Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Aralık '10

 
Kategori
Kültürler
Okunma Sayısı
1387
 

Eski Türk filmlerinin aşığıyım

Eski Türk filmlerinin aşığıyım
 

Tonton, sevimli Adile Naşit... Dürüstlük abidesi Münir Özkul... Gelmiş Geçmiş en kusursuz güzellik Filiz Akın... Selvi boylu, yakışıklı mı yakışıklı Tarık Akan... En saf güzellik Hülya Koçyiğit... Babacan, tatlı, sevimli Hulusi Kentmen... Biraz saftirik, biraz komik, Kemal Sunal... Başka bir yakışıklı da Ediz Hun... Ve daha sayamayacağım onlarca unutulmaz Yeşilçam sanatçıları... Bize rollerini adeta yaşatan; en yetenekli, en gerçekçi oyuncular...  

Ben o zamanlar çocuk olduğum için mi bu kadar unutulmaz geliyor şimdi bu isimler sanıyorsunuz? Hayır, halâ bu sanatçıların filmlerini izlerken, ilk defa izliyormuşçasına yaşıyorum eski filmleri. Düşünüyorum da, eskiden teknolojiden uzak, dar bütçeyle üretilen filmlerle, şimdi son teknolojinin kullanıldığı, milyonlarca dolarlık bütçeler sağlayan sponsorlarla çekilen filmleri kıyasladığımda şaşırtıcı bir sonuca ulaşıyorum... Şimdiki filmler berbat demek istemiyorum; ama eskilerle kıyasladığımda çok yavan geliyor bana. Eski tadı alamıyorum... 

Geçenlerde eski bir Türk filmine rastladım; sanırım ismi "Aile Şerefi". Münir Özkul ile Adile Naşit... Ve onların kalabalık ailesi. Filmin sadece 15 dakikasını izledim; ve kim bilir bugüne kadar kaç kez izlemişimdir; ama ilk defa izliyormuşum gibi duygularım bana tamamen o anları yaşattı... Şimdi yeni filmlerden bazılarına rastlıyorum da, hiç izleyesim gelmiyor, 2-3 sahneden sonra sıkılıveriyorum...  

Eski Türk filmlerinden çok şey öğrendiğimi hissediyorum. Aile bağlarını, dürüstlüğü, toplumsal dayanışmayı, saf ve temiz aşkları, erdemli olmayı, gururu; kısaca günümüz insanında olması gereken ama hepsinin bir arada toplanmış haline asla rastlayamadığımız pek çok insani değeri önce ailemden, sonra ilkokul öğretmenim Mücella Yıldırım'dan, sonra da eski Türk filmlerinden öğrenmişim. Ailemde de, ilkokul sıralarında da yaşayarak öğrendiğim bu değerleri Türk filmlerinde de pekiştirmişim; sonuç olarak onları da izlerken yaşadığımı göz önüne alırsak, çok şanslı bir çocukluk geçirdiğime inanıyorum. Hababam Sınıfının her sahnesini, içinde geçen her repliği ezbere biliyorum; ama bir kanalda rastlasam yine izlerim. Hangimiz keyif almadık ki Hababam Sınıfı'ndan? 

Çocukluktan çıkmama yakın Türk filmlerinin konusu değişmeye başladı. Banu Alkan-Serpil Çakmaklı döneminden bahsediyorum. Yani sıcak ev ortamının yerini rengârenk ışıklı diskoların almaya başladığı dönem. Aşkların ikiyüzlü olduğu, uyuşturucunun cazip kılındığı, gece hayatının çekiciliğinin anlatıldığı, benim de Türk filmi izlemekten soğuduğum dönem. Evet, bunlar da hayatın gerçekleriydi ama; insanların, aklına gelmeyen bazı kötü değerlerin farkına varmalarına sebep olan filmlerdi bence. Aldatma, tecavüz, yozlaşmış toplum, sırtından vuran dostluklar, riya... Açıkçası, düzgün çalışan patronların sekreterine yan gözle bakmasının bu filmlerden sonra ortaya çıktığına inanıyorum. Damadını ayartan kayınvalide, gelinine göz diken kayınpeder imajı da bu döneme ait bir milat.  

Sonra daha da büyüdüm, teknolojik cihazların kullanıldığı, ses efektleriyle süslenen; ancak bir defa izlenebilen filmler piyasaya sürüldü. Bunlardan da sahteciliği, küfür kültürünü, dolandırıcılığı, bazen kötülerin iyiyi yenebildiğini öğrendik. Tabi öğrenilebilecek iyi şeyler de var; ama günümüz insanı (özellikle gençler) nedense kendilerine kötüyü örnek almanın fark yaratacağına inandıkları için iyi niteliklerin farkına varamıyorlar. Evet, melesa ben G.O.R.A. filmini ikinci kez izlemeye katlanamam. Aynı şekilde Bay E, Vizontele, Şans Kapıyı Kırınca, Kahpe Bizans... gibi filmleri belki ikinciye izlerim, ama üçüncü kez izleyeceğimi zannetmiyorum. Recep İvedik'i bir kez bile izlemedim, izleyeceğime de hiç ihtimal vermiyorum. Bu filmleri küçümsediğimden değil; sadece eskilerle kıyasladığımda harcanan paraya da, kullanılan teknolojiye de gerek kalmadan nasıl kaliteli ve izlenebilir filmler çekilebileceğini görebiliyorum.  

Oyunculuğa gelince... Eski filmlerdeki sanatçıların, anlık olarak her sahneyi yaşattığını belirtmiştim. Şimdi ise, bazı filmleri izlerken, bırakın ânı yaşamayı, oyuncunun ne kadar sahte rol yaptığı dikkatimi çekerse, filmi takip etmek yerine oyuncunun yeteneksizliğine takılıp kalıyorum elimde olmadan. Sadece ben değil, pek çok kişi de öyle. Örneğin birkaç yıl önce bir filme gitmiştik, sanırım "Pars: Kiraz Operasyonu" adlı film. Başroldeki abimizin rol yaparken (daha doğrusu yapamazken) kullandığı mimikler, ses tonu ve hareketlerden dolayı sinemada bulunan tüm izleyiciler, filmi bırakmış adamcağızın yeteneksizliğinin had safhaya çıktığı anlarda kahkahaya boğuluyordu. Tamam, kim bilir ne kadar emek harcanmıştır, saygı duyuyorum ama elimde olmadan yine eski Yeşilçam sanatçılarıyla kıyaslayıvermiştim o gün. Haddim olmayarak tabi...  

Bu "film" konusu, biliyorum, bazılarını kızdıracaktır; fakat kişisel görüşüm şu ki; ne olursa olsun eski Türk filmleri unutulmaz. Son 15 yılın Türk filmleri deyince aklıma öyle akılda kalabilecek, derin iz bırakan filmler gelmiyor pek. Ama eski filmler deyince şimdi yüzlercesini sayabilirim. Bu farka sebep olan tam olarak nedir bilmiyorum, ama ben eski Türk filmlerini çoook özlüyorum...  

<özlem ulugöl="">  

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmıştır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

1000 kez seyretmiş olsam bile 1001. keze hayır demem. Bazı replikleri ezbere bilirim ama yine de o sahnede gözyaşı dökerim. Yeşilçam ile ilgili bir yazım da var. Belki ilginizi çeker. Ne yazık ki hiç bir şey eskisi gibi kalmıyor. Sevgi ile.

papatya altı yüz elli 
 06.09.2011 13:59
Cevap :
Teşekkürler değerli yorumunuz için. İlk fırsatta bakacağım yazınıza. Sevgiler  06.09.2011 23:05
 

Sanat,yaşadığı dönemlerin sosyolojik misyonunu da üstlenir...Bir ayna gibi yansıtır...Şimdiki robot ağırlıklı filmler,insanın robotlaşmasını aksettiriyor.Eski Türk Filmleri de çekildiği döneminin safiyane aşklarını;çıkar gözetmeyen özverili insan ilişkilerini günümüze taşıyor.Şimdiki bir gecelik aşıklar anlamasa da güzeldi gerçekten...Teşekkürler...Selam ve sevgilerimle...

Mesut Selek 
 12.08.2011 23:06
Cevap :
Asıl ben teşekkür ederim değerli yorumunuz için. Selamlar  21.08.2011 10:29
 

Uzun yıllar aşkı Türk filmlerindeki gibi sandım. Belki uslanmaz bir romantik olmamın ardında bu gerçek saklıdır. Melodram yönü öne çıksa da, dramın dozu çoğunlukla kaçsa da yine de sizinle çok benzer duygular taşıyorum. Örneğin Ayhan Işık-Belgin Doruk-Sadri Alışık üçlüsünün Küçük Hanımefendi serisini koleksiyonumun başköşesine koyabilirim. Yeni Türk filmlerini sevmiyorum, söz ettiğiniz filmleri (Pars, İvedik vs) ben de izleme isteği duymadım. Yabancı sinemayı daha izlenebilir buluyorum ve çok keyif alıyorum. Galiba siz de çok romantiksiniz :-) Çok hoş, duygulu ve geçmişi incelikle işleyen bir blog ortaya çıkarmışsınız. Teşekkürler, selam ve saygıyla.

Güz Özlemi 
 12.08.2011 14:19
Cevap :
Değerli yorumunuz için teşekkür ederim. Yabancı filmlere gelince, saymakla bitmeyen dizileri izlemektense yabancı film izliyorum her akşam. Ama eski Türk filmleri bir başka tabi... Sevgiler  12.08.2011 15:01
 

öYLE ÇOK ŞEY ÖĞRENMİŞİM Kİ BEN O KİMİLERİNİN HAFİFE ALMA GAFLETİNE DÜŞTÜĞÜ ESKİ TÜRK FİLMLERİNDEN...EN AZINDAN O ZAMAN AHLAK VE İNSANLIK DENEN KAVRAMLAR VARDI,ŞİMDİ BU BİLE KALMADI!DEĞERİNİ BİLEN BİLİR ANCAK ESKİLERİN.SAYGILARIMLA...

DERİN, SADE VE KARIŞIK... 
 27.12.2010 18:34
Cevap :
Evet, burada "ahlak" anahtar kelime.. Çok da haklısınız, bazı insanlar eski filmlerimizi hafife almak ya da küçümsemek gibi bir anlayışa sahip ne yazık ki... Teşekkürler katkılarınız için.  29.12.2010 8:25
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 152
Toplam yorum
: 964
Toplam mesaj
: 60
Ort. okunma sayısı
: 1902
Kayıt tarihi
: 19.08.06
 
 

Ortada bir problem görüyorsak bu bizim de problemimizdir. Ve eğer 'birisi'nin bu konuda bir şeyle..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster