Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Ağustos '18

 
Kategori
Dilbilim
Okunma Sayısı
84
 

Eski Sözlük

Eski Sözlük
 

*Dil nedir?

Toplumun aynasıdır. Dili toplumun sosyolojisini, kültürünü, geçmişini, bugününü, özetle kendisini yansıtır. 

Meramını en kısa yoldan anlatan dil güçlü dildir. Güçlü dil zengin dildir. 

Diller arasında etkileşim olması kaçınılmazdır. Dilimizde yabancı dillerden gelen sayısız sözcük vardır. Pek çoğu türkçeleşmiştir. Örneğin "piyade" kelimesini hepimiz "yaya asker" olarak anlarız. Kökeni ve nereden geldiğiyle ilgilenmeyiz. Örnekler çoktur. Bir Fransız arkadaşıma Fransızca bilmediğimi söylediğimde, biliyorsunuz deyip saymaya başlamıştı; gişe, kamyon, kuaför, kontrpiye, piyade, şövalye ve diğer yüzlercesini.

İyi de ben onların Fransızcadan geldiğini bilmiyordum ki.

Birbirimizi doğru anlamamıza hizmet ettiği sürece böyle girdiler dili zenginleştirir.

Başka dillerden aldığımız kelimeleri anlamadan kullandığımızda bazı sakıncalar ortaya çıkıyor ama olsun. 

Gençliğimizde Beyoğlu'nun girişinde "Fitaş" ve "Dünya" sinemaları vardı. Oynatılan filmlerin yazıldığı tabelada "suarelerde" ve "matinelerde" yazardı. Bize bir şey ifade etmezdi. Neden sonra bu iki kelimenin Fransızca akşam ve sabah demek olduğunu anladık. Sinemacı akşam ve sabah seanslarını ayırmak için bu sözcükleri kullanıyormuş.

Gereksiz bir özenti. Sanki "sabah" ve "akşam" dese filmlerin kalitesi düşecek.

Anlamını tam kavrayamadığımız yabancı sözcükler de var.

"Sinyal" buna örnek olabilir.  Hepimizin arabasında var. Kullanma oranımız her halde yüzde on-on beşi geçmez. Kullanmamamızın nedeni kelimenin bize kendisini doğrudan ifade ifade etmiyor olması olabilir mi? 

Hep düşünürüm. Sinyal yerine, "döneceğin yönü diğer sürücülere bildirmek için kullanılan ışıklı işaret" desek acaba kullanma oranı artar mı? Adı biraz uzun oldu ama, artarsa trafik kazalarında belirgin bir azalma sağlarız.

Bir de çarpıtılan (katledilen) Türkçe var. Örneğin "adam gibi adam". Deli saçması. Bir şeyi kendisiyle niteleme. Adam; kısa boylu olabilir, uzun boylu olabilir, yakışıklı olabilir, çirkin olabilir, nazik olabilir, kaba olabilir, ama adam gibi olamaz. Dile saygısızlık. 

"Penaltı, penaltı gibi olmalı" gibi. Peki penaltı nasıl olmalı? Penaltı gibi mi?

Bir de zorlamayla var edilmeye çalışılan abukluklar var.  "Adamın dibi" gibi. Bizim köyün deyişiyle "hay dilinizi eşek arısı soksun". Yakında "kazandibi" gibi adam diyecek birileri. Garip dizileri seyredilsin diye.

Futbol yorumcularının ve anlatıcılarının dilbilgisi kurallarını nasıl yok ettiğine ve kendilerince nasıl yoktan bir dil uydurduklarına hiç girmiyorum. Neresinden tutsam elimde kalacak. Onların maç anlatımlarını dinlerken içimden ağlamak geliyor güzel dilimin düştüğü hallere. Onları duymak istemiyorum. Seslerini kısıyorum. O zaman seyirciyi duyamıyorum. Seyircinin ve anlatanın sesinin ayrı ayrı verilmesi mümkün olursa çok sevinirim. Hem seyretmekte olduğum maçı bana birisi neden anlatıyor ki? Ben sahada ne olduğunu görüyorum zaten.

Kendilerine Halit Kıvanç'ın zamanında radyodan anlattığı maçları dinlemelerini öneririm. Radyodan öyle bir anlatırdı ki görmeden maçı yaşatırdı bize. Türkçe konuşarak.

Neyse nereden nereye geldik. İçim yanıyor kusura bakmayın.

Diğer dillerden gelen sözcüklerin anlaşmamıza katkı sağladıkları sürece kullanılmalarına karşı değilim.

Dikkatinizi çekmek istediğim konu, var olan bazı güzel sözcüklerimizin kullanılmaya kullanılmaya unutulmaya yüz tutmasıdır. 

Onlardan bazılarını hatırlatmak istedim.

Daha sonra da yanlış kullandığımızı düşündüğüm deyimlerimizden söz edeceğim. Bu bağlamda bugün yeni bir "şahaser" duydum. "Kulak uzatalım" dedi birisi televizyonda başka bir yere bağlanırken. "Kulak verelim" demek istedi herhalde. İlkokul Öğretmeni duyduysa eski öğrencisinin kulağını uzatma ihtiyacı duymuştur sanırım. Hoş değil ama hak ediyor.

İşte "eski sözlük" sözcükleri:

Ekti:

Görgüsüz. Arsız. Yüzsüz. Her gördüğü yiyeceği canı çeken. Açgözlü.

Eleştiridir.

Adam tam bir "ekti" şeklinde söylenir.

Yekinmek:

Hareketlenecekmiş gibi yapmak.

Oturmakta olan birisinin kalkacakmış gibi yapması.

Hesap ödeme anı geldiğinde cüzdanına davranır gibi yapmak.

Genelde tamamlanmayan hareketleri anlatır.

Örneğin, "kaleci sağına doğru yekinmişti" dediğimizde vücudunu sağına hamle yapacak şekilde hazırlamıştı, demek isteriz. Ağırlığını sağ ayağına vermiştir. Eğer top soluna doğru yönelirse "ters ayakta yakalanmış" olur ve vücudunu yeniden konumlandırmak zorunda olduğundan hamlesi gecikir. 

Ne güzel bir sözcük değil mi? Bir kelimeyle ne çok şey anlatılabiliyor. Çok güzel bir dilimiz var. Bozmayalım. Kıymetini bilelim..

Dadanmak:

Bir şeyi alışkanlık haline getirmek. Sık sık yapmak. 

İstenmeyen bir durumu anlatır. Olumsuzluk içerir.

İki günde bir sürünüze kurt dalıyorsa "sürüye kurt dadandı" denir.

Samıt:

Davranışları anlamlı olmayan kişi.

Algılamaları ve reaksiyonları sağlıklı değil.

Kişiler önemli bir şokla karşılaşırlarsa böyle davranmaya başlayabilirler.

Kazada yakınlarını kaybettikten sonra "samıtlaştı."

Pelik:

Saçların örülmesi.

Örülmüş saç.

Saç örgüsünün adı.

Yavuklu:

Gönül verilen kişi.

Sevgili.

Yarsımak:

Beğenmek.

Hoşlanmak.

Kız oğlana "yarsımış".

Somurtmak:

Surat asmak. 

Mutsuzluğunu yüz ifadesiyle yansıtmak.

Dondurma almadığınızda torununuzun yüzünün aldığı şekil.

Somağını sarkıtmış, şeklinde de kullanılır.

Baynımak-Baynımamak:

Gelişmek-gelişememek.

Toprağı uygun olmadığı için ağaç "baynıyamadı".

Ahretlik:

En iyi arkadaş, dost.

Öyle iyi anlaşıyoruz ki öteki dünyada da ayrılmayalım anlamında kullanılır.

Bir yönüyle kanka denebilir.

Cıdavı:

Çok konuşan.

Çoğu kez haklı olarak. İyi niyetli. Eleştirel.

Kızmaksızın hak verilen bir sevimlilik hali.

Daha çok ergenler için kullanılır.

Büyüyünce geçer.

Büyüyünceye kadar biz ona "az konuşmasını" öğretmiş oluruz zaten!!!!!

Ismık:

Utangaç.

Çekingen.

İçe dönük.

Hışır:

İnsan için kullanıldığında hareket kabiliyeti az.

Şişman.

Çabuk yorulan.

Tetik:

Hışırın tersi.

Cabara:

Güçlenen ve gelişme istidadı gösteren genç.

Başarılı.

İnisiyatif almaya başlayan.

Fistan:

Tek parça kadın elbisesi.

Anadolu halk türkülerinde hala yaşıyor.

"Fistan giymiş etekleri alaylı" diyen güzel bir türkümüz var.

Yerini tutan bir sözcüğümüz var mı bilmiyorum?

İki parçalı olduğunda "dö-piyes" diyoruz da tek parçalısına ne diyoruz?

Çakır:

Ela  gözlü.

Renkli gözlü.

Çakır gözlü insanlar adları yerine daha çok "çakır" diye çağrılır.

Zülüf:

Kadınların saçlarının bir kısmının yanaklarından sarkacak şekilde kesilmesi.

Kadın güzelliğinin simgesidir asırlardan beri.

Karacaoğlan'la başlar, Aşık Veysel'e ondan Neşet Ertaş'a kadar gider.

"Güzel ne güzel olmuşsun görülmeyi görülmeyi".

"Siyah zülfün tel tel olmuş örülmeyi örülmeyi".

Döşek:

Yatak.

Grip olduğumuzda evde dinlenirken, "yorgan döşek yatıyorum" deriz.

Bürümek:

Yaygın, açıklık bırakmayacak şekilde kaplamak.

"Şu dağları kara duman bürüdü".

"Üç yüz atlı beş yüz yayan yürüdü"

Genelde olumsuz, istenmeyen durumları betimlemek için kullanılır.

Bahçeyi yabani ot bürüdü.

Daha çok var aklıma geldikçe yazarım.

Deyimlerimize geçelim.

Burun buruna gelmek:

İstenmeyen olumsuz bir durumla aniden karşılaşıldığını anlatır.

Bahçeye adım attığım anda ayıyla burun buruna geldim. 

Viraj öyle keskindi ki karşıdan gelen arabayı göremedim ve burun buruna geldik.

Deyimde iki ana kavram var. Birincisi istenmeyen bir durum olması, ikincisi olanın bizim açımızdan olumsuzluk içermesidir.

Son zamanlarda bu iki ana temaya dikkat etmeyen yaygın bir kullanış şekli ortaya çıktı.

Yine futboldan örnek verecek olursak şöyle deniyor:

"Arkadaşından öyle güzel bir pas aldı ki golle burun buruna geldi".

Yanlış.

Golle burun buruna gelen kalecidir.

Gole gidenin durumu gol pozisyonuna girdi veya gole yaklaştı gibi değişik şekillerde tanımlanabilir.

Biraz özen lütfen.

Sebep olmak-sağlamak:

Aralarında nüans var.

Sebep olmak olumsuzluk içerir. 

Örneğin; sağlıklı beslenmemesi hastalanmasına sebep oldu.

Sağlamak olumluluk içerir.

Doğru beslenmesi sağlığını kazanmasını sağladı.

Ayrım o kadar zor değll.

Dikkat edersek başarırız.

Eli taşın altına koymak:

Türk Dil Kurumu da alternatif olarak bu kullanımı kabul ediyor ama benim içime hala sinmiyor.

Bence doğrusu "eli taşın altına sokmak" şeklide olmalı.

Bu deyimin amacı birden fazla kişinin güçlerini birleştirerek zor bir işi başarmalarıdır.

Elinizi boşluklarından faydalanarak taşın altına sokarsınız. Herkes hazır olduğunda elbirliğiyle taş kaldırılabilir.

El taşın altına konursa ezilir.

Yine de siz bilirsiniz.

Son söz.

Dilimizin çok güzel ve her türlü duygu ve düşüncemizi anlatmaya yettiğini düşünürüm.

Özensiz ve yanlış kullanımların nasıl önleneceğini bilmiyorum.

Aklıma gelen tek şey herkesin çok çok kitap okuması.

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 81
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1691
Kayıt tarihi
: 04.05.13
 
 

Emekli pilotum. 1950 yılında Polatlı Çekirdeksiz köyünde doğdum. İlkokulu köyde ve Polatlı'da, li..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster