Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Mayıs '13

 
Kategori
Psikoloji
Okunma Sayısı
1384
 

Eskiden psikolog mu vardı!

“Hocam bizim zamanımızda pedagog da yoktu, psikolog da. Ama biz ne güzel büyüdük.
 
Hiçbir problem de yaşamadık. Şimdiki çocuklar neden böyle problemliler?”  diye soran ve hatta “Eskiden psikolog mu vardı hocam?” diyen birçok kişiyle karşılaşmışsınızdır.
 
Peki, bu soruların cevabı ne?
 
Bu soruyu cevaplamadan önce soran kişileri daha iyi anlamalıyız. Bu kişileri niyetlerine göre iki kısma ayırabiliriz.
 
1-Gerçekten kendi kuşağı ile şimdiki kuşak arasındaki farkları ve gelişmeleri anlamak isteyip çocuğuna daha fazla yardımcı olmaya çalışanlar.
 
2-Psikolojik yardımın yararına inanmayanlar ve onu benimsemeyenler.
 
Birinci kısımdakiler için yapılacak açıklamalar belli. Ama ikinci kısım için ne demeliyiz? İkinci kısımdakiler zihnimizde farklı soruların kapısını aralamakta aslında.
 
Psikolojinin kökeni nereye dayanmakta?
 
Psikoloji bu topraklarda ne zaman doğdu?
 
Gerçekten eskiden psikolog var mıydı?
 
Geçmişte felsefenin bir bölümü olan psikoloji; sanayi devrimi, bilim ve teknikteki ilerlemeler, kadının iş hayatına katılması vb. gelişmelerle yavaş yavaş felsefenin boyunduruğundan kopmuştur. Modern anlamda psikoloji ise, 1879 yılında Wilhelm Wundt’un psikoloji laboratuvarını kurmasıyla doğmuştur. Peki ya bizim topraklarımızda…
 
 Psikolojinin kendi tarihimizdeki gelişimine iki açıdan bakabiliriz:
 
1-Bir bilim olarak psikoloji.
 
2-Bir ihtiyaç olarak psikoloji.
 
Bir bilim olarak psikoloji
 
Ruh ve davranışlar hakkında İbni Sina’dan Gazali’ye birçok İslam âlimi fikir beyan etmiştir. Ancak bir bilim olarak başlangıç belirleyeceksek bir kitap ve ders halinde konunun işlenmesi gerekmektedir. Dersler ve kitaplar bilimin yaygınlaşmasını sağlayan araçlardır. İstanbul Üniversitesi’nin web sitesinde tarihimizde verilen ilk psikoloji dersinin G.Anschütz tarafından 1915 yılında üniversitede verilmeye başlandığı belirtilmiştir. Ancak 1 Nisan 1869 yılında yayınlanan Maarif Umumiye Nizamnamesinin 81. Maddesinde Daru’l Funun’da felsefe ve edebiyat bölümleri altında “ilmi ahvali nefs “ adında bir dersin okutulması öngörülmüştür. Maalesef o günlerde bu dersi verecek bir bilim insanı bulunamadığı için ders verilememiştir. Aynı yıl Aziz Efendi Emzac u Ekalim (mizaçlar ve iklimler) adlı bir ders vermiştir. Bu ders üniversite ‘de verilen ilk psikoloji dersi olarak sayılabilir. İlk psikoloji kitabının 1876 yılında yayınlanan Yusuf Kemal’in Gayet-ül Beyan Fi Hakikat-ül İnsan Yahut İlm-i Ahval-i Ruh adlı eseri olduğunu belirtmekte yarar var. İlk çeviri kitap Le Bon’un klasikleşmiş Kitleler Psikolojisi’dir. Çeviri yılıysa 1908 devriminin tam bir yıl öncesine denk düşer. Abdullah Cevdet tarafından çevrilmiş ve Ruh-ül akvam adıyla yayınlanmıştır.
 
Bir ihtiyaç olarak psikoloji
 
İhtiyaçlar meslekleri doğurur. Bir meslek varsa mutlaka bir ihtiyaç da vardır. Peki, hammaddesi insan olan bir bilime toplumda ihtiyaç duyulmaz mı? Tabi ki duyulur. Ama toplumdaki ihtiyaç başka kurumlarca gideriliyorsa o mesleğin ortaya çıkması biraz gecikir. Psikoloji salt modernizmin getirdiği sorunları gidermek amacıyla ortaya çıkan bir bilim değildir. Psikoloji aslında insanın varlığıyla başlayan ve insan var oldukça devam edecek bir bilimdir.
 
Günümüzde ruh sağlığıyla ilgili psikiyatr, psikolog, psikolojik danışman, sosyal hizmet uzmanı, aile danışmanı, kariyer danışmanı vb. gibi birçok meslekler ve okuldan adliyeye, hastaneden askeriyeye birçok çalışma alanları ortaya çıkmıştır. Bu alanlara genel olarak baktığımızda çalışanlar depresyondan uyum problemine, üstün yetenekliden zihinsel engelliye, aile sorunlarından iş ve çalışma sorunlarına kadar birçok konuya çözüm bulmaya çalışmakta ve insanlara yardım etmektedirler.
 
Bu sorunların bazıları modern çağın getirdiği sorunlar olabilir ama birçoğu tarihte uzun bir zamandan beri görülmektedir. Peki, bunlar için geçmişimizde neler yapılmıştır. Kısaca bir göz atalım:
 
Bimarhaneler, Şifahaneler: Günümüzde hastane adına karşılık gelen bu yerlerde diğer hastaların yanı sıra akıl hastaları da tedavi edilmiştir. Müzik ile terapi, hidroterapi gibi yöntemler buralarda kullanılmıştır.
 
Enderun mektebi: Osmanlı zamanında devşirme usulüyle üstün yetenekli bireyleri seçip devlete yönetici yetiştiren kurumdur.
 
Gulamhaneler: Selçuklu zamanında üstün yeteneklilerden yönetici yetiştiren kurum. Enderun mekteplerinde olduğu gibi devletin yönetiminde etkin görev alacak beyin takımının yetişmesi için Gulamhanelerde de çalışmalar yapılmıştır.
 
Ahilik teşkilatı-lonca teşkilatı: Gençlerin yeteneklerde uygun mesleklerde ilerlemesini ve ahlaki anlamda gelişmesini sağlayan sosyal kuruluş.
 
Mektepler: Selçuklu ve Osmanlı zamanında sıbyan mektebinden medreseye kadar ilerleyen bir eğitim sistemi vardır. Bu sistem içerisinde sıbyan mektepleri 4-7 yaş arasındaki çocukların eğitiminin yapıldığı kurumlardır. Günümüz ilkokul özelliğini göstermektedir. Ancak okula başlama yaşının küçüklüğü ve okula yeni başlayanlara okuma yazma değil de olumlu davranış kazanmaya yönelik ahlaki eğitimin verilmesi anaokulu özelliğinin de olduğunu göstermektedir.
 
Bibliyoterapi: Kelime manası kitaplarla terapidir. Osmanlı zamanında halkın çoğunluğunun okuduğu başucu kitapları bulunmaktaydı. Halk gün içerisinde birbirleriyle muhabbet ederken okudukları bu kitaplarda nerde olduklarını, ne okuduklarını ve ne öğrendiklerini anlatırlar ve tabiri yerinde ise kitapların rahatlatıcı ve iyileştirici özelliğinden yararlanırlardı.
 
Bunların yanında Osmanlıda aile ve çocuk eğitimi, oyunların eğitici yönünden yararlanılması, aile hakemliği uygulamaları ve ordularda tecrübi ruhiyat uygulamaları gibi birçok çalışma yapılmıştır. Ancak toplumumuzda sistematik bir bilim anlayışı olmadığı için bu kurumlar zaman zaman kapatılıp tekrar açılmışlar ve maalesef modern bilimlerin gelişim aşaması olamamışlardır.
 
Bir mesleği anlamak için o mesleğin giderdiği ihtiyacı anlamak gerekir. Eskiden psikolog yoktu ancak onun karşılayacağı ihtiyacı gideren spesifik kurumlar vardı. Bu kurumlar kendi dönemlerinde görülen ilgili ihtiyaçları gidermişler ve toplumun gelişmesine katkıda bulunmuşlardır.
 
SABRİ DAŞO
 
PSİKOLOJİK DANIŞMAN

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

bu konuda geri kafalıyım. eskiden psikolog mu vardı diyenlerdenim. psikologların çoğalmasından itibaren insanların psikolojik olarak zayıfladığını ve kendine olan güvenlerini kaybettiğini düşünüyorum. herkeste 'ben hasta mıyım acaba. bi doktora mı görünsem' psikolojisi hakim oldu. bu tıpkı sigarayı bırakmak isteyip doktordan yardım ummak gibi bişey. demem o ki, herşey beyinde başlar beyinde biter. böle zamanlarda insanın en iyi doktoru kendisidir. :) Sayın Yazarım, sözlerim şahsına değil elbet, sadece konuya olan hassasiyetim ve düşüncelerim. sevgiler.

Esma KAHRAMAN 
 20.05.2013 22:51
Cevap :
modern dünyanın getirdiği psikoloji anlayışının bazı şeyleri hastalık veya sorun olarak görmesine bende karşıyım.Ama psikoloji yazımda da belirttiğim gibi bir ihtiyaçtır.Bu ihtiyacı gidermek amacıyla da tolumlar spesifik kurumlar oluşturmuşlardır.  20.05.2013 23:02
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
 
Toplam blog
: 27
Toplam yorum
: 2
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1776
Kayıt tarihi
: 04.04.13
 
 

Marmara üniversitesi psikolojik danışmanlık ve rehberlik bölümü mezunuyum. Araştırmayı  ve yazmay..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster