Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

31 Ağustos '06

 
Kategori
Eğitim
Okunma Sayısı
3902
 

Etiketler

Okulların açılmasına az bir zaman kaldı. Taze başlangıçlar zamanı. Aileleri ve çocukları yavaş yavaş heyecan basıyor. Özellikle ilk kez okul deneyimi yaşayacak olanlar daha bir farklı, daha heyecanlı. Söz konusu olan evinden, sevdiklerinden ilk kez ayrılacak olan küçük bir çocuk. Hem onun, hem de ailesinin endişeleri, kaygıları, korkuları var. Bir eğitimci olarak yeni başlangıç yapacaklar adına ben de hep kaygılanırım. Bir çocuğun hayatında bir eğitim kurumunda geçireceği ilk yıl çok önemlidir ve ilk deneyimleri onun gelecekteki tüm okul yaşantısını etkiler. Eğitim yılının ilk okul gününde karşımda duran minik, cıvıl cıvıl ,umut dolu yüzlere baktığımda içim titrer. Onların tüm okul yaşantılarını etkileyebilecek bir güce sahip olduğumu bilmek beni ürkütür. Çok dikkatli olmalıyım derim kendi kendime. Önce her birini çok iyi tanımalıyım. Hiç birinin hakkında yanlış bir karar vermemeliyim ve onları etiketlememeliyim. Bir etiket bir çocuğun üzerine bir kez yapıştığında, çıkarılması çok güç oluyor. Nedir etiket? Etiket bir sıfattır aslında. Olumsuz bir sıfat. Yaramaz, tembel....gibi, ama bunların ötesinde en çok “Hiperaktif” etiketi beni korkutur, çünkü ciddi bir rahatsızlık olduğu halde yoğun olarak bir sıfatmış gibi kullanılır.

Okul günleri kural günleridir. Çoğu ortamda temel kural uslu durmak ve yerinde sessizce oturmaktır. Sana söyleneni yap, yanındaki arkadaşını rahatsız etme, söz verildiğinde konuş, dikkatle dinle... v.s. Yani ilköğretim çağına gelmiş çocukların uyması gereken bir çok kural vardır. Bu kurallara sürekli uyulmaması durumunda ne yazık ki çocuk “hiperaktif” olarak nitelendirilebilir. Bu da bir etikettir, hem de sökülmesi zor bir etiket. Hiperaktivite üzerine çok yazılıp çizildi. Ben burada ne olup, ne olmadığına değinmek istemiyorum. Ancak bir çocukta hiperaktivite olup olmadığına karar verilmesi için çok ciddi tetkiklerin yapılması gerektiği yolunda uyarıda bulunmak istiyorum. Her yaramaz çocuk hiperaktif değildir. Bir çok çocuk zaman zaman “hiperaktif” tanımına uygun davranış sergileyebilir. Ancak istatistiksel verilere göre gerçek hiperaktiflik 12 yaşın altındaki 20 çocuktan yaklaşık 1 tanesinde görülür. Daha da genellemek gerekirse okul yaşı çocuklarının yaklaşık % 3-5’inde gözlenir.

Çocuklar bazı durumlara , yetişkinlerden çok farklı tepkiler verirler. Bu nedenle yaşadıkları sorun öğretmenlerinin veya ana babalarının düşündüğünden çok farklı olabilir. Çocuk sınıfta yerinde duramıyordur. Belki de kafası karışmış ya da bunalmıştır. Olamaz mı? Bizler işlerimizi yetiştirmek için uzun süre işyerinde kalıp çalışabiliriz. Oysa çocuklar işleri yetiştirmekte güçlük çektiklerinde ne yapacaklarını bilemediklerinden işi tamamen bırakırlar. Sıkılır, eğlenmenin yollarını ararlar. Böylece ortaya aşırı hareketlilik çıkar. Grubun kalanına zor gelen konularda zaten bilgi sahibi olan ileri bir çocuk için de aynı şey söz konusu olabilir. Diğerlerinin kendisine yetişmesini beklerken, grubun dikkatini dağıtacak olaylar yaratabilir. Yeni bir ortama girdiğimizde veya üzüntü yaşadığımızda biz yetişkinler durgunlaşabiliriz, oysa çocuklar zaman zaman tam tersi tepkiler verebilir, davranış bozuklukları göstermeye başlayabilirler. Uykusuzluk aşırı hareketliliğin bir başka nedeni olabilir. Okula yeni başlayan , uyku düzenine alışamayan çocuk bocalar. Günümüzde okul çağındaki çocukların çoğunluğu yeterince uyumuyor, uykusunu alamıyor. Acaba tüm çocuklar yeterince uykularını alsalar, kaç tanesinin hiperaktivite sanılan davranışları ortadan kalkar?

Okulda başarısız olan bir çocuk düşünelim. Suçlanabilir, kapasitesinin olmadığı ya da potansiyelini kullanmadığı düşünülebilir. Daha ileri bir boyutta çocuğun öğrenme güçlüğü olduğuna ya da duygusal bir sorunu olduğuna karar verilebilir. Oysa sorun tamamen fiziksel bir engelden kaynaklanıyor olabilir. Bu kadar basit bir nedeni olabileceği pek aklımıza gelmez, ama tüm sorun sadece basit bir görme ya da işitme kusurunun varlığı olabilir.

Bir davranış bozukluğu veya bir performans geriliği ortaya çıktığında paniğe kapılmamalı, durumu iyice gözlemlemeli ve doğru teşhise ulaşmanın yollarını arayıp bulmalıyız. Yanlış teşhis bizi yanlış etiketlere sürükler ve etiketler ne yazık ki bir çocuğun okul hayatını bütünüyle etkileyebilecek güce sahiptir.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Anaokullardaki öğretmenlerin branjlarını her zaman için merak etmişimdir. Mesela lisans öğreniminde psikoloji eğitimi almış olanların katılımı hangi düzeydedir ve okula kabulde çocukların durumlarının tespitine dair bir ölçüm modeli varmıdır? Teşekkürler

Fikret Kartal 
 01.09.2006 11:16
Cevap :
Sn. Kartal, Her anaokulunun öğretmen profili farklı olabiliyor. Ancak Eyüboğlu Eğitim Kurumları Anaokulları'nda görev yapan sınıf öğretmenleri üniversitelerin "Okul Öncesi Öğretmenliği "bölümü mezunları arasından seçiliyor. Psikoloji bölümü, Eğitim Fakültesine bağlı olmadığı için, bu bölüm mezunu arkadaşların okullarımızda öğretmen olarak görev yapma şansı pek bulunmuyor. Okula kabullerde her okulun kendine göre bir değerlendirme ölçütü oluyor.Tek bir ölçüm modeli söz konusu değil ama bu değerlendirmenin her okulda hemen hemen aynı gelişimsel kriterlere bakılararak yapıldığını söyleyebilirim.  01.09.2006 14:36
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam yorum
: 8
Toplam mesaj
: 4
Kayıt tarihi
: 12.07.06
 
 

Eyüboğlu Erenköy Anaokulu Müdürüyüm..