Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Haziran '07

 
Kategori
Dostluk
Okunma Sayısı
6097
 

Eski değil "eskimeyen dostluklar"...

Eski değil "eskimeyen dostluklar"...
 

Eski Japon kültürüne göre parıldayan her şey değersiz ve bayağı kabul edilirdi. Yeni bir fincan veya vazo ürküntü verirdi. Çünkü parıldayan bir nesne yenidir ve yeni olduğundan henüz kullanımının ona kazandırdığı soylulukla değer kazanmamıştır.

Eskimiş, pek çok kez çay içmekten kararmış bir fincan, bizimle yasamış, sabrımızı, özenimizi aktardığımız bir eşyadır ve zamanla hem bizim huyumuzu hem duygularımızı yüklenmiş, o da bize hizmet ederek bunun karşılığını vermiştir.

Bazıları eskileri saklar, ortak paylaşımları görür o parçalarda. Ama anılara değer vermek başka şeydir, tusağı olmak bambaşka bir şey...

Bir çay fincanı gibi dostluklar, arkadaşlıklar, paylaşımlar da yıllandıkça değer kazanır.

Onların yalancı bir pırıltısı yoktur. Kendiğiniden parlar. Sevdikçe, paylaştıkça, büyürsünüz ve daha çok parlarsınız. Ve bu parlamanız, yeni bir cila değil, yılların dostluğuyla, verdiği güvenledir.

Uzun süreli bir dostluk, zamanın kararttığı bir fincanla eşdeğer izler taşır...

Gündelik eşyalarda da arkadaşlıklarda olduğu gibi çatlaklar ve gölgeler bulunur... Ama bunlar o fincanı atmanıza gerektirmez. Tam tersine, hayat inişler ve çıkışlar, doğrular ve hatalarla dolu olduğu için, gölgeler ve çatlaklar da doğaldır, değerlidir.

Bir fincanı fırlatıp atmamak ve bir arkadaşı yaşantıdan sıyırmamak için sabır ve sadakat gibi son derece önemli ama artık pek ender rastlanan iki duyguya gereksinme vardır...

Sabrınız sevginize bağlıdır...

İnsanı o hatası karşısında atacak mısınız yoksa saklıyacak mısınız? O hata yüzünden bunca güzellik paylaştığınız bir arkadaşı, sevgiliyi silecek misiniz yoksa "hatayı anlamak büyüklük ister" deyip sarılacak mısınız ona?

Değiyorsa saklayın... Varsa dostları, arkadaşları, sevgilinizi özenle koruyun ve saklayın.

Hoşgörü, ilk önce sizin için gereklidir. Karşı taraf için değil...

İşte o zaman herkesin dilindekinin aksine, "eski" değil "eskimeyen bir sevginiz" ve "eskimeyen dostluklarınız" olur!

Bir zamanlar çok iyi iki arkadaş varmış. Birinin adı Ali öbürünün adı Ahmet'miş çocukluklarından beri beraber büyümüşler yedikleri içtikleri ayrı gitmiyormuş. alinin ailesinin durumu zengin denilecek kadar iyiymiş Ahmetlerde fakir denecek kadar kötüymüş. Bir zaman sonra Ahmet bir kıza aşık olmuş çok seviyormuş evlenmeyi düşünüyormuş. Ali bir gün, Ahmet senin kız arkadaşından çok hoşlandım onunla evlenmek istiyorum, demiş. Ahmet Ali ile çok iyi arkadaş olduğu için senin kadar değerli mi tabi demiş.

Ali kızla evlenmiş ve Baya Bir süre Ahmet'le Ali görüşememiş. Ahmet Bir zaman sonra başka kızla tanışmış ve evlenecekmiş ama evlenecek parası yokmuş aklına Ali'den borç para almak gelmiş, gitmiş Alinin yanına, Ali demiş "Ben evleneceğim bana biraz borç para verir misin".

Ali kusura bakma demiş Ahmet borç para veremem. Ahmet çok şaşırmış ve sinirlenmiş Ahmet onun için sevgilisini vermişti. Yedikleri içtikleri ayrı gitmiyordu. Ahmet sinirli sinirli eve gidiyormuş cebine bakmış son parasıyla sigara mı alıyım yoksa yol parası verip eve minibüsle mi diye düşünüyormuş.

Yanına yaşlı bir adam gelmiş. "Evladım karnım aç bana bir ekmek alır mısın?" demiş Ahmet düşünmüş düşünmüş adama ekmeği almış adam Ahmet'e "Yaptığını sana fazlasıyla ödeyeceğim" demiş ve iki gün sonra aynı adam Ahmetlerin eve gelip Ahmet'e çok büyük bir miktar para vermiş.

Ahmet de artık Ali kadar zenginmiş. Düğün davetiyelerini hazırlarken annesi Ahmet'e "Ahmet senin Ali vardı, onu da çağırsana" demiş. Ahmet de "Tabi anne çağırırım" demiş ve davetiyeyi göndermiş. Düğün günü Ali düğüne gelmiş takılar takıldıktan sonra Ahmet mikrofonu almış:

"Bir zamanlar çok iyi bir arkadaşım vardı, adı Ali'ydi. Çocukluktan beri yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmezdi. Canım gibi severdim, benden sevgilimi istedi gözümü kırpmadan verdim. Ancak kendisinden borç para istedim beni geri çevirdi. Kendisine çok teşekkür ediyorum" demiş...

Ahmet'ten sonra Ali almış mikrofonu eline:

"Bir zamanlar Ahmet diye çok iyi arkadaşım vardı. Yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmezdi. Sevgilisi fahişeydi adı çıkmasın diye ben evlendim, borç para istedi gurur meselesi yapar diye vermedim. Babamı ayağına gönderip servetimi verdim. Düşüncelerinden dolayı kendisine çok teşekkür ediyorum." demiş...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 353
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 3671
Kayıt tarihi
: 28.02.07
 
 

"29 Temmuz 1980’de İstanbul’da doğdu. Celal Bayar Üniversitesi, İşletme mezunu. Şiir, deneme, öykü, ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster