Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Ağustos '14

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
95
 

Esma'nın yüzüğü (Roman denemem beşinci bölüm) devam edecek

Esma'nın yüzüğü (Roman denemem beşinci bölüm) devam edecek
 

grev


Başkan o kızın bakışlarına bir anlam verememiş gayrı ihtiyari tedirgin olmuştu.

Bu sırada Halime Hala ‘sanırım kızlar anlamsız bir soru sorar da zor durumda kalırım diye’ “haden bakalım biz eve çıkalım, kızçeler siz de evinize haden bakalım” dedi.

Onun bu emreder gibi sözlerine başkan şaşırsa da kızlar çok yadırgamayıp ‘kikirdemişti.’

Bu sırada Esma “Ama hala daha Nevriye teyzegili soramadık. Onun küçük kızçe ne olmuş?” derken başkana bakıyordu. Halime halanın aklı bokuna karışmış, kızın her şeyi berbat edeceğini sanıp telaşlanmıştı.

Halime halanın telaşlandığı sırada Esma devamla ‘gülümseyerek’ “anaşıldı hala kapacakmışız gibi yegenlerini bizden kaçırıyı” derken ‘sanki’ halaya “ben bu yegen numarasını yer miyim hiç?” der gibi bakıyordu.

Hala Esma’nın bu tavırlarından daha işkillenip “haden bakam. Te bak nasıl bilir kızçe. Belli mi olur? ‘H’üseyin’i alıp kaçtın gibi bakaysın benim yegenleri de alıp kaçmışsızınız” dedi sonra gülümseyerek Remzi Hoca ve başkan “haden siz çıkın eve” diye devam etti.

Bu sırada Esma “ayıp edin be ya ‘h’ala. ‘H’emen faturayı kestin bana. Alacağın olsun senin” derken omuz silker gibi yapınca Halime hala “Güsteririm ben omuz silkmeyi sana. Hade hade hışdınma oyle.  Bayramlıkları hazır edince çağıracam sizi. Merak emden daha bayrama iki gün var. Yetiştiririm” diye kızları yolcu etmeye çalışıyordu.

İki kız önden yürümüşken Esma gülümseyerek ‘ayağını sürüyüp’ yavaştan alınca Halime hala gülümseyerek “kız ben sana güsteririm yanşanmayı, seni seni” diye söylendi. Ama Esma oralı olamamış “eyi güster bakalım da görelim ‘h’ala” deyip arkadaşlarının arkasından çıktı. Bu sırada geri baktı. Arkalarından gülümseyerek bakan Halim halaya dil çıkardı. Halime Hala öbür kızların görmeyeceği şekilde Esma’ya “ben sana sorarım” der gibi işaret ediyordu.

Kızlar gidince arkalarından “ne kız bu be ya. Çakal yavrusu, anladı Ismayılın numara olduğunu” diye söylenirken divanda ‘sanırım kızlara ait’ yeni dikilmiş iki elbiseliği ve işlik kutusunu alıp eve yöneldi.

Bu sırada Remzi hoca ve başkan çoktan oturulan odadaki divanlara ‘kurulmuşlardı.’

Odaya girerken geçtikleri sofa gibi bir yerde sağlı sollu çiçek saksıları sırlanmıştı. Yerler tertemizdi. Kapının hemen önünde bir yolluk kenarda iki terlik duruyordu.

Başkanın odaya girince ilk gözüne çarpan yan duvarda üzerinde geyik resmi ve orman görüntüsü olan bir duvar halısı ve iki pencere olmuştu.

Divanda otururken etrafına bakınmaya başladı.

Üzerinde oturdukları divandan ayrıca sol yanda pencere dibinde bir divan daha olduğunu fark etti. Yine yanda ‘yüklük diye tabir edilen’ duvara gömülü bir dolap vardı. Dolap kapağının düğmesine bir nazarlık asılıydı.

Köşede üzeri çiçekli örtüsüyle örtülü güzel bir masa, masanın iki yanında açılır kapanır birer sandalye ve sol yandaki divanın yanında üzeri çiçekli örtüyle örtülü bir dikiş makinesini gördü.

Başkanın annesinin de bir dikiş makinesi vardı. Bu dikiş makinesini görünce anacığını hatırlamıştı. Onun makinesinin de kullanmadığı zamanlar üzerinde böyle örtü olurdu. Annesinin ayrıca bir de örgü makinesi vardı.

Bunlar aklından geçerken odaya bakınmaya devam etti. Kendi evlerindeki gibi dikiş makinesinin önünde o açılıp kapanan sandalyelerden vardı. Divanın diğer yanında açılır kapanır iki sandalye sandalyelerin üzerinde küçük kadife oturak yeri vardı. Bir sandalye de kapalı duvara dayanmıştı.

Başkanın bu sandalyelerle kötü bir anısı vardı. O çok küçükken açılır kapanır sandalyeye bir parmağını kopartmıştı.

Sonradan annesinin anlattığına göre; onun parmağının ucu sandalyede kopunca annesi kopan paçayı ve onu kaptığı gibi ‘çığlık çığlığa’ evlerinin yakınında oturan sağlık memuruna koşmuş ‘acaba yerine dikilir mi diye’.

Tabi o yıllar ilçede bir doktor var. O da ‘kim bilir’ nerede? Belli değil. Sağlık memuru onun parmağındaki kanı dindirmeye çalışırken annesini de teselli etmeye çalışmış. Parmağın yerine dikilemeyeceğini anlatmış.

Sonradan annesi o yaşadıklarını ‘aynı yeniden yaşıyor gibi’ ona bunları anlatmıştı.

Başkanın şimdi o parmağının ucu güdüktü. Aklının kıt mıt erdiği o zamandan bu zaman nerede böyle açılır kapanır sandalye görse aklına annesinin gördükleri gelirdi.

Şimdi de o sandalyeleri görünce, hele makinenin önündeki sandalyeyi görünce parmağına bakıyordu.

Oturduğu yerden etrafa bakınmaya devam etti.

Gözü oturdukları divanın ve öteki divanın çiçekli örtüsüne ve duvara dayalı ‘arkaya yaslanılan’ yastıklarının çiçekli örtüsüne takıldı.

Penceredeki saksıdaki çiçeklere gözü kaydı. İçlerinden tanıdığı çiçeklere gözü takılınca ‘begonya, kuş konmaz, karanfil diye’ isimlerini aklından geçirdi. Ayrıca tanımadığı üç saksı daha vardı. Onlar da sarı mor çiçekler açmıştı.

İçinden “ev çiçek tarlası gibi” diye geçirdi.

Kapının hemen sol yanında oymalı çerçeve içinde bir duvar aynası da tanıdık gelmişti. Çünkü kendi evlerinde de annesinin kadınların prove olurken bakındığı böyle boy aynası vardı. Ama bu aynanın çerçevesi daha güzeldi.

Aynanın hemen yanında bir Atatürk resmi onun yanında işlemeli örtülü kese içinde ‘sanırım Kur’an’ asılıydı. Kesenin asılı olduğu çiviye güzel uzun bir tespih asılmıştı. Yerde kareli kareli dokunmuş bir kilim göze çarpıyordu. Ayrıca diğer yan duvarda zayıf yüzlü renkli olduğu belli gözleri olan güzel çerçeve içinde bir erkek resmi asılıydı. Resimdeki erkeğin başı kasketli ve boynunda kravat vardı. Oymalı aynanın sağına soluna bir genç erkek, bir kız resmi sokuluydu.

Başkan Remzi hoca ile birlikte divanda otururken bu gördüklerine, odanın intizamına temizliğine hayran kalmıştı. İçinden ‘Halime hala çok zevkli kadınmış’ diye geçirdi.

Az sonra Halime hala gülümseyerek girdi. Elindeki iki elbiseliği dikiş mekinesinin üzerine arttı. İşliği de masanın üzerine düzgünce koydu.

“Kızçeleri savıncaya kadar akla karayı seçtim. Aman ne dilli şey bunlar. Hele Esma. Ama suracağım ona ben hışdınmayı” dedikten başkan ve Remzi hocaya “kusuruma bakmayın. Tekrar hoş geldiniz” dedi. Hal hatır sordu.

Bu sırada söze Remzi hoca girdi. Önce başkanı tanıttı. Sonra “Hala benim sana söylediğim başkanın sendikaydı. Kendilerini bu konuda çok başarılı… Allahın izniyle bu işyerinde de başarılı olacaklarına inandığım için ‘gel bir bak. Yerinde izle. Bayramı fırsat bilip ‘sanki sen de Halime halanın yegeni gibi olursun’ böylece rahat rahat araştırırsın ne yapacağını dedim. Aklıma Nevriye Teyzenin torunu İsmail geldi. Onu senin mahallede tanıyan yok nasıl olsa diye başkanı İsmail yaptım” dedi.

Nasıl geldiklerini, dolmuş durağında halanın oğlu Hamdi’ye baktıklarını, onun arabasını tamire götürdüğünü söyleyince arkadaşını dolmuşuyla geldiklerini söyledi.

Halime halaya “valla ‘h’ala aynı artis gibisin. Ismayıl deyince hiç şaşırmadan yaptın rolünü” deyince hala biraz çalımlı gülümseyerek “ee biz kaçın kurasıyız bilin mi?”

Onun bu sözlerine hepsi güldü. Hala “Eyi düşünmüşün be ya. Valla kırk yıl düşünsem aklıma gelmezdi bu tilkilik. Teyzemin torunu olunca ben de başkanın karalığına nasıl kulp takıp babasına benzettim?” deyince hepsi bu sözlere gülüştü.

Remzi hoca “valla korkulur senden hala. Ölüyü diri gibi yutturursun insana sen” dedi.

Bu söze üçü de gülerken Remzi hoca “valla başkan kökten muhacir gibi iyi kaptı bizim sözleri. Yanim hiç belli etmeyecek yani” deyince Halime hala “yok başkanın kendini sıkmasına gerek yok. Babası manav dedim ya. O kadar dili bozuk olacak be ya” dedi.

Birlikte bu sözlere de gülüşürken başkan söze girdi…

Remzi hocanın ona söylediklerini kısaca tekrar ettikten sonra “Halime teyze. Sen de biraz yaşamışsın. Bu işi çok gizli tutmazsak işin başında kaybederiz. Remzi hocaya onu söyledim. ‘Önceden bir araştırma yapmak gerekir’ dedim. O ‘bayramı fırsat bilip senin ziyaretine gelmeyi, o sırada bu araştırmayı yapabileceğimi’ söyleyince aklıma yattı. Sizin izninizi almadan kalkıp geldik. Kusura bakma” dedi.

Bunları gülümseyerek söylemişti.

Halime hala “şimdi olmadı başkan. İzin ne kelime be ya!… Çok iyi düşünmüşsünüz” dedi ve devam etti “doğru süylersin be ya. Çok gizli olmalı. Bu patron çok kafir. Valla bi haber alırsa döker bu insancağızlara hiç gözünün yaşına bakmaz sokağa. Benim oğlan ‘H’amdi. O da yardım eder size. Onun çok solcu arkadaşı var. Sizin kafanızdan” deyince başkan “aman teyze Remzi Hoca’ya söyledim. Mecbur bu konuyu Hamdi’ye açarız. Ama başkasına olmaz” deyince Halime hala “olur tabi. Süyleriz karışmaz. Peki bu iş nasıl olacak. Sen ne düşünürsün başkan?” dedi.

Başkan aklında hala o kız vardı. Halime halaya “bulacağız bir çare teyze. Hele çevreyi bir tanıyayım. Burada Disk’e bağlı sendikalar var. Onlarla da görüşür bir yol buluruz. Yalnız benim aklımda deminki kız var. Bana bir acayip baktı. ‘Acaba bir yerden tanışıyor muyuz?’ diye İşkillendim” dedi.

Kızı tarif edince Halime hala gülümseyerek “sen Esmayı surarsın be ya. O ne hınzır kızdır o. Hep o çıkardı bu sendika işini. Temincik senin yegenim olduğuna hiç inanmadı. Ondan suraydı Nevriye teyzemin kızçeyi. Telaşım ondandı. Sizi hemen eve alıp onları sepetleyeyim dedim. Ama hınzır kız gidene kadar akla karayı seçtirdi bana” dedi. Sonra Esma hakkında bilgi vermeye başladı.

Esma Halime halaya “senin yegen var ya Remzi. Söyle ona bize bi sendika bulsun. Bizim patron son zamanda ‘h’epten azıtmaya başladı” demiş.

Halime hala “o üyle deyince ben da haber saldım Remzi’ye” dedi. (devam edecek)
 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 182
Toplam yorum
: 8
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 208
Kayıt tarihi
: 12.02.13
 
 

Sanat Enstitüsü yapı bölümünden 1967 yılında Denizli'den mezun oldum. Buca Mimar Mühendislik Özel..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster