Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Temmuz '14

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
136
 

Eskiden öyleydi, ya şimdi?

Yaz aylarını İncrköydeki evimde geçiriyorum. Çoğu kez eski yaşantı ve anılar gelip geçiyor içimden, gözlerimin önünden. Şöyle eskiyi bir düşünüyor, yeniye bir bakıyorum da…

İşte…       

Yolculukta ya eşeğe binerdik, ya katıra, ya ata, ya da tabanlara kuvvet.

Ayakkabımız çabuk eskimesin diye altına kabaralar (nal çivisi gibi çivi) çakılır, çiviler çabuk eskimesin diye adımlarımızı da uzun uzun atardık.

Kerpiçten yapılmış evde veya toprak damda yaşardık. Yağmurlu havalarda evimiz akmasın diye damın üstündeki toprağı taştan yapılmış yuvarlaklarla sıkıştırdık.                  (Buna “dam yığma” denirdi.)

Üstünde yattığımız çulun kılları etimize battığı için yatakta daha çok dönerdik. O çulun kılları hep arkadaş olduğumuz bitlerimiz ve pirelerimizin ısırdığı yerleri kaşımamıza da yardımcı olurdu hani. Keçi kılından yapılmış bu çula yılan kuyruklu da gelmezdi.

Pantolonumuzun dizlerinde, kabalarında süvarilik dediğimiz yamalar olurdu.

Tütün verir, karşılığında buğday darı alırdık.

Komşudan tuz, ocak isterdik.

Deniz suyunu kaynatarak tuz elde ederdik.

Geceleri komşu gezmelerine elimizde bir tutam çıra yakarak giderdik.

Kibrit yerine kav çakmak kullandığımız olurdu.

Tereyağımızı karında veya kabakta saklardık.

İç ve dış donlarımıza lastik yerine ucu işlemeli uçkur bağlardık.

Bütün aile yemeğini sofranın ortasına konan tek çanaktan tahta kaşıklarla yerdi.

Yazın kuruttuğumuz soğan yapraklarını kışın yemek yapıp yerdik.

Maşrapa sürahi ve bardak yerine su kabağından yapılmış yerel dilde alavurt dediğimiz kabı kullanırdık.

Harmanı birkaç atı birbirine bağlayıp, onları koşturarak döverdik.

Burnumuzu kolayca kolumuza siliverirdik.

İçeceğimiz suyu dağdaki bir kuyudan toprak güğümle getirirdik.

Banyo ve abdest suyumuzu bakır ibriklerde evimizin ocaklığında kaynatırdık

İçeceğimiz suyu toprak testilerde gece ayaza koyarak soğuturduk.

Çamaşırımızı kazanda kaynattığımız suyla yassı bir taş üstünde yıkar tokaçla kirini döverdik.

Bir jiletle bir yıl tıraş olurduk. Kütleşen jiletimizi sulu bardağın içine sürterek keskinleştirirdik.

Üşüttüğümüzde anneciğimiz göğüslerimize, yargınlarımıza çörekotlu, zeytinyağı sürüverirdi. Sıtma ilacı kininden başka ilaç görmedik ki.

Ay tutulduğunda yılan tutmuştur diye aya doğru tüfek sıkıverirdik.

Daha neler neleeer…Bu yazdıklarım devede kulak…

O güzelim, o doğal günleri düşündükçe gözlerimden domur domur yaşlar dökülüyor.

Haydi siz de yaşadıklarınızı, gördüklerinizi, duyduklarınızı ekleyin bakalım.

Ya da “o zaman öyleymiş şimdi böyle böyle” deyip geçiverin gitsin…

 

  

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Kağıt mendil yoktu, kumaş mendiller kullanırdık. Tuvalet kağıtları yoktu, herkesin özel ayrı ayrı kumaştan kurutma bezleri asılı olurdu tuvalete. O testilerin suları ayazda bekletildiğinde buzzz gibi ne de lezzetli olurdu sayın hocam. Kurşun kalemimiz küçüldüğünde yarık kamıştan bir uzatma ile bitinceye kadar kullanırdık. Tükenmez yoktu, dolma kalemler ve divit ile hokka kullanırdık. Aklıma gelenler bunlar değerli hocam, selam ve saygılarımla...

Yurdagül Alkan 
 14.07.2014 14:13
 

Elinize sağlık Hocam. Çok güzel bir paylaşım olmuş.

Rıfat SOYDAN 
 13.07.2014 16:04
Cevap :
İçinizden daha neler geçti kimbilir. Sevgiler, selamlar...   14.07.2014 10:04
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 165
Toplam yorum
: 163
Toplam mesaj
: 45
Ort. okunma sayısı
: 610
Kayıt tarihi
: 16.02.09
 
 

Recai Şahin: 1941 yılında Fethiye- İncirköy'de doğdum. İlkokul köyümde, ortaokulu Fethiye'de okud..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster