Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Nisan '10

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
590
 

Eski Fotoğraflar

Eski Fotoğraflar
 

geçip giden zamanları bir yerlerde bulsak...


BEN

Bir tuaf suçluluk duygusuna kapılıyorum, eski fotoğraflarıma bakarken bazen... Sanki fotoğrafın çekildiği o gün, hatta o mevsim, o yıl... Çok daha iyi yaşanırdı da es geçtim-es geçtik gibi geliyor.. Ama bazen... Allahtan bazen... Tıpta bir karşılığı vardır mutlaka bu hislerin... Pişmanlık maskeli özlem olabilir mi? “Amaaan sen de! Amma da nostaljiksin!..” diyor bana, tatlı(!) sohbetimden sıkılarak ağzını peçeteyle kibar kibar tamponlayan süslü arkadaşım.

Mirkelam'ın bir şarkısı vardır: “geçip giden zamanları bir yerlerde bulsam sonra üzülsem üzüldüğüme üzülsem... gözyaşıma dalıp dalıp seni hatırlarım....” diye başlayan güzel bir şarkı. Bildin mi? Bilmiyorsun? Ordan burdan bul, dinle bu parçayı... İşte ben bazen eski bir fotoğrafa bakarken sanki Mirkelam içimde usul usul bu şarkısını söylüyor... Ve ben fotoğrafa bakıyorum...

Diyelim fotoğrafta bir masaya oturmuşuz, çay içmişiz, üç beş bardak kalıvermiş masanın şurasında burasında biri fotoğrafımızı çekmiş...

“Hayır!” diyorum işte ben yıllar sonra o fotoğrafı görünce... “daha da fazla çay içebilirdik ki! Neden içmedik ki?!”

Ne konuşmuşuz, kim ne demiş, mevsim neymiş? Giysilerden mevsimi hatta ayı anlamaya, sokaklar o gün nasıl kokuyordu hatırlamaya çalışıyorum ben... Evet, bunu yapıyorum... Ve diyorum ki “hayatımızdaki en güzel çaydı o! Hakkını veremedik!..”

Ve Mirkelam devam ediyor... “gözyaşıma dalıp dalıp seni hatırlarım...”

Kendi başına bir tek eski fotoğraflar değil şüphesiz acı veren. O günlerin geçip gitmiş olması ve o çaydan bir daha içemeyecek olmamız zongidi zongudu zonkluyor içimde... Çay mı? Ne çayı? Çay burada sadece bir metafor! Bunlardan çok var benim içimde... Deliyim ben içten içe... Bildin mi? Bilmiyorsun.

SEN

Sen, o fotoğrafta, sevdiğin adama sokuluyorsun. Adamsa durduğu yerde duruyor, milim oynamıyor sana doğru. Yemeli içmeli keyifli bir mekandasınız, bir kaç kadeh şaraptan sonra, rica ediyorsunuz capcanlı müzikler çalan yaşlı mı yaşlı piyanist, “Yanaşın haydi! Haydi ama biraz daha yanaşın!” diyerek şirin mi şirin çekiyor fotoğrafınızı; bir tek sen söz dinliyorsun.

Sonra iki üç sefer daha gidiyorsunuz aynı yere... İçilip söyleşilen, gülüş gülüş geçen iki üç güzel akşam daha... Arayışların ve ayrılıkların, bol ve bereketli olduğu yaşlar... Siz de ayrılıveriyorsunuz. Aradan belli bir zaman geçtikten sonra, bu defa kalabalık bir arkadaş grubuyla yine aynı yerdesin. Piyanist ara veriyor programına, selamlaşıyorsunuz uzaktan, hatırlıyıveriyor seni-sizi, masanıza buyur ediyorsun... O'nu soruyor. “Yok” diyorsun, “yürümedi, ayrıldık...” Gözlerinin içinde kocamış koca bir hayatın ışıklı izleri, gülerek sımsıcak bakıyor... “Fotoğrafınızı çekerken belliydi zaten” diyor ve ekliyor “iyi olmuş!...” Şaşırıp bakıyorsun...“O, kendini esirgeyen bir insandı ve kendini esirgeyen insanın kimseye faydası olmaz” diyor, “Öyle candan bir haliniz var ki, size esirgemeyi de geçtim, kendinden taşan biri lazım! Çünkü taşan insan, verdiğiyle elinde kalanın hesabını yapmaz. Aşk da zaten hesaba kitaba vuruldu mu aşk olmaz! Bırakın o arkadaşınız bütün cimriliğiyle eski bir fotoğraf karesinde öylece donup kalsın”. Kırışıklıklardan kat kat olmuş gözkapaklarını bir çırpıda açıp kapayıp, kırpış kırpış gözlerini kırpıveriyor çok sevimli bir şekilde. Sonra “haydi” diyor bize, “haydi yanaşın!”. Eğlenceli bir akşam ve ne mutlu ki kimse esirgemiyor kendini... Peki aşklarda?! Kim esirgemiyor kendini? Kim esirgemiyorsa kendini, avucuma mum diksin!...

O

O öldü. Yalnız yaşayan yaşlı bir kadındı. Evinden kötü kokular gelmeye başlayınca apartman görevlisi yöneticiye haber verdi. İzin istenecek kimsesi yoktu; kapıyı kırıp eve girdiler.

Banyo kapısının önünde boylu boyunca uzanan cesedi buldular. Ölü beden, üç gündür orda uzanmış yatırıyordu. Yılların yorgunluğunu üzerinden atmak ister gibi, rahat bi yatakta uzanır gibi uzanan küçücük beden, morarıp şişmişti. Hemen morga kaldırıldı. Vakit akşamdı, ertesi gün beklendi, cenaze işlerini apartman sakinleri elbirliği ile halletti.

14 daireli apartmandan camideki törenin ardından mezarlığa da gidenler, ölüm kokuları arasında, bir süreliğine “yalnızlık” hakkında düşündüler. 2 numaralı dairenin sahibi de yaşlı ve yalnız yaşayan bir kadındı ve birkaç saat önce toprağa gömülen 7 numaraya diğer komşulardan daha yakındı. 2 numara bu yakınlık dolayısıyla eve gelince bir kuvvet toparlandı ve helva kavurdu. Bütün komşulara teker teker dağıttı.

Bir tabak da yöneticiye verdi. Yöneticiye, sararmış solmuş incelmiş eski bir kağıt parçası da uzattı helva tabağının yanında. “Bir zamanlar lazım olmuştu da vermişti... Avukatmış... Yiğeniydi galiba ama tam hatırlayamıyorum şimdi”, dedi.

Ertesi gün, hiç görmediği bir kalabalığa şahit oldu 7 numaralı daire... Yiğenler, kuzenler, onların çocukları... Evdeki eşyalar, antikalar, yaşlı kadının mücevherleri ki bunların arasında, ölünce kadının şişen parmağından ancak cenaze yıkanırken çıkartılabilen elmas bir yüzük de vardı sessice paylaşıldı...

Bir sonraki gün apartmanın önüne bir kamyon gelip ağzını açtı ve 7 numaralı dairenin eşyalarını boğazından aşağı kaydırdı. İşe yaramayacak kırık dökük birkaç parça eşya da kapıya kondu. Kırık bir puf, tek bacaklı bir sandalye, eski ayakkabılar vs... yolun kenarındaki söğüt ağacının altına yığıldı.

O yığıntının içinde iki tane de albüm vardı. Albümlerde, sararmış solmuş fotoğraflar... Bir zamanlar hevesle çekilen, yerlerine özenle yerleştirilen, kenarlarına köşelerine silik ve titrek el yazılarıyla notlar alınan, tarihler düşülen fotoğraflar... Koyu karanlıklarda en güzel giysileriyle görünen bir takım kadın ve erkekler uzun bir sessizliğin ardından yolun kenarındaki söğüt ağacının altından sokağa gülümsediler...

BİZ

Çok özel bir gün, 20'nci yaşgünüm!... Bütün aileyi derleyip toparlayan bir fotoğrafımızın olmasını istiyorum 20'inci yaşımın hatırası olarak. Sağolsun herkes işini gücünü ayarlayıp geliyor; bütün aile toplaştık bir fotoğraf stüdyosuna gidiyoruz. Bir tek anneaanem, direniyor gelmek istemiyor... “Amaaan” diyor, “Ne işim var benim. Şu yaşlı halimle, sizleri gölgelemek istemem...” Zar zor, yalvar yakar ikna ediyorum... Kıramıyor, “Eh peki madem” deyip geliyor... Zaten ertesi yıl da aramızdan ayrılıyor anneannem...

Şimdi yıllar sonra, o fotoğrafa ne zaman baksam, iyi ki diyorum böyle bir fotoğraf çektirmişiz. Yaşarken bazen bazı özel anlar önemsenmeyebiliyor. Ama sevdiklerimiz aramızdan ayrıldığında işte onları hatırlatan en küçük bir anı, bir koku, bir belge çok ama çok değerli oluyor... "Amaaaan bana ne ya" mı diyorsun? Diyebilirsin...

SİZ

Bir fotoğraf karesine sığışıp sığınarak ve her yıl her yıl her yıl aynı pozu vererek... Adam kadının omzuna kolunu atar, çocuklar kucaklanır, yıllar geçtikçe aile genişler ama hep aynı genişlikte gülümsenir objektife... Her yıl ama her yıl, aynı evin, aynı köşesinde kurmalı fotoğraf makinasının karşısına geçip her yıl, yeni yılın ilk gününde bir fotoğraf çektirerek mutlu bir aile olmaya çalıştınız. Mutlu bir aile olduğunuzu ispat etmeye çalıştınız. Oysa siz mutlu bir aile değildiniz. Deklanşör şlank! dedi ve siz dudağınızdan gülüşünüzü elinizin tersiyle silip dağılıverdiniz, bir evin içinde, bambaşka yönlere.

ONLAR

Onların çektiği fotoğraflara kazara giriveriyorsun. Bunu hiç düşündün mü? Ya bütün bütün sen olarak, ya da ucundan kıyından, kolun, burnun, ayakkabının topuğu giriveriyor hiç tanımadığın insanların anılarına. Onlar bu fotoğraflarına bakarken... Bu tombalak da kim? Bu kırış tepiş ense kimindir? Kim bu sırık? veya Üftür püftür bu gössel bacakların devamı nerdedir? diye sorarken sen yoksun ki artık orda, basıp gitmişsin kendi hayatına... Sen hiç bilmeden kimlerin fotoğraflarında hangi pozlarda varsın kimbilir? Bir de hiç bilmeden-farketmeden giriverdiğin hayatlar var, seni senden habersiz düşünenler var ya da o bilmeden senin düşündüklerin var ki mevzu uzar...

SONUÇ:

NEDİR ESKİ FOTOĞRAFLAR?

1) Ne kadar eskiyse o kadar iyi...

2) Anılarım var... Demek ki anılarım olacak kadar yaşamışım...

3) O çay çok güzeldi...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 24
Toplam yorum
: 27
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 953
Kayıt tarihi
: 11.04.10
 
 

Üniversitede işletme okudum. Kendi işletmemi işletmek dışında çok çeşitli alanlarda çalıştım. Sahne ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster