Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Aralık '17

 
Kategori
Felsefe
Okunma Sayısı
685
 

Eşyanın Hakikatini Bilme İmkanı

Eşyanın Hakikatini Bilme İmkanı
 

İlim ilmi bilmektir/İlim kendini bilmektir...


"Hakîkî mahiyetin özsel ve ilintilerini (zatını ve sıfatlarını) ayırma ve belirleme ise, eşyanın aslını ve hakikatini bilmeye bağlıdır. Bundan dolayı hakikî mahiyetin zatını ve sıfatlarını ayırt etmek bazı filozoflara göre 'zor' bazılarına göre de 'mümkün değildir' denildi."
Mi'yâr-ı Sedâd, Ahmed Cevdet Paşa (ö. 1895)

Paşa, Mantık eseri telif ettiği için 'insan eşyanın hakikatini bilebilir mi?' tartışmasına girmek istememiş ve sadece konunun mantıkla alakasına değinerek geçmiş.
***
Peygamberimizin bir duası: "Ya Rabbi! Bana eşyanın hakikatini göster." İmkansız bir şey dilemek saçmadır ve Peygamberlerin abesle iştigal etmeyeceğine inanıldığına göre, dini düşünce için, insan şeylerin hakikatini bilebilir, diyebiliriz. (Başka delillerle de bu iddia ispatlanabilir.)

Filozoflara göre de felsefenin tanımı: "İnsanın gücü ölçüsünde varlığın hakikatini bilmesidir." (bkz: Kindî, Fârâbî, İbn Sînâ)
Filozofların tanımında bir kayıt var: 'insanın gücü ölçüsünde'. Peki, insanın gücü neye yeter; insanın bilgi imkanının sınırı nerede biter?

Fahreddin Râzî (mütekellim) ve Sadreddin Konevî (mutasavvıf), felsefenin bu tanımına 'mütevazı' şerhler koyarlar. Dinî düşüncenin içinden konuşan bu alimler, 'insanın gücü ölçüsünü', insanın Tanrı olmadığı gerçeği ile tayin eder.

Ve hatta "filozofların üstadı" olarak gördükleri İbn Sînâ'nın kendileri gibi düşündüğünü, filozofun 'Ta’likat' eserine atıf yaparak, ortaya koyarlar. İbn Sînâ'nın bahsi geçen eseri ile diğer eserleri arasında 'bilginin imkânı ve hakikat' konusu açısından bir farklılık olup olmadığı hala tartışılan bir konudur.
***
İnsanın, nefsin tuzaklarından; yani arzulardan kaynaklanan kuruntulardan, takıntılardan kurtulmadıkça sağlıklı bir zihne kavuşamayacağı düşüncesi tasavvufun temel kaidesidir. Hz. Yunus'un dediği gibi amaç "kendini bilmek"tir. Bu açıdan; Tasavvuf, tıpkı Mantık gibi, Metafizik (Felsefe) gibi düşüncenin sıhhatini arayan bir disiplindir; diğer mistik geleneklerin ne dediği hiç önemli değil.
***
Gelenekte, farklı disiplinlerin alimleri, aynı konuda tartışabiliyordu. Bugün ise Mantık'ın, Metafizik'in ve de Tasavvuf'un herhangi bir önemi yoktur. Çünkü filozofun dediği gibi 'Tanrı ölmüş' ve 'Hakikat; beni güçlü kılana, bana yararlı olana' indirgenmiştir.

Hak ve Hakikat her şeyden üstündür diyenler gelenekle barışmalıdır. Bu disiplinlerin yeniden hayat bulması, Tanrıya inanlar ve Tanrıyı bilenler tarafından yapılacaktır çünkü..

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 60
Toplam yorum
: 2
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 311
Kayıt tarihi
: 07.09.16
 
 

SBF-Mülkiye mezunu, TCDD'de Memur. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster