Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

02 Kasım '12

 
Kategori
Tarih
Okunma Sayısı
683
 

Etnik aşiretler ve yakın tarihimiz üzerine hatırlatmalar (I. Bölüm)

Etnik aşiretler ve yakın tarihimiz üzerine hatırlatmalar (I. Bölüm)
 

Elle ve yerde yenilen bir aşiret yemeği (2011)


Tarih diye bize ve yeni kuşaklara boş gurur ve hamasetten başka bir şey öğretmeyen bilgesiz ve bilgisiz tarih hocalarımıza ithaf olunur...

KÜRTLER GÜNÜMÜZE KADAR NİYE AŞİRETLER HALİNDE KALDI? 
Güçlü ulusların arasına sıkışmış olan etnik kümeler tarihsel gelişim ve evrimsel aşamalara ayak uyduramadan günümüze kadar kabileler veya aşiretler halinde gelmişlerdir. Bunun böyle olması ve etnik grupların geri kalmışlığının başlıca nedenleri çok katı gelenekler, şeriatçılık ile korunan sınırlı bireysel ve toplumsal ilişkiler, tarım ve hayvancılık düzeyinde sürdürülen kapalı ekonomik feodal yapı, büyük toprak sahipleri, aşiret reisleri, şeyhler, pirler ve tarikatların eemenliğidir.

Bu tür kapalı ekonomilerde sanayi ve maden üretimi yoktur. En önemli emtia arazi,  hayvan sürüleri, tarım   alanları ve yeraltı kaynaklarıdır. Toprak çok önemliydi. Çünkü herşey yakılıp yıkıldıktan sonra geriye hiçbir zaman yok edilemeyecek bir değer kalıyordu: Toprak

Günümüzde hala geleneksel düzenlerini sürdüren Afrika zenci kabileleri, Avustralya Aborjinleri ve Ortadoğu bölgesindeki Kürtler gibi çeşitli etnik kümelerdir. Hemen belirteyim ki Kürt diye tanımlanan gruplar kendi aralarında da çeşitli etnik birimlere bölünmüş durumdadırlar. 

Oysa,  boylar, oymaklar halinde yaşayan Türkler Ergenekon'dan çıktıktan sonra devletçikler kurmaya başlamış, Anadolu beylikleri önce birbiriyle çatışmış daha sonra Osman Beyin önderliğinde birleşerek devlet kurmaya yönelmişlerdir. 

İmparatorluklar yıkılınca küçük krallıklara, ya da, devletçiklere dönüşürler. Büyük İskender'in kurmuş olduğu Yunan (Helen) İmparatorluğu, Roma ve Osmanlı İmparatorluğu da yıkıldıktan sonra bir çok yeni devlet ortaya çıkmıştır.  Ama bu imparatorlukların hiçbiri tekrar aşiretdüzenine geri dönmemiştir.

Dolayısıyla,  bazı çevrelerin iddia ettiği gibi Kürtlerin eski çağlardan beri  bağımsız devletler, hatta bir imparatorluk kurdukları, şanlı bir geçmişe sahip oldukları vs. yönündeki savların tarihsel gerçeklerle hiç bir ilgisi yoktur. Çünkü eğer öyle olsaydı, herşeyden önce, bugün hala aşiretler halinde yaşamayı sürdürüyor olmaları mümkün olamazdı. Yani Kürt devletleri kuruldu da, yıkıldıktan  sonra tekrar aşiretlere mi dönüştüler? Bu eşyanın tabiatına, maddenin doğasına aykırıdır. 

Bu nedenle Kürtlerin "milletleşme evrimi geçiren dünyanın en eski halklarından biri olduğu, Kürdistan uygarlığı ve Media adlı bir imparatorluk kurdukları, ama bu imparatorluğun yıkılışından sonra böyle büyük bir devlet kuramadıkları, ancak Karduk adıyla tarih sahnesine çıktıkları" yolundaki yapay ve düzmece iddiaların bilim ve tarihle hiçbir bir ilgisi olmadığı anlaşılmaktadır. 

Yoksa aşiretleri derleyip toplayarak, yapay bir şekilde birbirine yamayarak bir halk oluşturulamaz. Kargaşa çıkar. Böyle bir bohça da yama tutmaz. Aşiretler bibiriyle çatışmaya başlar. Bu bağlamda Tevrat'ta Babil Kulesini yapımıyla ilgili anlatılan öykü bir hayli ilginçtir. Bir kule ve kent oluşturmak için bir araya toplanan çeşitli insanlar sonunda birbirlerinin dilini anlayamaz hale gelirler. Kulenin yapımı yarım kalır ve hepsi oradan yeryüzünü dağılır. Çünkü paylaştıkları ortak bir tarihsel geçmişleri,  kültür ve dilleri yoktu. 

KÜRTLER HAKKINDA İLK BİLGİLER 
Kürt aşiretlerine ilişkin ilk somut bilgileri Xcu yüzyılda Arap yazarlarından öğreniyoruz. Daha önce böyle bir bilgi yok. Bu yazarlar Ortadoğu bölgesindeki ülkelerden söz ederken Kürtler ve diğer etnik gruplardan söz etmişlerdir. 

XI.ci yüzyıla doğru Mervani, Hasanveyhli gibi bir takım feodal Kürt beylikleri ortaya çıkmıştır. Yüzyılın sonunda Alpaslan komutasındaki Türklerin Doğu Roma (Bizans) İmparatorluğu ordularını Van'ın kuzeyi Malazgirt'te 1071de yenmesi üzerine bölge Türk egemenliğine girmiş, Kürt beylikleri ortadan kalkmıştır.  Ancak, 1502 yılında Safeviler  (İran) ile Osmanlılar arasında savaş başlayıca bunu fırsat bilen beylikler yeniden canlanmaya başlarsa da fazla sürmez. Yavuz Sultan Selim İran'a girer, Çaldıran'da Şah İsmail'i yener, Tebriz'i alır (1514). Arkasından IV. Murat Bağdat'ı geri alır. Safeviler ile Osmanlı arasında Kasrı Şirin antlaşması yapılır (1639).

Bu tarihten sonra Zagros dağlarından Kafkaslara kadar olan coğrafyada bulunan 25 kadar Kürt beyliği Türk egemenliğine girer. IXcı yüzyıl ortalarından sonra bu beylikler ortadan kalkar. 

ANTROPOLOJİK PARAMETRELER 

"Kürdistan" siyasal bir terim haline dönüştürülmeden önce coğrafi bir terim olduğundan bölgede yaşayan tüm etnik gruplara hangi kökenden gelirse gelsin "Kürt" denmiştir. Ancak, kendilerince veya başkalarınca Kürt olarak "etiketlenen" kümelerin tümü köken olarak Kürt olmadıkları gibi, tek ve homojen genetik bir yapıdan söz etmek de mümkün değildir.

Bu nedenle, söz konusu coğrafyanın tümünü Kürt olarak tanımlamak doğru olmaz. Antropolojik açıdan, Arap-Sami ve Pers (İran) halklarının karışımıyla Kürtlerin oluştuğu varsayılabilir. Esmer ten, koyu renk saç, kahverengi-siyah göz, küt yüz-kafa biçimi, yoğun kıl örtüsü genetik olarak baskındır. 

Kuşkusuz, çağdaş antropolojinin insan ırklarını incelemesi ırkçı veya ırkçılıktan doğan bir tutum değil, ancak, insanoğlunun evrim çizgisindeki genetik belirgin özelliklerin belli toplumlardaki yoğunlaşım parametresini araştırmak ve açımlamaktır. Fiziksel ve genetik belirginliklerin bilimsel olarak saptanması ve açıklanması antropolojinin kapsam alanı içinde olup bu farklar toplumların üstünlüğü veya geriliği anlamına gelmez ve bu şekilde yorumlanamaz. 

Aşiretler coğrafi koşullar, göçler, savaşlar, salgın hastalıklar, ekonomik sorunlar gibi birçok nedenle birbirlerinden kopmuş, Haçlılar ve çok çeşitli halklarla karışmış, kendi aralarında Alevi Kürt, Sünni Kürt, Alevi Zaza, Sünni Zaza, Yezidi, Zerdüşt, Sabi, Bahai gibi etnik-dinsel kümelere ayrışmış, değişik inanç ve gelenekleri benimsemiş, konuştukları Farsça başkalaşmış Kürtçe, Kurmanci, Zazaca, Borani, Lorani, Mukri, Sülemani gibi çeşitli alt dillere dönüşmüştür. 

Ayrıntıda gezinmek bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Tarih konusunda en doyurucu yazıları Ahmet Elden yazıyordu. Özellikle Osmanlı Tarihi. Artık siz de varsınız ve yazı dizinizi sondan başlayarak okudum. Tarih billincimize yaptığınız aklı başında katkılardan dolayı teşekkürü borç bilirim. Saygılar

Ayrıntıda gezinmek 
 05.11.2012 0:41
Cevap :
Teşekkürler. Ben sadece tarih hocalarımızın lisede bize -bilerek veya bilmeyerek- anlatmadıkları, es geçtikleri, ıskaladıkları konuların art alanını açığa çıkarmaya çalışıyorum. Esenlikler  05.11.2012 17:56
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 129
Toplam yorum
: 179
Toplam mesaj
: 8
Ort. okunma sayısı
: 1640
Kayıt tarihi
: 27.07.06
 
 

1968 yılından bu yana dinler tarihi, mitoloji, sosyoloji, antropoloji, dinbilim, teozofi, metafiz..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster