Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Ağustos '21

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
105
 

Et Yemez Olduk

Et Yemez Olduk

 

Okul tatillerinde birçok insan gibi çalışmak zorunda olmaktan bize miras kaldı, Kurban Bayramı’nda hapis hayatı yaşamak.

“Nasıl yani!” diyeceksiniz şimdi?

Anlatayım.

Çocukluğumda okullar tatil olduğunda, hemen çalışacak bir yer bulmak gerekirdi. Ben de lise döneminde sömestr tatilinde bir lokanta da çalıştım. Artık patron beni sevdi mi, acaba çalışkanlığımı mı gördü, yoksa mecburiyetten miydi bilemiyorum, beni yemek yapılan yerde, yani mutfakta çalıştırdı. İlk yaptığım iş, keçi-koyun kafalarını temizlemek ve kafalarını yere vururken, burunlarından çıkan kurtçukları sürekli ayıklamak oldu. Bu bana yetti de artı bile.

Sağ olsunlar, yaşadığım sürece bana refakat edecek olan etten tiksinme-yememe alışkanlığını kazandırdılar bana.

O yüzdendir ki Kurban bayramları korkulu rüyam olmuştur. İnancımız gereği, işin ehemmiyetini bilmesen, keşke Kurban Bayramı gelmesin diyeceğim; ama işte insan o şükrün edası olan ibadetin, o sevap vesilesinden olmak istemiyor. Çünkü İslam’ın vaciplerinden (Hanefi mezhebine göre) birini yerine getiriyorsunuz.

Etle arası olmayan, et gördüğünde midesi allak bullak olan, kurban keserken ki o etten çıkan buhara bile dayanamayan biri için, nasıl vahim bir durumdur düşünün artık.

Bayramda, her taraf et kokar.

Köy, cadde, mahalle, evlerin içi buram buram et kokar.

El öpmeye gelenler, misafirlikte tutulan eller et kokar.

Sağımız, solumuz, önümüz, arkamız, mutfak, salon, oda, banyo, tuvalet, balkon hep et, hep et kokar. Gidecek, kaçacak yer kalmadı, ancak yurt dışına kaçasın ki o da mümkün değil. Sabah, öğlen, akşam, yemekler hep et, kebaplar, mangallar hep ettir kokar. Hele evde yapılan et haşlamalar, hele o karın, kelle ve sakatatlar yok mu? Aman Allah’ım öleceğim, sanıyorum, içim dışıma çıkıyor, adeta boğazımda gelgitler yaşıyorum, istifra etmemek adına. Ancak hanım ve çocukların nefsine de engel olmak olmuyor, o yüzden, dilsiz, sözsüz, eylemsiz, öylesine bekliyorum.

Sigara içmeyen ben, et kokusunu bastırmak için, bayramda 2 paket sigara içerim. Öyle hangi sigara, hangi tütün olduğu önemli değil, yeter ki dumanı tütsün ve yeter ki et kokusunu gidersin, yeter ki midenin o bulantısını durdursun. Faydası olur mu bilemiyorum, ama ben içiyorum, belki kendi kendimi kandırıyorum, bilemiyorum!

Artık bir an önce bayramın bitmesini dört gözle bekliyorum. Belki bayramdan sonra birkaç hafta daha devam edecektir, ama olsun. Belki biraz o kokudan kurtulurum. Hem şu maskeler de çok iyi olmuş, iki tane üst üste takınca, az da olsa koku azalıyor.

Artık” gel diyorum, gel neredeysen çık ortaya etsiz otsu/otlu yemekler.”

Sanki kurbanı kesen, eti doğrayan ben, sıcaklardan bunalan benmişim gibi yorgunum, bitmişim, tükenmişim gibi…

Neyse ki sayılı gün çabuk geçiyor ve sene de birkaç gün oluyor.

1, 2,3 gitti derken, ahan da kaç gün oldu bayram biteli. Dayan yüreğim ve kabaran, kuduran midem dayan!

İşte böyle, galiba garibanlıktan lokanta da çalışmaktan bize miras kalan tek şey oldu, var yemez gibi, etyemez olmak.

Elbette bu bayramı/bayramları kutlamama engel değil.

Etyemez de olsak, et yiyenlere gıptayla bakar ve seyrederiz.

Kerim BAYDAK

kbaydak61-artan@hotmail.com

 

 

ETEM SEVİK bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 984
Toplam yorum
: 126
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 212
Kayıt tarihi
: 06.11.12
 
 

Kerim BAYDAK 01.01.1961  ADIYAMAN  doğumlu.. 2003 yılında Anadolu Üniversitesi  İşletme Fakultesi İ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster