Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

12 Mayıs '11

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
465
 

Eski Eurovısıon yeni Eurovısıon

1960’lardan 2000’lere birinci olan şarkıların videolarını izlediğinizde, aradaki bariz farkı görürsünüz. Bir kere 60’larda şarkılar siyah beyaz görüntülü, son derece ağır ve ağdalı, mesafeli ve elit görünmekteydi. Renkli çekimlerle birlikte şarkıların yapısı da değişti. Şarkılar, daha hareketli ve canlı olmaya başladı. 1990’larda getirilen Tele-voting yani halkın telefonla oylamaya katılması, yarışmanın seyrini tamamen değiştirdi. Daha önce sonlarda yer alan ülkelerle başlarda yer alan ülkeler nerdeyse yer değiştirdi. Türkiye, Yunanistan, dağılan eski Yugoslavya’dan ve Sovyetler Birliği’nden çıkan devletler üst sıralara tırmanmaya başladı. Eskiden beri komşuları bol olan ülkeler üst sıralarda yer almaktaydı. Artık bununla birlikte, vatandaşları dünyanın dört bir yanına dağılmış ülkeler de oy bakımından şanslı duruma geldi. Bu bakımdan şanssız olan bazı “büyük” ülkeler yarışmaya katılmamaya bile başladılar. Bir tür adalet sağlanmış ve geri kalmış ülkelerin kendilerine güveni artmaya başlamıştı. Yalnız yeni durumun oluşturduğu adaletsizliği azaltmak için, son yıllarda SMS’lerle birlikte halk jürisinin puanları da yarı yarıya dikkate alınmaya başlandı. Eurovision’un eski soğuk havası ve Anglo-Sakson tavrı gitmiş, yerini daha renkli ve etnik bir yarışma almıştı. Yerel kıyafetler ve yerel enstrümanlar da dikkat çekmeye başladı. Ancak, şarkıyı İngilizce söylemek hala avantajlıydı. Bu yüzden Almanya bile şarkısını İngilizce söylemeye başladı. Eurovision öteden beri politik bir yarışma olmuştur ama Sertab’ın birinci, İngiltere’nin sonuncu olduğu sene, sonuç politik sebeplere bağlanabilir miydi? Sonuç, İngiltere’nin Körfez Savaşı’na destek vermesine, Türkiye’ninse tezkereyi mecliste reddetmesine bağlanmıştı. Eurovision bu kadar bilinçli yapılan seçimlere bağlı bir yarışma mıydı acaba? Genelde kulağa hoş gelen ve SMS avantajı olan ülkelerin şarkıları kazanıyordu. Hemen hemen tüm ülkeler şarkılarını İngilizce söyledikleri için de, büyük bir engel olan dil barajı başarıyla aşılmıştı. Yani müzik o kadar da evrensel değildi. Müzik evrensel değildi bölgeseldi, çünkü herkes kendi kulağının sevdiği şarkılara oy veriyordu. Örneğin soğuk İskandinav ülkelerine bir türlü şarkılarımızı sevdiremezken Doğu Avrupa’dan oy alma ihtimalimiz daha yüksek oluyordu. Eurovision’da başarılı olmak için müzikal açıdan belirli kalıplara bağlı kalmak gerekiyordu. Peki farklı tarzda şarkılar hiç kazanmadı mı? Arada böyle örnekler hatırlıyorum. Örneğin acayip kıyafetler giyip maskeler takmış rock grubuyla da, uzun keman solosuyla hayran bırakan “Nocturn” şarkısıyla da Norveç birinci olmuştu. Ama bunun kesin bir formülü yoktu. Farklı bir tarz denerseniz birinci de olabilirdiniz sonuncu da. Sonuç olarak, 60-80’li yıllarda çoğu ülkenin nadir müzik etkinliklerinden biri olduğu için çok önem verilen ve bu yüzden dört gözle beklenen Eurovision, 90’lardan itibaren yarattığı güvensizlik ve insanların müziğe doymasıyla etkinliğini yavaş yavaş yitirdi. Ancak, eskisi kadar olmasa da hala ilgi çekiyor denebilir.
 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 110
Toplam yorum
: 62
Toplam mesaj
: 3
Ort. okunma sayısı
: 635
Kayıt tarihi
: 01.02.11
 
 

ODTÜ Eğitim Fakültesi İngilizce Öğretmenliği mezunuyum. İlgi alanlarım edebiyat, sinema, tiyatro, TV..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster