Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Ocak '08

 
Kategori
Anılar
Okunma Sayısı
1737
 

Eski bir Balgat hikayesi

Eski bir Balgat hikayesi
 

Eski bir bayram Gençlik Parkı


4 Ülkü ocağı

Sağcı ve solcuların sık sık çatışmaları kavga etmeleri beni de etkilemişti. Nasıl mı?Babam lokantada sağcılar varsa solcuların, solcular varsa sağcıların girmediğini işlerin düştüğünü söylüyordu. Bir de zamlara çok kızıyordu. Tamam müşteri gelememesini işlerin azaldığını anlamıştım ama zam. Ona niye kızıyordu ki?Bizde yemeklere zam yapar daha çok para kazanabilirdik. İşlerin düşmesi babamın para kazanamaması demekti. Bu beni korkuturdu, çünkü bayramlık alamayabilirdik. Birkaç bayramı bu korkuyla beklediğim de oldu. Çok şükür ki her bayramdan önce hatta en geç arife günü genelde Saman Pazarından pantolonum, gömleğim, Sümerbank tan da ayakkabım alınırdı. Hatta bir keresinde Esem Sport bile almışlardı.

Bayramlarda kimin elini öpeceğimi iyi bilirdim. Para vereceklerin elini asla kaçırmazdım. Hatırı sayılır bir şeker turunu da mahallede yapardım. Bayramlarda anarşistler dinlenirdi, örgütler tatil olur diye düşünürdüm. Bu da bize daha geniş bir özgürlük verirdi, en azından birkaç gün sokaklar bizimdi.

Televizyon ve gazetede her gün bomba, tabanca gören çocukların tabii ki oyuncakları da o yönde olacaktı.Ben en çok mantar tabancası ve çıtır pıtırı severdim. Füzeler, fişekler, kız kovalayanlar vardı ama bence onlar tehlikeliydi. Annem ve babamın kızmasına rağmen o küçük siyah mantar tabancasının cazibesinden vazgeçemezdim. Her bayram duyardık, bir çocuğun gözü çıkmış. Bence bizi korkutmak için söylüyorlardı. Mantar tabancası ile nasıl göz çıkarmış , tabanca bir şey atmıyor ki, ucunda patlatıyordu. Hem ben çok tedbirliydim, mantarı betona yerleştirir, tabancanın sırt yayını iyice çekip çiviyi geri alır, namlu ağzını hızla mantara vurunca yerleşirdi.Bazen o an bozuk çividen patlama olurdu ama tedbirimden dolayı bana bir şey olmazdı.Bütün mantar tabancalarım babamın görüp yok etmesi ile neticelenmişti.Hatta bir gün mantar tabancası ile oynanamamam için oyuncakçıdaki çıt çıt şeritli, gösterişli kovboy tabancadan bile almışlardı.Evet çok güzeldi, tetiğe bastıkça şerit ilerliyor, topuz şeride vurup çıt çıt ses çıkartarak parlıyordu.Ne kadar gösterişli olursa olsun mantar tabancasının sesini çıkaramadı ve onun tadını veremedi.

Cebeci Tahta Köprü’nün ayağında Haydar dediğimiz amcada olurdu bu mantar tabancası.ve daha neler neler;sakızlar, şekerler, leblebi tozu denen o lezzetli ancak muhakkak boğaza kaçan abur cuburlar, çıtır pıtırlar.

Haydardan paramız artarsa Cebeci Stadının arkasına bugün spor salonu olan alandaki bisikletçiye giderdik.Turu 25-50 kuruşa birkaç tur atabilirdik.Ben en çok yüksek, dört tekerli otomobile benzeyen mavi bisiklete binerdim.Onda düşme tehlikesi yoktu.Düşmekten korkum, canımın yanacağı için değildi.Düşersek pantalonumuz delinir annemiz de yama yapmak zorunda kalırdı.Yama o zamanlar zengin yada fakir ayırt etmez her çocukta olurdu ama ben sevmezdim.

Yine bir bayram günüydü.Dayım arkadaşını ziyarete gidecekti.Ben de gitmek istedim.Annem Balgat’a kesinlikle gidemeyeceğimi hatta dayıma da gitmemesi gerektiğini söyledi.Dayımın arkadaşları ile gideceği için onay alması zor olmadı.Ben ise oyuncakçıların önünde kullandığım taktiği kullanmaya başladım.Yere yatarak ağlamak…Balgat çok tehlikeli bir yermiş.Orada adamı keserlermiş dedilerse de ikna olmadım.Babam bugünün bayram olduğunu bir şey olmayacağını belirtince ben de dayıma katıldım.

Balgat’ı bilmesem de oranın Dikmen kadar uzak bir yer olduğunu tahmin ediyordum.Belki de troleybüse binerdik.Troleybüse binemesek de uzun otobüs yolculuğundan sonra Balgat’a geldik.Bugün Ceyhun Atıf Kansu Caddesi olan yerden otobüsten indik.Alabildiğince gecekondu mahallesiydi.Dikmenden tek farkı burada yokuş yoktu.Dayımın yanında iki arkadaşı olduğu halde biz sokağa girmiştik ki köşede oturan ağabeylerden biri bizim yanımıza geldi, bizi durdurdu.Oturanların hepsi de ayağa kalkmıştı.Dayıma niçin geldiklerini sordu, kimliklerinin istedi.Hatta beni bile sordu.Dayım, ”bu yeğenim” dedi.Ben çok sevindim.Demek ki ben de büyük gösteriyordum.Sorgu esnasında kimlikler gösterildi.Dayım, parti tutmadığımızı, köydeki anne babasına bakmak için geldiğini, arkadaşlarının da aynı durumda olduğunu, cahil, gariban köylü olduklarını söyledi.

Bize soru soran ağabeyinin işareti ile gruptakiler yerlerine oturdu.Biz yanlarından geçerken çok sert bakıyorlardı.Biraz ilerledikten sonra dayım kısık sesle bir küfür savurdu.Anladığım kadarıyla onlar erkek olsalarmış bizim köyde olacaklarmış.Tabi bunu sadece biz duyduk.

Bence dayım pekala onları döverdi ama bayram olduğu için ellememişti.

Ziyarete gideceğimiz eve ulaştık, içeri girdik.Ne çocuk vardı ne de el öpüp para alacak büyük bir amca.Canım sıkılmıştı.Ziyaret ettiğimiz abi yolumuzu çevirenlerin ülkücü olduklarını söyledi.Ülkücülerin bir de ocakları varmış.Çok düşündüm ama bu ocak köyde babaannemin ocağından farklı olmalıydı, belki de yeni çıkmıştır.Nasıl bir yerdi ki bu ülkü ocağı?Sonunda karar verdim.Lokantanın yanında bir çay ocağı vardı.Orada da pekala insanlar oturabiliyordu.Demek ki çay ocağında çay içenlere ülkücü deniyordu.Zaten çay ocağında oturanlar hep ağabeylerdi.Yaşı çok büyük olanlar kahveye giderdi.Ben de biraz büyüyünce ülkücü ondan sonra da kahveci olacaktım.Hatta bu ülkücü ağabeylerden biri bana ömür boyu yarayacak bilgi vermişti.Çay taşınırken bardağa değil yola bakmak.O sayede dolu çay bardaklarını rahatlıkla taşıyabiliyordum.ne de olsa ülkücüler iyi ağabeylerdi.

Aslında benim ülkücülüğüm daha eskilere dayanıyordu.Ben hatırlayamıyorsam da babamın anlatımına göre:kendisi bir gün arkadaşları ile Atatürk Spor Salonunda MHP Kongresinde.Ben de yanındayım.Sohbet esnasında benim yanında olmadığımı hissediyor.Bir anda soğuk terler döküyor etrafa bakıyor, telaşla bağırıyor:

-Mehmet! Mehmet!

Bulamıyor iyice telaşlı, nereye gider bu çocuk?O esnada bütün salonda aynı ses:

__Küçük Bozkurt, küçük bozkurt!

Salonun ortasında havalara atılan kara yağız minik bir oğlan çocuğu.Kim olabilir?Tabi ki ben...Nasıl oldu bilinmez, salonun ortasına kadar havalarda gelmişim ve bütün salon tempo tutuyormuş.Babam o günden sonra beni her yere götürmemesi gerektiğini anlamıştır herhalde.

Hala merak ederim o gün bu olayı annemle paylaştı mı?

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

bütün caddeler, bütün dünya çocukların artık...

Kaliteli Yaşam 
 25.01.2008 17:42
 

Hoşgeldin hemşehrim...Anlattıklarınızın 68 kuşağı olarak bizzat içinde yaşayan kahramanıyım.DTCF'li ve Gazi Liseli olarak...Hatta GÜ'nin eski hocası olarak...Canlı anlatımınızdan dolayı kutlarım sizi...Ankara'yı tanıtan yazılarda ve yeni anılarda buluşmak üzere sevgilerimi sunarım...

Mesut Selek 
 23.01.2008 12:35
Cevap :
Teşekkür ederim hocam,umarım 15 16 serilik bu yazı dizim ilginizi çeker  24.01.2008 9:17
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 20
Toplam yorum
: 19
Toplam mesaj
: 8
Ort. okunma sayısı
: 455
Kayıt tarihi
: 18.01.08
 
 

1970 Ankara doğumluyum. Sırasıyla İltekin İlkokulu, Cebeci Orta Okulu, Ulus Teknik Lise' sini bitird..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster