Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Haziran '18

 
Kategori
Kültürler
Okunma Sayısı
98
 

Eski Diyarbekir'de Düğün Yemeklerimiz

Eski Diyarbekir'de Düğün Yemeklerimiz
 

Duvaklı Pilav


Çay önünde karpuzlar
Vuruldum yaram sızlar
Bezenmiş toya gider
Elma yanaklı kızlar

Diyarbakırlılar geleneklerine bağlıdırlar. Bu gelenekler ışığında belirli günlerde çeşitli törenler yapılır. Törenler gerek kişisel, gerekse toplumsal yaşamımızda önemli bir yer tutarlar. Törenlerin başında düğünler, yaslar, sünnetler ve hedikler gelir. Bu törenlere özgü değişik yemekler, tatlılar, içecekler hazırlanır. Diyarbakırlılar, düğün törenlerine, "tatlı başlayalım, tatlı bitirelim" deyimine uyarak söz kesimi (şerbet töreni) ve nişanları şerbet içmekle başlatır, düğün yemeklerinde yapılan tatlılarla bitirirler.

Evlilik hazırlıkları ilk adımdan son adıma kadar eğlence ve şenlikler yörelere göre ufak tefek değişikliklerle kutlanır-kutsanır. Bu şenliklerin en sonuncusu düğündür. Günümüzde salonlarda üç saatlik bir sürece sığdırılan düğünlere eski Diyarbekir’de toy denirdi. Toylarımız üç gün üç gece sürerdi. Bazı aileler bu eğlenceleri yedi gün yedi geceye çıkarır; çifte davullar, çalgılar çalınır, yedi gün yedi gece yenilir içilir eğlenilirdi.“Kırx ölmîşin bî kalmışî.” deyimi de büyük olasılıkla böylesi düğün yapanlar için söylenmiştir

Eski Diyarbekir’de düğün hazırlıkları aylar öncesinden başlardı. Zira erkek tarafında düğünler yemekli olurdu. Bu yemekler de öyle böyle değildi. Ailenin maddi durumuna göre yemek çeşidi artar ya da azalırdı. Eğer ailenin durumu yerindeyse iki üç hatta yedi gövde et ile düğün yemekleri pişirilirdi. Tatlılar su börekleri açılırdı. Ailenin durumu iyi değilse tatlı yerine mevsimine göre üzüm karpuz ikram edilir, yemekler için de gövde yerine kiloyla et alınırdı.

Bir hafta öncesinden indekçiler tarafından düğün çağrısı yapılırdı. Düğüne davet edilmeyen de asla düğüne gitmezdi. Bu çağrıyla düğün hazırlıklarının son aşamasına gelinmiş olurdu. Kız kınası salı günü akşam şerbet, limonata ve çerez ikramlarıyla, oğlan kınası çarşamba günü akşam mezeli ve içkili yapılırdı. Bazı aileler iki kınayı da aynı gün yaparlardı. Oğlan evinde kına devam ederken bir grup kadın kız evine gider, gelinin eline kına yakar ve oğlan evindeki eğlenceyi izlemek için erkenden dönerlerdi. Kına ve düğün için kolları sıvama zamanıydı. Oğlan evinde sabahın erken saatlerinde komşularla birlikte kına için hazırlık vardı. Hangi hazırlık komşusuz yapılırdı ki eski Diyarbekir’de?…

Oğlan kınası için becerikli komşular ve akrabalar sabahın erken saatlerinde yardıma gelirlerdi. Ciğer kızartması, domates salatası, cacık, mevsim meyveleri ve çerezler özene bezene büyük bir keyifle hazırlanırdı. Tabii rakı şişeleri de kasa kasa hamalların sırtında eve gelirdi. Müslüman inancına göre haram olan içki için mezeler hazırlanırken, haram maram düşünülmezdi. Bu da Diyarbekir’de kavimlerin iç içe yaşamışlığının en büyük göstergesidir. Pazar günü öğlenden sonraları Süryani, Ermeni komşularımız avlularında hazırlanan yemek masalarının etrafında toplanarak evlerinde mayaladıkları şaraplarını, likörlerini ve rakılarını ud ya da cümbüşün tellerinden dökülen nağmelerle gecenin geç saatlerine kadar yudumlarken hoş bir seda kalırdı geriye yaz akşamlarında Diyarbekir’in semalarında…

-Qız Marî, qız Lusî, qız Janet, qız Fatma, qız Salêxe, anamın anasî Sêbîxe elleriz dert görmîye.

-Xelal xoş olsın qomşım, bugün sahan yarın bahan. Toylarımızdır, güzel ananelerimizdir bizi birbirimize bağlayan.

Toylarımız bir başkaydı. Eğlenceli olduğu kadar zahmetliydi de. Ama düğün sahipleri bu zahmeti pek zahmet gibi görmezler bilakis ritüeli büyük bir zevkle yerine getirilerdi. Çünkü biz de, “Kimi düğün yapar gelin sefaletimi görün, kimi de düğün yapar gelin varlığımı görün.” diye bir deyim var… Düğün sahibi, zengin de olsa fakir de olsa düğününde varını yoğunu ortaya döker ki düğün sonrası bu tür konuşmalara meydan vermesin.  

Tatlılar bir iki gün önceden yapılırdı. Odun ateşinde pişirilen tepsi tepsi tel kadayıflar, öte taraftan yüzünüzü görebileceğiniz incelikte açılan baklavalar, bol cevizli sargı burmalar, sütlü Nuriyeler, tarçınlı zerdeler,  komposto ve hoşaflar düğünlerimiz vazgeçilmezi tatlılardı. Kasa kasa limonların kıyma makinasında çekilerek şekere yatırılmasıyla önceden hazırlan limonata ve koyun yoğurduyla yapılan ayran yaz aylarında düğünlerimizin içeceğiydi. Elbette ki mahir ellerle açılan kıymalı ve ya peynirli su böreği de düğünlerimizde başta gelen ikramlarımızdandı.

Düğün günü sabahın erken saatinde düğün yemeklerini pişiren becerikli kadınlarımız kolları sıvardı. Önü camekânlı ayvan biçiminde mutfakların orta yerine ateş yakılır nıqra adını verdiğimiz iki kulplu, yayvan büyükçe kaplar ve koca koca kazanlar sacayağının üstüne bırakılırdı. Sulu yemek olarak mevsim kış ise kuru fasulye, yaz ise türlü veya vazgeçilmezimiz hatta Diyarbekir denince akla gelen ilk sulu yemek olan patlıcan meftunesi yapılırdı.  Meftune bol etli ve ekşili olurdu. Tabii ki ekşili ve parça etli dolma de düğün sofralarımızın baş yemekleri arasında yerini alırdı. Hali vakti yerinde olan düğün sahipleri kaburga dolması, kuzu dolması ya da duvaklı pilav yaparlardı. Duvaklı pilav yapmak için, önce pirinç pilavı için bir teneke pirinç nıqraya dökülür. Yemeği pişiren kadınlarımız öyle ustaydılar ki bir teneke pirinçle pişen pilavın bir tanesi diğerini tutmaz tane tane olurdu. Sonra "duvak" denilen harcı hazırlanır. Bunun için de önce bademler bir dakika suda kaynatılarak kabukları soyulur. İkiye ayrılır. Pembeleşinceye kadar yağda kavrulur. Başka bir tarafta iri çekilmiş kıyma da kavrularak, üzerine karabiber, tarçın ve yenibahar ile karıştırılır daha sonra badem ilave edilir. Pilav büyük kayık tabaklara tepeleme doldurulduktan sonra, hazırlanan harç, pilavın üzerine dökülür. Bembeyaz pirinç pilavının üzerine dökülen bu harç, pilava duvak görünümü verdiği için bu pilava duvaklı pilav denir. Maddi durumu olmayan düğün sahipleri pilavı sade yaparlardı.

Yemekler pişirme faslından sonra sıra düğün Mevlüdüne gelirdi. Diyarbekir düğünlerinde Mevlüt denince ilk akla gelen isimler; Mevlütxan Mustafa, ve ölünceye kadar birbirlerinden hiç ayrılmayan rahmetli Hafız Celal Sevimli ile Hafız Tarık Çıkıntaş’dı. Baktığınızda ikiz kardeş gibi görünen nurani yüzlü bu ikili Diyarbekirlilerin unutulmayanlar listesinde en başlarda yer alırlar.

Dünya gözüyle görmedikleri halde gören insanlardan daha iyi gören iki değerli insandılar. Zira kalp gözleriyle gören, duyan, dokunan birçok insandan fazlasıyla gerçeği görürlerdi. Bu hikmete ermiş olmaları yüce kitabımız Kur’ân-ı Kerim’i küçük yaşlarda ezberlemeleri ve ömür boyu ezberletmelerinin mükâfatı olsa gerek.

Öğlen namazından çıkan cemaat topluca düğün evine gelir, okunan mevlüdün ardından yemekler yenirdi. Mahallenin fakirleri, delileri, çocukları bu yemeklerden bolca nasiplerini alırlardı. Düğün ve yemekli mevlütlerde şehrin fakiri Qırx Êmbar Rızgo mutlaka bulunurdu. Bir quşxana dolmayı bir seferde yiyip bitiren, bayramın son günü doyan Rızgo; kısa boylu, şiman, göbekli, gözleri az gören bir garibandı. Gözleri ileri derecede trahomluydu.  Bu nedenle çok az görüyordu. Yaz kış üstünde bedenine epeyce büyük iri cepleri olan kirli bir ceketi vardı.  Nerede topluca yemek varsa Rızgo oradaydı. Kendisi karnını iyice doldurduktan sonra bir tabak kuru fasulyeyi bir cebine, bir tabak pirinç pilavını da diğer cebine doldurur, fasulyenin süzülen yağı suyu arkasında iz bırakırken elindeki baston görevi gören sopayı dar küçelerin bazalt taşlarına vura vura evde yolunu gözleyenlere doğru yol alırdı…

-Allahî sevîsiz, Rızgo’ya, Şexo’ya, İlo’ya, Çeto’ya çox verin, tox doyınca yesinler. Yemîyen kalmîya ha!

İşte böyleydi eski Diyarbekirde düğün dernek ve yemeklerimiz…

                         

         TOY

Gümüş kemer belîne
Duvağ çekmiş yüzüne
Xeber êdin bibiye
Altun taxsın geline

Hedî çalsın cümbüşî
Medî sölesin mübaregî
Kirvem kızî söle baxam
Nerden aldın bu güzellıgî

Dizildî küçeye paytonlar
Al yanaxtan süzüldî yaşlar
Kirvem kızî gelin olmîş
Maşallah dêyin komşîlar

Meftune pilav ocağa
Kızlar hadê halaya
Duydıx duymadıx demeyin
Diyarbekir davetlidir bu toya

Gîdesen oğur ola
Dedixlarım küpe ola
Qedir kıymet bilmezsen
Sütım sahan heram ola

Gezimania 3. Sayı 2018



 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 122
Toplam yorum
: 62
Toplam mesaj
: 13
Ort. okunma sayısı
: 385
Kayıt tarihi
: 01.04.11
 
 

Diyarbakır’da doğdu, tam bir Diyarbakırlı olarak büyüdü. İlk okulu İsmet Paşa İlkokulu’nda, orta ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster