaşın da bir şekilde içsel yoğunluğunu seyreltmesi gerekiyor, karşı tarafın akışkanlığına erişmesi ve ruhların aynı nehir yatağında buluşup usulca bir olup okyanusa dökülmesi lazım geliyor. Peki şu soru akla gelebilir (senin akla gelmediyse geç sen bu kısmı, eroire filan atla pis seni): Konsantre arkadaş içsel yoğunluğunu nasıl seyreltecek? Tiner mi katacak, saf su mu içecek? Ne yapması gerektiğini tam bilmiyorum ama alkol’ün, müziğin seyreltmediği kesin tam aksine hepten katılaştırıyor cam macunu kıvamına getiriyor. Kitap okumak, çiçekleri sulamak, balkondan kumruları beslemek, uzaklara bakmadan yürüyüş yapmak, bedenin/düşüncenin gündelik hayatta kalma süresini arttırmak işe yarayabiliyor. Ha sen diyosan: “yok arkadaş ben böğüre böğüre aşkımı da yaşarım, acımı da çekerim” geber o zaman p.zevenk! Tamam sakinim bir an aşırı konsantre olmuşum, açık çay içtim, geçti.

Bi de bişi söylücem (eğer tabii başıma bişi gelmeyecekse) şu melodilere, renklere, cümlelere fazla anlam yüklediğinizi söyleyen arkadaşlar var ya, ben onların taa.! Neyse ben bişi demiyorum, zaten ölesiye tırsağın biriyim. Onlara sadece imalı bir selam gönderiyorum, eğer selamım imalı olmasa “bin selam” gönderirdim, anladınız siz onu. Bir tek sormadan edemiyorum, yapamıyorum, beceremiyorum, durunamıyorım, hayır kaşınmıyorum da: Ya neye anlam yükleyeceğidik? Giydiğimiz donun markasına mı? Arabamızın modeline mi? Maaşımızın bordrosuna mı? Makamların forslusuna? Nedir anlam yüklemeye layık olan, aşktan/sanattan/kitaptan başka.

Eroir

Aklı başına gelir, haddini görür insan,

Öfkesini bağırıp çağırdıktan

Kaybettim sandıktan sonra.

Kuzu olur, lokum olur insan,

Fırtına dinip, hava durulduğunda

Bir süre yere paralel gittikten sonra.

Bilge olur, yaşlı olur insan,

İçine damlayan gözyaşıyla seyrelip

Konsantresini yitirdikten sonra.

Anı olur, huzur bulur insan,

Çaresizlik aşılıp, kısacık kavuştuğunda

Sarılıp bir süre sustuktan sonra.

Ben Buldum.

Özlü Laf: “Çaresizlik nedir bilir misin? Yüreğinin kanatlanıp gittiği yere bedeninin gidememesidir.” Biri bulmuş, biri de bana duyurmuş.

Üşüme kansız kalma blog, tahin-pekmez ye.

 

 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

az önce tahin pekmez yedim...

Portakal Çiçeği ve FISILTI 
 01.04.2013 15:24
Cevap :
Yarasın tosunuma:)   05.04.2013 14:57
 

Sen sık sık açık çay iç suretcim sinir yapma hırpalama kendini şu fani dünyada ablam :) Yine güldürdün işyerlerinde beni deli deli pis :D

Dilek Fuçucı 
 18.03.2013 12:41
Cevap :
Bi süre "ehih ehih" diye güldükten sonra kahve-sigara molası verdiğini sanıyorum Çilek'çim...  18.03.2013 15:29
 

şu "istemeden hasar verme" aslında trjiklikomik bir mevzuu...ağır ağbilerin patavatsız durumu yani "ağır pata" var,"sumo sakar" var ki bir de "oss pata" var kokulu mu kokulu örüsgarlı mı örüsgarlı..."os....la köy yıkar" derler bunlara bizim Anadolu illerinde...her yerde vardır bunlardan "tanrı ve parçacığı"gibi:)))...eyvallah...

nedim üstün 
 18.03.2013 8:39
Cevap :
:) Fiziksel sakarlıkları göz ardı ettik zaten abi de kimi zaman patavatsız lafları yok mu? onları tolere etmekte sıkıntı olabiliyor. Sami abi işte atsan atılmaz, satsan kimse almaz zaten...Teşekkürler usta abi...  19.03.2013 8:17
 

Öyle dolu dolu yazıyorsun ki; kendi yazdıklarımı boş hissediyorum seni okuyunca. Yorum yaz yaz bitmez bloglarına. Tarz yazıların var. Hani katkısız demişsin ya, evet bence de öyle olmuş. İyi ki yazıyorsun bence. İçinde her şey var.Hayatın özüne uzanıyorsun, eroir şiirlerinde çok hüzünlü. Çok beğendim. Hem güldürüp, aynı anda ağlatabilir aynı anda düşündürebilirsin. Bu sendeki büyük bir yetenek, içimden bunlar geldi. Daha yazarım, çok yaşa inş. Sağlık, huzur, mutluluk...Bahattin amcana selamlar, sami abinden çekindim biraz yine de saygılarımı gönderiyorum :) selamlar,

Leyla Kanat 
 16.03.2013 0:14
Cevap :
Arkadaşım Leyla, iltifatların için bin teşekkür, bunu hakkedecek ne yaptım bilemedim, yine de şu an oturduğum kanepeden kendiliğimden bir miktar (35-40 cm) kadar havalandığımı fark ettim. Bir süre (popomun kanepeyle teması kesildikten sonra bir süre)öylece havada kaldıktan sonra, tekrar söndüm ve pat diye yeniden kanepeye oturakaldım. Kanepenin o kısmında popo izi temalı kalıcı bir çöküntü olduysa da buna üzülmedim...Sağ ol   16.03.2013 14:38
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 41
Toplam yorum
: 291
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 788
Kayıt tarihi
: 27.01.10
 
 

En güzel hikayesini henüz yazmamış olan, Smyrna'da yaşayan, henüz yolun yarısında bulunan, kamu g..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster