Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

04 Temmuz '19

 
Kategori
İnançlar
Okunma Sayısı
86
 

Esma’ül Hüsna ve Allah’ı Anmak

Tüm sayılar, BİRden gelir.

Kainat, bir noktaydı. Esir denilen bir maddeydi. Ve ondan tüm kainat yaratıldı.

Big bang teorisi de kısmen bunu özetler niteliktedir.

Allah’ın bildiğimiz ve Kur’an’da bildirilen 99 tane ismi vardır. Bu 99 isimle dua edenin duası kabul olur. Ayrıca, İsm-i Azam denilen söylenince duanın kesin olarak kabul olduğu bir ismi vardır ki, o gizlidir. Peygamberler, dışında kimse bilmemektedir.

Yaygın olan görüşe göre Hayy ve Kayyum isimleri zikredilebilir.

Esma’ül Hüsna’da Tanrı’nın –Müslümanlara özgü- söylenen ve sadece O’na ait bir isim vardır ki, o da Allah’tır. Bu ismi O’ndan başkası alamaz.

Rabb ismi de Mısır’da firavunlara verilen isimken Kur’an’da da kullanılagelmiştir.

Kur’an’da da geçmektedir. “Besleyen, bakan” anlamında kullanılan Rab, “Elestü bi-Rabbiküm” sorusuyla bezm-i elestte duyulan ilk soru olarak karşımıza çıkmaktadır. Allah’ın bu sorusuna ilk cevap veren Peygamber Efendimiz olmuş, Habibullah olarak Lafzatullah’ın yanında yerini almıştır.

Adem (A.S.), Muhammed ismini sormuş, hatta o isimle yüzü suyu hürmetine dua etmiştir. Birçok peygamberin ve halis olarak inananların da en son gelen Peygamber’e dua ettikleri görülmektedir.

O’nun ismiyle başlayıp, O’nun ismiyle bitirilen dualar kabul olmaktadır.

Yani, salavatla duaya başlamalı, salavatla duayı bitirmelidir.

Esmaü’l Hüsna’daki 99 isimlerden her birisi ebced hesabına göre bir sayıya tekabül etmektedir. Düzenli olarak vird haline getirildiğinde, o ismin şahısta tecelli ettiği görülmektedir.

Mesela, ilim öğrenmek isteyen bir talebenin günde 150 defa” Ya Alîm Ya Allah”, İlahi bazı lütuflara, ikramlara mazhar olmak isteyen bir mü’minin 129 defa “Ya Latîf Ya Allah” zikrinde bulunması uygundur.

İşlerini en kısa sürede tamamlamak ve kabz (sıkıntı, stres) halinden kurtulmak isteyenler için “Ya Basıt Ya Allah” lafzatullahı önerilebilir.

Dil ile zikir, bir süre sonra kalbe işlemeye başlar. Tasavvufla ilgilenen dervişlerin HİÇ’liğe ulaşmak için, sıkça “La ilahe illallah” zikrini eda etmeleri bu yüzdendir.

İspanya’daki El Hamra sarayında duvarlarda “La mevcude illallah” yazıları göze çarpmaktadır. İlim ve sanatın, zenginliğin ve estetiğin merkezi olan Endülüs’le sarayın duvarlarına kazınan bu yazılar birer hatırlatıcı hükmüne geçmiştir. O dönem, gerçekten İslamiyet, ilmin sanatın ve ekonominin zirvesindeydi.

İlim konusunda çalışan önemli zatlar göze çarpmaktadır. Müslüman, Hristiyan ve Yahudi ilim insanları gayretlice çalışarak çok değerli eserler bırakmışlardır.

Orda yetişen Avrupalı sanatçıların ve bilim insanlarının Rönesans’ı hatırladığını da unutmamak gerekir.

İşte, böyle bir ihtişamlı dönemde Allah’tan başka mevcut bir şey görmemek ve bunu her daim hatırlamaya ve hatırlatmaya çalışmak yüce gayenin, bir mefkurenin neticesi olabilir.

O’ndan başka her şey, birer tezahürden, birer gölgeden ibarettir.

Yansıma da diyebileceğimiz bu kainat,  O’nun sanatının, kadrinin bir göstergesidir. Bu sanat eseri kainat, gölgenin gölgesinin de gölgesi gibidi ayrıca,  kısacası, öbür dünyadaki nimetlerin birer numunesi konumundadır.

“Rabbinizin hangi nimetlerini inkar edebilirsiniz?”

Gerçekleştirdiğimiz hayır ve hasenata göre yani makamımıza göre asıl nimetlere ulaşmamız için verilen bir menzil, bir durak bu dünya.

Zerre kadar iyilik de, kötülük de karşılığını bulacaktır orada.

Ancak, Rabbimiz o kadar merhametli ki, iyiliklere bolca sevap yazarken, kötülüklere bir günah yazdırıyor Kiramen Katibin’e.

Bu demek değil ki, kötülük yapalım, Allah affeder. Hayır, her işlenen günah kalple bir siyah nokta bırakır. O noktalar, biriktikçe kalp simsiyah olur, katılaşır. Artık, inanamaz hale gelir.

Nefs-i emmare de böyle bir şeydir. Hayvandan da aşağı nefis. Bilmediğini de bilmez kara cahil dediklerimiz gibi.

Ne kadar sevap işleyen olunursa, iyi insan olunursa olunsan “kalbim temiz” demek de değildir.

Akıbetimden endişe etmeyenin, akıbetinden endişe edilir.

Havf u reca arasında olmalıdır. Ne tamamen Allah’tan ümit kesilmeli, ne de tamamen “ben iyiyim.” demeli. Her an günah günah işlememe, kul hakkına girme korkusuyla tir tir titremeli.

Bu demek değildir ki, kendinden emin olmayacaksın. Mü’min elinden, dilinden emin olunan insandır.

Ancak, “Eyvah! Günah işledim.” diye tümüyle Allah’tan ümidi kesmeli mi? Her günah işlediğinde bir iyilik yap ki, o  iyilikten gelen  sevaplar o günahını silip götürsün.

Ve de, o günahı bir daha işlememek üzere tövbe et ki, Allah seni sevdiği kullarından eylesin.

Şüphesiz Allah’ın bize bildirdiğinden başka bilgimiz yoktur.

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 15
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 213
Kayıt tarihi
: 21.11.17
 
 

26 Mayıs 1990'da İstanbul'da doğdu. Lisans öğrenimini Fatih Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı'n..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster