Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Nisan '13

 
Kategori
Anılar
Okunma Sayısı
5567
 

Eski arkadaşlar Candır Dosttur...

Eski arkadaşlar Candır Dosttur...
 

İlk gözünü açtığın andan itibaren mutlaka bir sürü insan girer, belki dokunur, hatta iz bile bırakır hayatına ama hepsi sonuna kadar kalıcı, sonuna kadar o hayatın parçası değildir işte. Tabii ki kalanlardır aslolan da acaba kalmalarında o ilk tanışma anının önemi var mıdır diye oturup düşünüyorum bazen…
Bu yaşımda tanıştıklarım ile ilgili değil düşündüklerim, zira ilk intiba son intibadır artık benim için; öğrendim seneler içerisinde dimdik gözlerin içine bakmayı, sözleri takip edip adam tanımayı. Bilirim artık bugün kimin kalıcı kimin çıtır çerez olacağını da o çocuk yaşlarımda seçip yıllarca beraber yol aldıklarıma dairdir asıl merakım. 
Hatırlamaya çalışıyorum her biri ile ilk nerede, nasıl tanıştığımı ama zaman ve mekanlar belli diğer her şey flu kalıyor. Neden diğerleri değil de onlar girdi bu hayata, ne zaman kaldırıp tüm kalkanları teslim olduk birbirimize, ne oldu da başkası yapsa kıyametler koparacaklarımızda müsamahalar göstermeye, birbirimizi olduğu gibi kabullenmeye karar verdik diye hatırlamaya çalışıyorum, olmuyor. Acaba diyorum bilebilseydik o ilk anda birlikte büyüyüp, her zorlukta el verip, her heyecanda kalplerimizi birleştireceğimizi, zaman kazanıp hayatta, gereksiz testlerden feragat ettirir miydik birbirimizi ama galiba gerekliydi onlar da. Çünkü muhtemelen o atıştırma turlarında, zorlayıcı ya da can sıkıcı detaylarda öğrendik birine güvenmeyi, birini affetmeyi, sevmeyi, biri tarafından sevilmeyi. Tanımaya, alışmaya çalıştığımız o ilk zamanlarda öğrendik sınırları çizip çizip genişletmeyi, paylaşıp her şeyi, kendinden farklı bile olsa karşındakini olduğu gibi kabullenmeyi. Demem o ki mutlaka var bir hikmet başkalarının değil de onların kalıcı olmasında. Var mutlaka bir farklılık onlarla o ilk tanışma anında ama herhalde bugünkü biz olalım, kendimizi bulalım diye bilemiyor, göremiyor, anlamıyoruz o çocuk yaşlarda.
Ama neyse ki yıllar önce onlarla yaşayamadığımız bu farkındalığı, onların dünyaya getirdikleri çocuklarla telafi edebiliyor, biri ile birlikte büyümenin farkını görebiliyoruz. Bugün yıllar önce oturup da acaba nasıl bir hayatımız, nasıl bir kocamız/karımız, kaç çocuğumuz olacak konuşmalarımızda merak ettiklerimize şahit olup, uzak geleceği yaşadığımız, kendilerini gördüğümüz ilk andan itibaren seveceğimizi ve bu hayatın bir parçası olacağını bildiğimiz birileri ile tanışıyoruz. Neyse ki büyümenin bir faydasını görüyor, bir şeyi önden görebilmenin, denemeler yapmadan bilmenin keyfini sürebiliyoruz.
Bir kişinin yanı başında, yıllara, olaylara, insanlara ve hatta araya giren yollara rağmen çocukluğundan kapıp getirdiği, en azından üç beş sağlam arkadaşının olmasının, kişinin karakteri ile ilgili önemli bir gösterge olduğuna inanıyorum. Belki abartıp saçmaladığımı düşünenleriniz olacaktır ama mevcut çevresi ne kadar kalabalık görünürse görünsün, bir insanın yanında, konuşmalarında, hayatında çok eskilerden yoksa hiç kimse, ben onun yalnız, insan ilişkilerinde sorunlu, muhtemelen bencil ve hatta güvenilmez bir tarafı olabileceğini bile düşünüyorum. Sonuçta bana göre ilişki dediğin şey basit bir alış ve verişten ibarettir ve tek taraflı gelişiyorsa her şey, her türlü ilişki gibi arkadaşlığında bir noktada biteceğini biliyorum.
Arkadaşlık kabul etmek, kıymet bilmek, emek vermektir. Bazen hiç istemediğin zaman bile dinleyip, gerekiyorsa yanında öylece durabilmektir. Arkadaş dediğin dürüst olur, bazen duymak istemediğini çarpıp kapı gibi yüzüne, kıçına da tekmeyi vurur. Her daim sırt sıvazlamak, pohpohlamak değil, arada bir tutup omuzlarından, karşındakini sarsabilmektir gerçek dostluk. Ayrılacak zaman, gösterilecek sabır, sarf edilecek çaba, içeriden hissedilen gerçek bir bağ ister arkadaşlık; sırf ben’cilerin, bazı çıkarcıların, yalan üzerinde zıplayan oyuncularının kurabileceği bir ilişki değildir yani, yürek ister, çizgisi belli bir karakter ister. 
Onun içindir ki belli bir yaşına gelmiş de çevresinde, dilinde, üzerindeki izlerinde eski arkadaşlar göremediğim bir kişiyi garip bulur, mutlaka şüphelenirim. Benim kafam pek almaz, koca bir insanın bütün bir yolu tek başına yürümesini, hayatından gelip geçenlerin tümünü silmesini. Anlattıklarında mutlaka makul bir sebep vardır yol ayrılışlarının da ilişki iki kişiden oluştuğundan, sadece tek bir tarafın hatası olduğuna inanamam; koca hayatta doğru olan en azından bir ikisi ile de mi karşılaşmadığını düşünüp, yine bencilliği, vericiliği, sevebilme yetisi konusunda şüpheye düşerim. Ben galiba en çok kalabalıklar arasında yalnız kalanlardan uzak durmak isterim. En çok onların duyarsız, en çok onların bencil, en çok onların çıkarcı ve en çok onların yaşam hırsızları olduğunu düşünürüm. 
Yaşadığımız hayat, hep yaptığımız seçimlerin sonucu, içinin zenginliği ise aldıklarımızın karşılığında verdiklerimize bağlıdır bana göre. Rakamlarla ifade edilemez, sayılarla gösterilemez bazı zenginlikler, içerdiği değerlerdir önemli olan. Her birimizin hayatı bir şekilde birbirine bağlı aslında ve hayatımızın akışını zamanında bilinçli veya bilinçsiz olarak hayatımıza sokup, yanımıza kattığımız insanlarla değiştiriyoruz. Zamanla, sadece bizim aldığımız kararlar değil, yakın çevremizin kararları da etkiliyor gidişatımızı, onların yaşantıları, kararları ve insanları ile de ya çoğalıyor ya da azalıyoruz. Belki o ilk karşılaşma anında farkında olamıyor, hayatımızda hep olacaklarını bilemiyoruz ama sebep ne olursa olsun seçtiğimiz ve değer vererek eskilerden getirdiğimiz her insan, bugünkü bizim kim ve nasıl biri olduğumuzu gösteriyor bence. Belki bugünkü aklımızla tanışsak asla arkadaş bile olamayacağımız ama 20 yıldır canının bir parçası olan arkadaşlar var ya, onlar kendinden farklı olanı, olduğu gibi kabul etmeyi öğrettiler bize. Şu başkası yapsa tepenin tasını attırıp, direkt infaz ettirecek hareketleri yapan arkadaşlar var ya, onlar hayatta mutlak doğru diye bir şeyin olmadığını gösterdiler bize. Hani her başarında seninle gurur duyduğunu, heyecanına kaptırıp senin kadar mutlu olduğunu gösteren eski arkadaşlar var ya, onlar çıkarsız, karşılıksız sevilmenin ne kadar büyük bir güç olduğunu hissettirdiler bize. Yıllarca ne olursa olsun yakın markajda durduklarından, dürüst olmayı, değer vermeyi, kaybetmemeyi, sevmeyi, sevilmeyi ama en önemlisi kendimiz olmayı öğrettiler bize. 
Onun için can’dır eski arkadaş… Geçmişinden bir parça, yaşadıklarının canlı tanığıdır. Ve geçmişten sağlam tanıklar getirebilmek önemli ve büyük bir güçtür geleceğe dair bana göre…

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Sevgili Zehra, eski dost düşman olmaz derler ya... Ama dost gibi can dostu bulmak mesela.... Selamlar....

rukiye orhan 
 09.04.2013 10:42
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 41
Toplam yorum
: 148
Toplam mesaj
: 70
Ort. okunma sayısı
: 1240
Kayıt tarihi
: 09.12.08
 
 

Hayatımızın gayesi, gayelerimizi hayata geçirmektir. Benim de şu anki gayem, burada bir şeyler ya..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster