Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Kasım '07

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
1417
 

Eskici

Eskici
 

Genellikle genelleme yapmam diyenlerden misiniz? Ben değilim. Genelleme yapmaya, sınıflandırmaya, kategorize etmeye, kümeleştirmeye, kümeler arasında ortak küme yaratmaya, obeb (ortak bölenlerin en büyüğü) ile okek (ortak katların en küçüğü) üretmeye bayılırım. Zihnimdeki sıfat kartlarını kişilerin üzerine etiket olarak yapıştırırım. Aynen buzdolabının üzerine post-it yapıştırmak gibi.

Bugünlerde takıntı sıfatım eskici, yenici ayrımı. Hangi yakınlarım, tanıdıklarım eskici, hangisi yenici? Ya ben? Kendime ait soru en basit cevaplanacak olanı; elbette eskiciyim. Her şeyin eskisini severim. En başta da giyim kuşam konusunda. Üzerimdeki elbise, yıpranmış, sarkmış, esnemiş, keşermiş*, ağarmış, rengi atmış, dikiş noktaları ayrışmış, belirli noktalardan hasar da almış olsa, eski elbiselerimin hepsine son derece sadığımdır. Eski elbisenin beni ne kadar ısıtacağını, ya da ne kadar serin tutacağını, üzerimde nasıl duracağını, vücuduma nasıl uyum sağladığını çok iyi bildiğimden, ilk tercihlerim onlardır. Ama eski elbiselere olan bağlılığımın en önemli gerekçesi, yaşamında özensiz ve dikkatsiz olan benim için, eski elbisenin üzerine bir şey dökmenin, kirletmenin, yıpratmanın üzüntü yaratmıyor oluşudur. Daha doğrusu üzüntü vermeyecek olmasının verdiği rahatlıktır. Oysa yeni elbise aldığımda öyle midir? Yaptığım her işe, attığım her adıma, her hareketime özen gösterme durumu beni fazlası ile stresli yapar. Eh, bu durumda benim gibi, söz konusu stresleri kabullenmek istemeyen bir insan için yeni bir elbise olsa olsa ıstırap oluyor.

Gerçi bu yeni elbise ile kurduğum ilişkideki olumsuzluk tek taraflı değil. Onlarda beni sevmiyorlar. Yeni bir elbiseyi üzerime giydiğim ilk gün, mutlak ama mutlak (genelleme yapmayı sevdiğimi söylemiştim) başına bir şey geliyor. Yeni bir takım elbise giydiğim bir gün, hiç beklenmedik bir anda yağmur fırtınasına, hem de çamurlu bir yağmura yakalanmış ve ilk günden eskitme başarısı göstermiştim. Bir diğerinde ise dolmakalemimin mürekkebi akmış, dışından çok belli olmasa da astar kısmında koca bir leke oluşturmuştu. Diğer elbiselerim içinde benzerleri olur; ya pantolonum bir yere takılır, ya gömleğin kol ağzına bir şeyler bulaşır, ya da yemek yerken yağ damlar. (aslında bu en sık rastlananı, evde en çok tükettiğimiz temizlik ürününün yağ sökücü olması bunun ispatı)

Bu sebeplerlen dolayı, eski kıyafetin rahatlığını hiçbir şeyde bulamadığım için, yeni elbiselerde gözüm yoktur. Mağaza dolaşmayı da sevmem, giyim alışverişine zaman ayırmayı da. İnsan kendisine ıstırap verecek bir şey için zaman harcar mı hiç?

Eskiciliğimin doruk yaptığı diğer konu ise arkadaşlarımdır. Eski dostlarımla, yeni tanıştığım insanlar arasında da tercihlerim genellikle şaşmaz kesinliktedir. Yeni tanıştığım insanlar o güne kadar kurduğum düzeni bozacakmış gibi gelir bana. Eski dostlarım, tanıdıklarım ise güvenli bir liman gibidirler. Eski dostlarımı çok iyi bildiğim şehirlere benzetirim. Ulaşacağım noktayı takip edeceğim yolu ezbere bildiğim, gözüm kapalı yol alabileceğim, ulaştığım noktada hayal kırıklığına uğramayacağım bir şehir gibidir, uzun süredir tanıdığım insanlar. Lazım olan bir ürünü nereden alacağımı, en uygun fiyata, en kalitelisini nereden bulabileceğimi bildiğim, aşina olduğum bir mekândır onlar. Oysa hayatıma yeni giren kişiler, neyi nerede bulacağımı bulmak için sokak sokak dolaştığım ve işimi rastlantılara bıraktığım insanlardır. Nelere kızar, nelerden alınır, nelere önem verir, vazgeçilmez ilkeleri ile esnek davrandıkları noktalar nelerdir sorusuna cevap bulmak bile başlı başına bir eziyettir benim için. Uzunca bir sürenin benim ona kendimi ispat etmem ile, onun kendisini bana ispat etmesi için geçecek olması ve tüm bu süreci yeni bir elbise giymek gibi, kırılmadan dökülmeden, zedelemeden aşmaya çalışmak çok ama çok yorucu bir iştir benim için. Bu nedenle belli bir süre gözlemleyip de, ilişki geliştirmeye değeceğini düşünmediğim insanlara da çok bulaşmam açıkçası.

Eskicilik bir nebze muhafazakârlıktır aslında, yeninin düzen bozucu yönünden korkmanın eseridir. Ve insanlar yaşlandıkça eskiyle kurdukları bağ, yeni ile kurdukları bağdan daha güçlü olur. Çok muhafazakâr bir insan sayılmasam da, ruhumda gizlenen bir çöpçü adam mevcut galiba.

* Keşermiş; bu kelimeyi Word programı kabul etmedi, merak edip TDK’ya baktım karşılığı yok. Günlük yaşamda sık kullandığım bu kelimeyi TDK’da bulamamak beni oldukça şaşırtsa da Google’da yaptığım araştırma ile sözcüğe Hatay Türkçesinde rastladım. Anlamı ise; “kirlenmek, çürümek” olarak gözüküyor. Antep yöresinde ise daha çok kullana kullanan yıpranmış, orijinalliğini kaybetmiş anlamında kullanılır. Bu bilinmezliğe rağmen kullanmaktan vazgeçmek istemedim. Daha önce benzer kullanımı “satıl” kelimesi için yapmıştım.

Blognot; Bu yazıma aslında sevgili Hoşsada’nın “Dostluk, kişilik, özgürce karar verme” http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=73514 yazısı ve benim ona yazdığım yorum esin kaynağı olmuştu. Eski dost tercihinden, eskiciliğe uzanan bir yazı oldu.

Ümit Culduz bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmıştır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Eskiler alıyorum / Alıp yıldız yapıyorum / Musiki ruhun gıdasıdır / Musikiye bayılıyorum / Şiir yazıyorum / Şiir yazıp eskiler alıyorum / Eskiler verip Musikiler alıyorum / Bir de rakı şişesinde balık olsam.ORHAN VELİ

Sema AYDIN 
 30.11.2007 23:21
Cevap :
Yazının en anlamlı yorumlarından birisi, bana yalnızca teşekkür etmek düşer, ellerinize sağlık,  01.12.2007 14:53
 

Yaşamının tümünü- üniversite yılları hariç- ailesi ile -anne/baba- geçiren bir insan olarak eskiye bağlılık her an karşıma çıkan bir fotoğraf gibi. Bu nedenle sanırım ben anılarım dışında hep yeniyi, yenideki pırıltıyı ve heyecanı seviyorum. Eski çöplüğü konusuna gelince bu benim en büyük derdim:) Sadece benim kararlarım geçerli olsaydı şu an evimiz son derece ferah, az- öz eşyalı ve zevkli olmanın ötesinde yaşam kalitesi ve kullanım kolaylığı açısından dingin bir mekan olurdu:) Ne yazık ki eski! insanlar da eskileri olmaz ise rahat edemiyorlar. Umarım eşiniz de sizin gibi düşünüyordur, değil ise kendisine kolaylıklar dilerim:) Saygılar. Nilgün Ok

nilgun 
 25.11.2007 17:17
Cevap :
Nilgun Hanım, ne yazık ki eşim benim gibi düşünen birisi değil. Onun eski ile kurduğu bağ oldukça sınırlı ve eskiyi kolaylıkla gözünden çıkarabiliyor. Bu sebeple eski mizah dergilerimin hiçbirisini anne evimden kendi evime getirememiştim:-)) Elbette onun sözü baskın geldiği için çok da sorun çıkmıyor. Benim birkaç ısrarıma karşın ikna edemezsem, genellikle herşey kolaylıkla çöpe gidiyor. Bunda elbette benim eski olan herşeyi değerlendirme becerisi gösteremememin de payı oldukça fazla. Ancak burada bir ayrımın önemli olduğunu düşünüyorum. Benim eskimle anne ve babamın eskisinin önem derecesi farklıdır. Bende annemin evindeyken onun eskileri bana batardı. İmkanım olsa da şu evi yeni baştan dizayn etsem derdim ama zaman geçipte kendi eskilerim oluşmaya başlayınca işler tersine dönüyor. Şimdi annem evime gelince "at şu eski püskü şeyleri" deyip duruyor:-)) Ama anlaşılan siz eskiyle hiç bağ kurmayanlardansınız, zor vallahi işiniz:-)) katkı için teşekkürler, saygılarımla  26.11.2007 10:33
 

Eskiye bağlı olmak sanıyorum biraz da o eski olanlar içinde kendini rahat hissetmekle ve buna bağlı olarak o rahatlık içinde özgür hissetmek duygusuyla ilgili. Ben de yeniden ziyade eskiyi severim. Sanki daha bir ruhuma yapışmıştır eski olan, benimsemişimdir, o tuhaf tedirgin eden yabancılık duygusundan arınmışımdır. Çok ama çok güzel bir yazıydı. Saygı ve sevgilerimle...

Fulya 
 20.11.2007 11:24
Cevap :
Bir konu daha var yorumunla beraber aklıma geldi. Aslında o eski elbise ile yaşanılan şeyler de oldukça etkili. O elbise ile hoş bir anın geçti ise kesinkes o anın kokusu, tadı o elbiseye de sinmiştir gözü ile bakıyorsun. Hatta o güzelliğin tekrarı için aynı kıyafetin üzerinde olmasının temel şartlardan birisi olduğunu bile düşündüğüm anlar vardır. (Ne kadar batıl yönlerim varmış meğer:-))) Teknoloji olayında da benzer bir etki var. Eskiden her çıkan yeni bir program versiyonu, gelişmiş bir bilgisayar donatısı ilgimi çekerdi ama artık korkutmaya başladı. Hatta teknolojinin bu kadarı da yeter artık demeye başladım. Galiba teknolojinin de eskisine bir bağımlılık oluşmaya başladı. Ya da bizlerin hayatında terazinin eski kısmında birikenler çoğaldıkça yüreğimiz de oraya doğru kaymaya başladı, katkı ve beğenin için çok teşekkür ederim, sevgilerimle,  20.11.2007 13:22
 

Evet, ben de gurupayıp, bölüp ve böldüğümü tekrar ikiye ayırıp incelemeyi sevenlerdenim. Ayrıca eskiyi sevenlerdenim. Yeni kot almak ne de zor. Hep eskisini alıp giyiyorum dolaptan. Eskisi daha da eskiyor, yenisi bir türlü eskiyemiyor. Çok güzel. K.

Kerem Oğuz 
 20.11.2007 11:22
Cevap :
Ben çocukken eski kotlar moda idi, acaba o modanın etkisi ile midir bilemiyorum sonradan taşlanmış kotlar çıkarıldı ama onlar son derece iğreti idi. Asla kendiliğinden eskimiş kot gibi olmadılar. Bu eski elbise de en rahat davranılan günlük, boş vakitlerde giyilenler oluyor zaten. İş yerinde çok eski şeyleri giyince kötü kötü bakıyorlar insana. Bu sebeple özel kıyafet gerektiren işleri de sevmiyorum ama elden birşey gelmiyor. Birde evlilik olayı etkili tabi ki. Evlenince eşi kolay kolay eski birşey giydirmiyor insana. Hatta olayı abartıp kendi elbiselerine uygun şeyler aldırıp, kendileri ile uyumlu giyinmemizi istiyorlar. (Yani hayatımın kısıtlı anlarında eski elbiselerimi giyebiliyorum ve o anlarda hayatımın en mutlu dakikaları oluyor) Ama Allahtan zihnimin içinden geçenlere müdahale eden yok, bölmek, kümeleştirmek, yolda öndeki arabaların plakasındaki rakamları toplayıp tekrar rakam sayısına bölmek ve eğer bölünen bir sayı ise araba sahibini sevmek huylarım devam ediyor:-))sygl  20.11.2007 13:12
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 453
Toplam yorum
: 1886
Toplam mesaj
: 174
Ort. okunma sayısı
: 1791
Kayıt tarihi
: 14.11.06
 
 

36 güneş yılı. 27 yıl G.antep, 9 yıl İstanbul. İstanbul, 90’lı yıllarda yaşandı, bitti.  Hep şe..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster