Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

Hakan Karaduman (Akdenizli)

http://blog.milliyet.com.tr/akdenizli

02 Nisan '07

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
503
 

Eskimiş şehir ve pikap...

Eskimiş şehir ve pikap...
 

Plak, sabahın ilk ışıklarına kadar döndü sabahladı.

Uykusuz geçen gecelerinin yoldaşı olurdu televizyon. Eskiden radyo başucunda, bantdan çalan müzikleri dinlerken uyurdu. Sonraları televizyon yayınları sabahlamaya başlayınca, yarım kalan üçüncü sınıf filmleri ninni yapıp uyudu. Son zamanlarda babasının ona bıraktığı, memlektinden alıp getirdiği pikap gece uykusuz gecelerine ninni yapar olmuştu. 33'lük plaklar tecihiydi. Tam uyumak üzereyken plak biter, yeniden başa iğneyi koyar, çıtır cızır müzik başlar, yeniden uyku moduna girerdi. Ogün, bütün gün, aylak dolaşmaşlarla zamanın anasını satmış, yürüdüğü tüm sokaklardan geçerken, "ileride mutlaka durak vardır" deyip yeniden labirentlerin içinde kaybolmuştu. İşte onu yorandı gökyüzünü dilimlemiş sokaklar.

Ogün dolaşırken ne güzel bir kıza rastladı, ne dolu bir cüzdan gördü yerde. İnsanlarla gözgöze gelmeden, "sadece geçiyordum" kararlılığında "durak arayan adamı" oynadı durdu. Pas kokan apartmanın bekarlara verilen; ya bodrum katında oturacaktı yada çatı katında. Önceki kirası iyi, sahibi kötü ev bodrum katıydı ama bu kez şansı yüzüne gülmüş olmalıydı ki çatı katındaydı evi.

Eskimiş şehirde apartımanların çatılarına iki oda göz yapıp kaçak kiraya vermek modaydı. Hoş, hangi balyoz greyderlerin peşinden onca katı çıkabilirdi ki? Üstelik kimsenin gözünün önünde olmadıkça ne önemi vardı kaçak bir gündüzkondunun.

Akşamları evine geldiğinde "iki yumurta" klasiği akşam yemeğine şimdi babasından kalmış eski bir pikap ve onlarca plak eşlik ediyordu. Birgün önce Demis Roussos'un 33'lüğü döndü, biteremediği romanın sayfalarında gezinirken. "It's five o'clock", "goodbye mylove goobye" parçalarını çok sevmişti. Ardından tangolar, daha sonra da kapağındaki resimde iskambil kağıtlarından kale olan çigan müziğini dinlerken keyiflendi.

Tangoların olduğu plak bir iki defa atladı ama en çok "siyah gözlerin" çaldığı çigan parçasında plağın takılmasına içerledi. Kemanın en güzel ses verdiği bölümde takılmıştı plak. Defalarca temizledi, sildi plağı, ama çare etmedi.

Gece ilerlerken elindeki kitap yere düştüğünde kestirmeden uyandı. 33'lük plak tüm şarkıları çalıp bitirmişti. Esnerken diğer plakları karıştırdı. 45'lik bir plağa takıldı gözü. Dışındaki kağıt ambalaj plağın baskısına karışmış, bir yüzü yartılmıştı. Plağın üzerini okumadan pikaba koydu. Kanapeden bozulma yatağına uzandı.

"Senden bilirim yok bana bir faide ey gül

Gül yağını eller sürünür çatlasa bülbül

Etsem de abestir sitem-i hare tahammül

Gül yağını eller sürünür çatlasa bülbül..."

Zeki Müren'in sesi billur bir su gibi akarken, yıllar önce bu şarkıyı dinlediğini anımsadı. Acaba bu şarkının sözlerini kim yazmıştı? Bir çırpıda kalktı, plağın bir yüzü yırtılmış kabını incelemeye başladı. "Hasan Tahsin" adını okuyunca, "İzmirli, işgalcilere ilk kurşunu sıkan gazeteci olmasın?" diye içinden geçirdi. Hani şu inatçı yurtsever, "insan hakları" adında gazete çıkaran, işgalcileri öven bir sinema perdesine sandelye fırlatan, ağzına geleni söyleyen, gazetesi kapanınca sulh ve selamet gazetesini çıkaran, İzmirli'leri işgale karşı direnişe çağıran ve vatan uğruna şerefiyle ölen değil miydi Hasan Tahsin? Evet oydu bu şarkının sözlerini yazan, evet o...

Yatağına yeniden uzanmadan önce iğneyi yeniden başa aldı. Birkaç defa daha başa aldı. Gözleri daldı, uyudu.

Plak, sabahın ilk ışıklarına kadar döndü, sabahladı. Uyandığında pikabın iğnesinin çıkardığı cızırtıları duyunca kalktı. Plağı çıkarıp yeniden bir yüzü yırtılmış kapağına özenle yerleştirdi. Bir süre sonra evden çıktı.

O sabah, eskimiş şehirde boz bulanık kalabalıklar sokaklarda akmaya başladığında oda karıştı aralarına. Elleri ceplerinde, kafası önde yarı aceleci, sanki işe gider gibi yürürken arasıra alnını kırıştırıp duraklardaki insanlara bakardı. Kendi temposundaki hızını insanlara göre ayarlardı. Eğer önünde yürüyen hızlıysa yavaşlar, yavaşlarsa sollayarak- genelde- hızlıca geçerdi. Ana caddenin kalabalık kaldırımında yürürken ara sokaktan çıkan sohbete dalmış iki kadının telaşlı yürümelerine takıldı adımları. Kadınların arkasında, sohbetleri kulağındaydı.

Sağdaki kadın: Dün akşam divikste "barda" filmini izledim. Aman sorma, iğrenç bir şiddet. Yerlerde sürünüyorlardı.

Soldaki kadın: Geçen ay izledim o filmi. Hani seni de çağırmıştım ya sinemaya giderken. İşin vardı gelememiştin.

Sağdaki kadın: İyiki de gelmemişim. O kadar da şiddet olur mu canım öyle...

Soldaki kadın: Şiddet kısmı bir tarafa, Nejat'ın bir bölümde söylediği ilgimi çekti.

Sağdaki kadın: Hangi bölüm? Neden oynamış bu filmde anlamadım.

Soldaki kadın: Hani diyor ya, "bizi böyle yerlere almazsınız, girsek kazmaların ne işi var burada dersiniz" diyor ya.

Sağdaki kadın: Aman deli misin kızım sen ya; sapık kroların yaptığını mı haklı gördün yani?

Soldaki kadın. Öyle demek istemedim. Yani, sonuçta böyle insanlar var bu şehirde.

Sağdaki kadın: Otobüs geliyor...kaçırmayalım, pergelleri aç!

Kadınların bu kadar kısa sürede tüm bir filmi yorumlamalarına şaşkınlık içinde şahit olmuştu adam. On saniye, belki yirmi...yüzlerini bile görememişti.

Uzun çizmeli, etek giymiş kadın çantasını o kadar sıkı kavramıştı ki, onları dinlerken gözlerini de dikecek bir yer bulmuştu.

Adımlarını yavaşlatıp ara sokağa yöneldi.

Son zamanlarda kent içinde küçük parklar yapmışlardı. Gündüzleri emeklilerin geldiği, ev kadınlarının çocuklarını getirdiği nefes alabildikleri yerler olmuştu o parklar. Ara sokaklarda ilerlerken bir simitlik park bulacağına emin adımlarla yürüdü daralan sokakta. Hisleri yanıltmamıştı onu, iki sokak sonra bir parka ulaştı. Salıncakta çocuklar, derin sohbete dalmış emekliler, yavrusunu göz hapsine almış sigara içen bir anne.

Eskimiş şehirde herşey normal seyrindeydi.

Not: Öykücülere...

Not: Gökyüzünü dilimlemiş sokaklar: Yüksek binalarla çevrili sokaklardan gökyüzüne baktığınızda, sokak sokak dilimlenmiş gökyüzü görürsünüz.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Duru bir su kenarında dolaşmak gibiydi...Yüreğine sağlık benim Akdenizli dostum...Sevgiler...

Fulya 
 03.04.2007 23:27
Cevap :
Çok teşekkür ederim Fulyacığım. sağlıcakla kal.  04.04.2007 11:14
 

erken vakti işte gözüme ilişti yazınız , ancak orada okuma , okusam bile tadına varma şansım yoktu, az önce okudum keyifle- içinde hüzün ve anıların dolaştığı- öykünüzü. Devamını bekliyorum. Ara sokak, bir simitlik parklar ve sonrasını...

nilgun 
 02.04.2007 22:45
Cevap :
Merhaba Nilgün hanım, bir öykü yarışmasıyla ilgili konu olmuştu. Bilirsiniz ülkemizde "yazım emeği" küçümsenir, ödülü pek yoktur veya miniktir. O yüzden yeni nesile "topçu-popçu" olmaları önerilir. Öykü, aslında sıkıştırılmış bir romandır. Yukarıdaki öykümsü yazım aslında kendi örneklememdi. İnsanların keyif almalarıyla ilintili birazda sanıyorum. Bir arkadaşım, uzun yazıları okumaya zaman bulamadğından şikayet etmişti. Büyük kentlerin ulaşım sorunu zamanın boşa akıp gitmesine yol açmakta. O yüzden hak veriyorum arkadaşıma. Sonuç olarak kısa yazmayı tercih ediyoruz bir anlamda. Tüm bir günü anlatmak daha çekici olurdu. Onca kategori var ama "öykü" veya "deneme" adında yok. Herşeyden öte genel adında bir bölüm yok. İnsanlar o yüzden parçalanıp her konuda yazmak istiyorlar. Bir de kitap diliyle yazanlar var, seçkilerde görülmekte. Sayın Kürşat Başar geçenlerde şöyle diyordu: "Ülkemizde on yıldır özgün yazı yazılmıyor". Nasıl yazılsın ki? Sizlere o yüzden minnettarım. sağlıcakla.  02.04.2007 23:15
 

Teşekkürler. K.

Kerem Oğuz 
 02.04.2007 8:52
Cevap :
Teşekkür ederim kardeşim K. sağlıcakla.  02.04.2007 10:47
 

başladım gibi oldu yazını okuyunca. çok güzeldi.eline sağlık. bi gelincik fırlattım sana.

Başak ALTIN 
 02.04.2007 8:45
Cevap :
Merhaba başak hanım, hüzün; ekmek olur, su olur, tuz olur bazen sanatçı için; sizin için. sağlıcakla.  02.04.2007 10:46
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 470
Toplam yorum
: 1750
Toplam mesaj
: 25
Ort. okunma sayısı
: 539
Kayıt tarihi
: 28.08.06
 
 

Ateşten denizleri mumdan gemilerle geçmeye" benzer hayatımız. Mutlaka mavi gökyüzü görünecektir. Gid..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster