Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

17 Ocak '20

 
Kategori
Kişisel Gelişim
Okunma Sayısı
32
 

ESTETİZE EDİLMİŞ ŞİDDET

KÜLTÜREL VİTRİNLERDE BİR RİTÜEL DRAM OLARAK ŞİDDETİN YENİDEN İNŞASI: ESTETİZE EDİLMİŞ ŞİDDET
 
Farklı dönemlerde farklı boyutlarda karşımıza çıkan şiddet olgusu, insan doğasının bir ürünü olarak nitelendirilmektedir. İnsanlar tarafından olumsuz olarak nitelendirilmesine rağmen son dönemlerde sevgi, dostluk, arkadaşlık, iletişimsizlik, yardımseverlik duygusu gibi toplumsal değerlerini yitiren bireylerin günlük hayatlarında çok fazla rastladıkları bir olgu olarak karşımıza çıkmaktadır.Şiddet, yasak ve engellemelerle karşı karşıya kalan, eleştirilen, kınanan. kitle iletişim araçların yoğun etkisi altına giren insanların önemli bir problemi olarak değerlendirilmekte ve içinde yaşadığımız yüzyıl şiddet yüzyılı olarak nitelendirilmektedir. Öğrenilebilir bir kavram olarak değerlendirilen ve her yaştan insanı etkisi altına alan bu olgu, hem yoğun olarak yaşanan hem de aynı yoğunlukta konuşulan ve tartışılan özelliği ile insanların da önemli bir sorunsalını oluşturmaktadır.
Belli bir dereceye kadar insan doğasının içinde yer alan, insan doğasını şekillendiren ve sürekli değişen özelliği ile analitik ve kültürel anlamlar yüklenen şiddet olgusu, günümüz toplumlarında insan hayatının bir parçası haline gelmiş ve şekil değiştirmeye başlamıştır. Çok faktörlü ve geniş bir yelpazede kategorize edilen .şiddet olgusu, sosyolojik ve tarihsel perspektiften bakıldığı zaman insanlık tarihi boyunca farklı şekillerde şu ya da bu biçimlerde devamlılık ve süreklilik arz ederken, anlam değiştirmekte ve farklı şekillere bürünerek karşımıza çıkmaktadır. Bu alanlardan birisi de Pierre Bourdieu’nun sembolik şiddet kavramıdır. Postmodern dünyada sembolik şiddet eğlence kaynağı olarak algılanmaktadır. Dar anlamda kişilerin fiziksel ya da bedensel bütünlüğüne yapılan saldırıları, sert ve acı verici eylemleri kategorileştiren şiddet, geniş anlamda gerek fiziksel, gerekse zihinsel veya psikolojik ya da simgesel olarak bir bütün olarak kişiliğine yönelik tüm saldırıları tanımlayan bir anlam içerisinde içinde olağanlaşmaktadır. Estetik, doğal ve daha zararsız olarak algılanan şiddet görüntüleri onu nerdeyse etkisiz hale getirmekte ve onu estetize ederek sıradanlaştırmaktadır. Bu sıradanlaşma sürecinde de, toplumun kendisinin içkin olgusunun bir öğesi olan şiddetin varlığı kabul edilmekte; ona göz yumulmakta ve hatta biçimlendirilmesine yardım edilerek estetik bir boyut kazandırıldığı alanlar da gündeme gelmektedir. Bu alanlardan birisi de, şiddeti ustaca ele alan ve estetize eden reklamlardır. Sembolik anlamları metalaştırarak kültürel kodlarla çerçeveleyen reklam da estetize edilmiş şiddeti dönüştüren bir alan olabilmektedir. Mutluluk enstanteleri üreterek eğlenceyle sarmalayarak, sunduğu şiddeti, sadece gerçeklikteki şiddetin sembolik bir uzantısı olarak, esenlikli, olumlu bir evrende oldukça “örtülü” bir biçimde karşımıza çıkaran reklamlar, şiddetin aynı zamanda meşrulaşmasına aracılık etmektedir.
İnsanlık tarihiyle paralel özdeş bir süreyi kapsayan ve her geçen gün farklı şekillerde, farklı anlamlarda hayatımızı çerçeveleyen ve hayatımızın her karesinde yer alan ve herkesin karşı çıkmasına rağmen her geçen gün artarak yerini muhafaza eden şiddet olgusu, reklamlar aracılığıyla farklı şekillerde anılmakta, kültürel vitrinlerde yeniden inşa edilmektedir. Reklamlarda estetize edilerek gerçek dünyanın sadece bir bölümü sunulan ve  böylece tüketici izleyici, gerçek dünyanın tümünü algıladığını sanmaktadır. Reklam olumlu bir dünyanın parçası olduğu için, gerçek dünyanın tümü bize olumluymuş gibi gösterilmekte; şiddet bile böylece olumlu, meşru bir özellik kazanmaktadır. Böylece tüketici izleyici, gerçek dünyanın tümünü algıladığını sanmaktadır. Hiç kimsenin hoş görmediği, tasvip etmediği ve istemediği davranışlar ve düşünceler bütünü olarak şiddet, istenmemesine rağmen hayatımızın farklı alanlarında (ailede, okulda, medyada, reklamda, filmlerde vb.) kendisini yoğun olarak hissettirmektedir. Medyada şiddet içerikli yayınlara eleştiriler gündeme geldiğinde, şiddetin farkına varılmadığı ve dikkat çekmediği belirtilir. Medya ürünleri ayrıntılı ele alındığında reklamlardan belgesellere, çizgi filmlerden kadın programlarına, spor programlarından haberlere kadar birçok yayının şiddet içerdiğinden bahsedilir. Birçok medya ürününde de şiddetin estetize edilerek üstü örtüldüğü, insanların çoğu kez dikkatini çekmediği ve farkına bile varmadıığına vurgu yapılmaktadır. Bu alanlardan birisi olarak reklamlarda da şiddet, ilgi çekmek için kullanan, vazgeçilmez bir unsur haline gelmiştir. Sembolik anlamları metalaştırarak kültürel kodlarla çerçeveleyen reklam, kültürel alanlarla örtüşen ya da onlarla çelişen anlamları estetize edilmiş sembolik şiddeti bünyesinde barındırmaktadır. Sembolik şiddet ise; şiddetin görünmez ve kibar bir formudur, ona maruz kalanların ve aynı zamanda onu uygulayanların bilincinde olmadıkları ölçüde uygulanan bir şiddettir. Bourdieu(1997), sembolik şiddet'i bazı durumlarda fiziksel şiddetten daha etkili bir şiddet türü olarak nitelendirmektedir. Sembolik şiddet daha çok görünmez incelikte ve günlük hayatta düşünce kalıplarımızın içine sinmektedir. Bauman da, postmodern dünyada postmodern şiddetin eğlence kaynağı olarak algılandığına dikkat çekmektedir.. Estetik, doğal ve daha zararsız olarak algılanan şiddet görüntüleri onu nerdeyse etkisiz hale getirmekte ve olağanlaştırmakta, adeta bunu sanatsal yollarla gerçekleştirmektedir. Modern estetik sınır ihlallerini ve tabu tanımazlıkların bir sonucu olarak yasak ve imkansız olanı kullanmak suretiyle şiddet estetize edilerek, her alanda olduğu gibi reklam alanında da kendisine yer bulmuştur. Reklamlarda şiddet olağan bir olguymuş gibi sunulmaktadır. Reklamlar, küreselleşen dünyanın olumlu tarafını estetize edilmiş görüntülerle biçimlenirken olumsuz tarafını da estetsize edilmiş şiddet ile örtüldüğü iddiaları gündeme gelmektedir. 
Postmodern çağda çevreleri nesneler tarafından çevrilmiş günümüz insanı, toplumların akışkan hiyerarşik yapısı içinde kimlik arayışları içinde şiddeti eğlence kaynağı olarak nitelendirmekte ve tüketmektedir. Her zevk, stil, ilgi alanları, boş vakitleri değerlendirme,  ait olma duygusunun yansıması olarak kimlik arayan ve devamlı değişim içinde olan insanlar, şiddetten duyduğu varsayılan haz ile korkuları arasında uzayıp giden yapılanmada içinde dolaştığı dünyayı metafizik görüntülerle soyutlayarak korku ve dehşetten aldığı haz ve zevk oyunu ile paradoksal bir yapıda örtüşmektedir. Birçok toplumda büyüleyici ve eğlence olarak nitelendirilen şiddet ve şiddet olayları hem çekici hem de nefret uyandıran bir özelliğe sahiptir. Tanık olanlarda güçlü duygusal tepkiler yaratma eğiliminde olan bu olgu, özellikle insanların yararlanabildiği aleni gösteri niteliği de taşımaktadır. İspanyol insani niteliğinin tanımının en mükemmel şeklini bulduğu profesyonel boğa güreşinde bir İspanyol, ölümle yüzyüze gelirken, Frederica Garcia Larca’nın ifadesinde (İspanya ölümün ulusal seyir olduğu tek ülkedir) kendini bularak, İspanyol kültürü içinde oynadığı rolün ne kadar merkezi olduğu adından da (La Fiasta National (Ulusal Şenlik, Ulusal Kutlama)) anlaşılmaktadır. Aynı şekilde kitle iletişim araçları ile seyirlik hale gelen şiddet insanların dünya imgelerinin oluşturulmasına katkıda bulunan yapısıyla kişisel eylemlere kılavuzluk eden ve şiddet kodlarını yeniden üretip gündelik hayatın tüketimine sunmaktadır. Reklamının sunduğu bu şiddet, sadece gerçeklikteki şiddetin sembolik bir uzantısı olarak, esenlikli, olumlu bir evrende oldukça “örtülü” bir biçimde karşımıza çıkar. Zaten yanıltıcı olan da budur. Şiddetin anlamı kötü olsa bile üstü kapatıldığı için çoğu kez farkına bile varılmamasıdır.  Estetize ettiği mesajlarla o anın dahi görkemli bir şey gibi tanımlanmasına neden olmakta ve ona büyüleyici bir anlam katabilmektedir. Aynı zamanda şiddetin içselleştirilmesinde etkin alanlardan biri olan reklamlarda yaygın olarak karşımıza çıkmakta olan sembolik şiddet kavramı, sosyal gerçekliğin algılanmasında estetik, doğal, zararsız hatta eğlenceli olarak algılanmasına temel teşkil etmektedir. Ancak Ben Değeri ve Duygu Durumlarını hedef alan şiddet, kimliği, sosyal atomu (kişiyi duygusal, sosyal ve kültürel açıdan etkileyen onun için önemli kişiler topluluğu) ve bütünlüğü zedeleyen sosyal sonuçları da beraberinde getirmektedir. İlgisizlik, gelecek kaygısı, iletişim eksikliği gibi faktörlerin yarattığı güvensizlik, karamsarlık ve umutsuzluk duyguları içinde hayatını sürdüren insanların kişilerarası iletişimde kızgınlıktan, kaygıdan, öfkeden kaynaklanan duygularla iletişim kurar duruma gelmişlerdir. Birbirlerini anlayıp dinlemeleri, bilgi, haber ve duygularını paylaşmaları zor hatta bazı zamanlar olanaksız hale gelen bu insanlar, şiddete meyilli, sorunlarını şiddetle çözmeye çalışan, isteklerini ve amaçlarını elde etmede ve kendini ifade etmede şiddeti bir araç olarak kullanabilme potansiyeline sahip bireyler olarak karşımıza çıkmaktadır.
 
 
 
 
jale kasap, Matilla bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 4
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 27
Kayıt tarihi
: 24.10.19
 
 

Prof.Dr. Hanife GÜZ Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi İletişim Fakültesi ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster