Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

21 Şubat '08

 
Kategori
Yolculuk
Okunma Sayısı
658
 

Eskişehir' den Kathmandu' ya (1)

Eskişehir' den Kathmandu' ya (1)
 

jaipur


<ı>‘İslam da seyahat etmek ibadet etmekten önemlidir !’

Böyle diyordu Bay Malik Lahore’daki evinin terasında, milyonlarca yıldızın yere düşecekmiş kadar yakın göründüğü gökyüzünün altında otururken.

Az önce Sufi dansçılarını izlemekten dönmüş yatmaya hazırlanıyorduk ki ev sahibi Malik bizi terasa davet etmiş , bir şeyler ikram etmek istediğini söylemişti. ( Malik 50 li yaşların ortasında , belgesel yapımcılığı ve müzik organizasyon işleri yapıyor. .Bir zamanlar Pakistan İslam Cumhuriyeti hükümetlerine Başbakanlık Kültür Danışmanlığı yapmış . Şu anda Lahore’da daha çok Uzakdoğulu turistlerin rağbet ettiği bir hostel işletiyor. Şehrin ileri gelenlerinden , çok saygın ve tanınan bir ailesi var … )

Yukarı çıktığımızda kendisini terasın tam ortasına, mum ışığında acem işi bir kilim üzerinde bağdaş kurmuş otururken bulduk, önündeki küçük gümüş kaplarda dört beş çeşit ot , sigaralar ve zıvana yapmak için değişik filtreler vardı.

Malik sarma sigarasından derin bir nefes çektikten sonra yıldızlara bakarak anlatmaya başladı ‘İslam geleneklerine göre Ramazan ayında yolculuk yapıyorsan oruç tutman zorunlu değildir, hatta tutmaman önerilir, seferi sayılırsın. Aynı şekilde namazını da kılmayıp, erteleyebilirsin.Demek ki bir seyyahsan birçok dini zorunluluktan muafsın. Bu da gösteriyor ki yolculuk ibadetten daha önemlidir. Hatta yolculuğun kendisi başlı başına bir ibadet sayılır.’ Tabii bu Mr. Malik in kişisel İslam tasavvuru…

Bence Türkiye’nin en önemli seyyahlarından, yazar ve fotoğrafçılarından biri olan Özcan Yurdalan da ‘‘<ı>Yolculuğa çıkmak başka bir hale geçmektir’’der ve şöyle devam eder ‘<ı>’Yolcu için yönler sekiz değil on tanedir. Dokuzuncu yön ruhuna , onuncusu aklına gider ve yönlerden hangisini menzil tutarsa tutsun, ruhuyla aklına da yönelmiş demektir.’’

 

Benim ruhuma ve aklıma yönelme isteğim ise ne zaman başladı hatırlamıyorum. Yıllar boyu gidemesem de hep gidenlerin peşinde oldum. Onların yazdıklarını okudum, çektiklerini izledim, haritalarda rotalarını takip ettim, içten içe hasetle karışık bir hayranlık duydum.

Sonunda bir gün gitme sırası bana geldi. 2006 Eylül ayında ilkgençliğimden beri hayalini kurduğum Kathmandu ya doğru Eskişehir’den yola çıktik. Çıktık diyorum çünkü kaderim beni aynı yolun yolcusu bir müzik grubuyla birleştirmişti. Arkadaşım Murat ve Eskişehir li müzik grubu GEVENDE ile bu uzun ince yolda birlikte seyahat ettik. GEVENDE enstrumanları ve kameramanları ile yola çıkıyordu, Türkiye de daha önce benzeri yapılmamış bir müzik belgeseli çekmek için.Yol boyunca sokaklarda , trenlerde, bazı özel klüplerde çalacak, yerel müzisyenlerle buluşup beraber müzik yapacaklardi. Hiç hesapta yokken kaderin oyunu beni de bu projenin bir parçası yaptı ve yakında yayımlanacak olan belgeselin bir kısım fotoğraflarını ben çekmiş oldum.

Dünyanın çatısına yolculuğumuz 40 gün sürdü. 10.000 km lik yolu hep karadan katettik, tüm ülke sınırlarını yürüyerek geçtik ve hiçbir yerde 2-3 geceden fazla konaklamadık.

Yolculuğa sırt çantalarımızla Eskişehir den Doğu ekspresine binerek başladık.Erzurum , Ağrı ve Doğubeyazıt güzergahını karayolu ile izleyerek Gürbulak sınır kapısından İran a geçtik .Sonra Pakistan ve Hindistan da birçok şehir geçerek Nepal e ulaştık.

Yolculuk boyunca dört farklı ülke, bir sürü değişik din ve ırktan insan , onlarca faklı mezhep, binlerce farklı yaşam gördüm. Diktatörlükten krallığa , şeriattan demokrasiye değişik rejimlerde bulundum , dünyanın en tehlikeli bölgelerinden geçtim, çok leziz ama çok pis yemekler yedim, çöllerin kumla dolu havasını soludum, kutsal sulardan içtim, birçok yeni dost edindim…

Bu yolculuk benim için bir iç yolculuk oldu aynı zamanda.Dünyaya, hayata bakışımı sorguladım, insanların yaşam biçimi ve dini inanışlarına bakışım değişti. Birçok önyargım paramparça oldu . Bu yolculuk bana çok şey kattı.

Yola çıkana kadar çekeceğim fotoğrafların hayalini kuruyordum ancak az önce bahsettiğim değişimle beraber fotoğraf çekerken ki yaklaşımım da değisti. Bazı anlarda öyle ikilemlerde kaldım ki fotoğraf çekmek önceliğini yitirdi.

Fotoğraf çekerken daha çok insanlari, yaşam tarzlarını ve dünyaya bakışlarını onların mekan ile ilişkisini kurarak anlatmak istedim..Bunu yapmak için insanlarla hep iletişim kurmaya çalıştım. Bu da onları daha iyi tanımama sebep olduğu için yolculuktan aldığım keyfi kat kat arttırdı. Seyahat boyunca fotoğraf çekmeyi Susan Sontag ın bir makalesindeki deyişiyle ‘iş’ olarak görmedim, deklanşöre her basışımda heyecanladım, sevindim.

Bu yazı dizisinde yol boyunca edindiğim izlenimleri günlüğümden alıntılarla ve fotoğraflarımla beraber aktarmaya çalışacağım.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Nedendir bilmem sizin meslekten olanlar pek normal olmuyor. Kafayı yememek için kendinizce metotlar buluyorsunuz. Ama sizin metodunuz çok gıpta edici. Burada paylaştığın için de teşekkürler. Renk kattın.

serifsoner 
 23.02.2008 20:44
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
 
Toplam blog
: 18
Toplam yorum
: 30
Toplam mesaj
: 9
Ort. okunma sayısı
: 1127
Kayıt tarihi
: 03.07.07
 
 

Diş Hekimiyim. Sebebini bilmiyorum; küçük bir çocukken motosiklet kullanmak, dünyayı gezmek bir d..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster