Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Haziran '15

 
Kategori
Çevre Bilinci
Okunma Sayısı
117
 

Eski zamanlardan gelen bir elyazması der ki; Ağacı kesmeden önce...

Eski zamanlardan gelen bir elyazması der ki; Ağacı kesmeden önce...
 

Eski zamanlarda bir elyazmasında yazılı olan bir bilgi; bir ustanın çıraklarına bıraktığı bir miras... Bir ağacın nasıl kesilmesi gerektiğine dair. Bir sohbet sırasında duydum ve kulak kesildim. 
 
Ağaç ve kesmek kelimelerinin yan yana kullanılması dahi kulağımı tırmalasa da günümüz dünyasında yazık ki bu terminoloji böyle. Sözkonusu elyazmasından günümüze ulaşan ifadelerin yüksek olasılıkla değişmiş olabileceğini düşünüyorum. Zira kelimeler birer dünyadır. Ve bence açılımları vardır, kendi yolları vardır. Yine de bu ustanın ağaca yaklaşımı ve önerdiği usül çok anlamlı...
 
'Ağacı kesmeden ilk önce, kafasını kes ki öleceğini anlasın, üstündeki canlılarla vedalaşsın, onlara artık yuva olamayacağını söylesin, suyunu bıraksın.
 
Altı ay sonra gel, yerini hazırla ve onu yatır, bir altı ay da öyle kalsın, strese girmesin.
Sonra onu al, bir altı ay da öyle beklesin. Ondan sonra kullan.'
 
Eski zamanlarda ustaların acele ve telaş içinde olduklarına ihtimal bile vermiyorum. Zaman onlarla galebe çalmıyordu muhtemelen. Zaman çoktu, yetişecek bir yer yoktu. Yapılan iş son zerresine kadar 'adam gibi' yapılırdı ve birlikte çalıştıkları şeylere hürmet önemliydi. Ağaçların canlı olduklarını ve ölüme hazırlanmaları gerektiğini yoksa nasıl bilirlerdi!
 
Şimdi modern insanın kulağına bunlar çok da anlamsız gelecektir muhtemelen. İş, para ve zaman üçgeni içinde insan zihni sıkışıp kalmış durumda. Malum insan ahlakı da... 
 
Herşeyin bir yolu, yordamı var demiş atalar. Eğer bu yola, yordama uyulmaz ise bereket olmaz. Ah olur, ihanet olur. Yanlış olur, yanlış yanlışı doğurur. Ağaçların kesim zamanları dışında kesilmesi, meyve veren ağaçların kesilmesi, çiçek açmış olanlarının kesilmesi doğru değildir. En az zarar görecek şekilde, canlılığı göz önüne alınarak davranılması gerekir. Bir yaşamın sona erdirilmesi durumu karşısında tekrar tekrar düşünerek hareket etmek gerekir. Yapılan her edimin bir bedeli doğar zira.
 
Varolan herşey ile aramızda bir bağ var. Var ama bu ne kadar söylenirse söylensin, dıştan içe nüfuz edemiyor yazık ki. İçte uyanan bir şey bu. Bu eğer bir insanda uyanmamışsa yanında davulla söylense gene boş. Bu manada ağaçların, sevgili atalarımızın işi zor. Zira onların da bir canı var ve insanoğlu tarafından hoyratça muamele görüyorlar. Yaşamaları bir ticaret, ölümleri bir ticaret. 
 
Eskiler bilirlermiş. Ağacı, 'zemheri' denen zamanda keserlermiş. Kışın Ocak ayında. Zemheri aslında 15 günlük bir süre. Ağacın da yaş atladığı dönem. Dona karşı zemheri dönemde bu suyu yaz boyu emmiş olduğu için o dönemde donmamak ve kendini korumak için tüm suyunu salar ve yaş atlar.  Ağacın o koyu renk halkalarının nedenlerinden biri budur. Bütün suyu boşaltır ve yeniden su almaya başladığında bir halka oluşturur. Kendini koruma dönemi.
 
İlaveten, zemheri ayında kesilen ağaçta kurt olmaz. Ağaç kesilir, kabukları soyulur. Zaten kurt ağaçla kabuk arasında yaşar ve yumurtalarını oraya bırakır. Suyunu boşalttığı için de ahşapta, atlama, patlama, yılma gibi şeyler olmaz. Ağaçları kurutmaya, içindeki suyu almaya gerek kalmaz. Bu kendiliğinden ağacın suyunu boşalttığı bir dönemdir. Su zerrecikleri kapandıkça ağaç sıkılaşmaya başlar kendiliğinden. 
 
Eskiden kaya keserlerken kanallar açılır, o kanalların içine söğüt ağacı çakılır, başlarına birkaç yerden de kama yapılırmış. O kanalların içi su doldurulur ve şiştiği zaman o tonlarca taşı patlatırmış. Eski zamanlarda sütunları, kayaları o antik şehirlerde böyle keserlermiş. O ağacın şişmesi çok büyük bir güç. Kontrolsüz bir güç. Kayaları yerinden sökebilecek kadar büyük. Şimdi aynı işlem için elmas tellerin kullanıldığı biliniyor.
 
Ağacın besin kaynağı toprak, su ve fotosentez. Onların yaşam üçgeni bu. Bazı ağaçlar yetiştiği bölgenin kumunu bile içine alır, topraktaki bakırı, kurşunu bile mineralleştirerek içine alır. Ağaçlardaki renk değişiklikleri bundandır. Aldığı minerallerin farklı olmasından. Mineralleri sudan alıyor ve sudan topluyor. Ağacın bölgesine, kurak ya da sulak olmasına göre ağacın yaşı da değişiyor. Ağaç ne kadar çok su alıyorsa o kadar yaşlanıyor. 
 
Ve yaşlanmak deyince ağaçlar da insanlar gibi... Doğar, büyür, genç olur, farklı iklimlerden farklı etkiler alır, yaşlanır ve ölür. İnsan olarak onlara nasıl muamele ettiğimiz önemlidir. Saygı göstermek, yaşına hürmet etmek, gölgesinde otururken yarenliğini fark etmek insan olmanın erdemidir. 
 
Dışımızdaki dünyaya bakarken gördüklerimizden ne kadar faydalanırız diye bakmak, işin ticaretini düşünmek, algının çarpıldığına işarettir. Dışımızdaki dünyaya bakarken saygıyla, huşuyla, zarar vermekten çekinerek, koruyucu olma sorumluluğunu önemseyerek bakmak doğru bir algının işaretidir. 
 
Sizde hangisi var?
 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 95
Toplam yorum
: 15
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 480
Kayıt tarihi
: 07.10.13
 
 

İnsanın kendinden bahsetmesi meselesi benim için zor konuların başında gelir. Bu anlamda söyleneb..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster