Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

01 Eylül '10

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
639
 

Ev Kazaları

Ev Kazaları
 

Bir şeyin başına “ev” takısı gelince içerik acayip değişikliğe uğruyor, sanki bambaşka bir hal alıyor. Başlığı yazdığım anda hissettim bunu. Sanıyorum sizler de hissedeceksiniz.

Öyledir çünkü “ev” deyince aklımıza “yuva” gelir. Özelimizden genelimize kadar her şeyimizin, her halimizin sırdaşı olan bir alandır ev. Aslında mekandan ziyade “ruh”tur temsil ettiği. Zira evden eve çok büyük farklılıklar varken, anlam itibariyle tektir. Gecekondusu da aynı anlama ulaşır, tripleksi de.

Dedim ya, yuva olması hasebiyle başlı başına bir kavram olan “ev” sözcüğünü bir başka kelimenin tamlamasında kullanılınca anlam değişikliğine uğratması da kaçınılmaz. Zira sevimli olan yuvanın temsil ettiği şey de sevimlilik kazanır. (İstisnası var, ama yeri değil, başka zaman bahsederim)

En basitinden “ev yemekleri” deyince aklımıza geliveren yemeğin çeşidi ve cinsinden çok tadıdır. Adında saklı bir tat vardır. Keza “ev hali” de öyledir. Kişi aynı kişidir, hal aynı haldir belki ama evdeyse durum değişir. “Ev ahalisi” tabirini de buraya ekliyorum.

Buraya kadar hep hoş, hep güzel şeylerden bahsettik belki de. Şimdi başlığımıza geri dönecek olursak olayın bir de tatsız yanı var ki, “ev” lafzının sevimliliğine aldanmamak gerek. Her ne kadar olumsuz düşünmeye çalışsak da “kaza”nın önüne “ev” koyunca kerata yine sevimli oluyor. Hele “küçük” ilavesiyle “küçük ev kazaları” deyince sanki dizinize alıp hopbidi hopbidi yapacağınız bir oyuncağa dönüşüyor kavram.

Ben araştırmacı ve uyarıcı yazarınız olarak bu konuda sizleri uyarmayı bir görev biliyorum. Zira son zamanlarda ufak tefek bile olsa ev kazaları atlattık ve durumun vahametini yakinen gördüm.

**

Son zamanlarda blog yazma sıklığımın azalmasında Ramazan’ın etkisi kadar zevce hazretlerinin de etkisi var. Bilindiği üzere yazmış olduklarım “güvenilir yazar” olmam hasebiyle “editör” denetiminden geçmese de zevce hazretlerinin denetiminden geçiyor.

Yazdığım birkaç yazı ne yazık ki denetimden geçemediği için sizlerle buluşamadı. Konuları ele alış biçiminden tutun yazıdaki dokundurmalara kadar bir yığın sebebe dayalı gelişen bu sansür olayı ile doğan boşluğu eski şiirlerimle doldurmaya çalıştım.

Sonra bari kazalarla ilgili kısmını anlatayım, ev kazalarına karşı daha dikkatli olmanız bakımından örneklendireyim istedim. Zaten bu minvalde olaya yaklaştığımdan dolayı ciddiyetimi koruyorum.

Şu anda biri odaya girse beni az önce bir başkasına kızmış sanabilir. O derece ciddiyim. Tabi espri vakti gelince gereken gevşekliği göstereceğimden de kuşkum yok. Zaten gevşek bir insan olduğumdan bu konuda hiç zorlanmam.

**

Ramazan öncesi hem dinlenelim hem de Ramazan’ı evde karşılayalım, malum yaz günlerinde oruç tutacağız, bari ilk günler evimizde olalım da daha rahat dayanalım diye (biraz da hileli bir taktik) izne ayrıldık. İzne ayrılmakla her şey güllük gülistanlık gidecek diye bir şey olmadığını da hatırladık.

Daha ilk günden çalışma odasında bulunan kocaman ayna intihar etti. Evet, resmen intihar etti. Ne güzel yerinde uslu uslu duruyordu ve yıllardır kendisine alışmıştık. Vakit öğleden sonraydı. Ben masada bilgisayar başında vakit geçirmekteydim, zevce hazretleri de şekerleme yapmaya geçmişti.

Bir an patlama sesi duydum. Böyle durumlarda insan şoka girdiğinde midir nedir bir uğultu çöküyor. Patlama sesinden sonra uğultu peyda oldu. Zaman sanki durmuş gibi geldi bana. Algılarım da donmuştu. Şok anı dedikleri bu olsa gerek. Doğrusunu söylemek gerekirse biraz şaşkınlaşıyor ve hatta aptallaşıyor insan.

Sonra sol tarafıma baktığımda yerde boylu boyunca daha doğrusu boylu yarımca uzanan aynayı gördüm. Üst yarısı tamamen kırılmış, parçapinçik olmuş. Zira o kısım masaya çarpmış. Alt yarım ise sağlam, tabi kırık ve keskin kenarını saymazsak.

Verilmiş sadakam varmış demek ki. Maazallah masaya değil de benim üzerime de düşebilirmiş. Artık kan kaybından mı giderdim yoksa travmadan mı bilinmez. Neyse ki can ve mal kaybı olmanda atlatmış olduk. Tabi aynayı maldan saymazsak.

**

Akşam vaktindeyiz, iftar hazırlıkları son deminde. Çay ile aramdaki ileri derecede dostluk münasebetiyle iftarın hemen ardından çay içmem mecburi istikamet oluyor. Haliyle yemeklerle beraber çayı da ocağa koyuyoruz. Ocak üzerinde bir çaydanlık, üç tencere… Akşam trafiği karışık anlayacağınız.

Tencerenin kapağı cam, tutacağı da metal. Artık hangi akla hizmetse. Uzun müddet ocakta bekleyen tencerenin kapağının tutacağı da ısınmış oluyor ve ellerimiz için tehlike arzediyor. Önce ben elimi yaktım, bereket çok küçük bir hasarla atlattım.

Zevce hazretleri de benimle yarışıyor sanki. Ardımdan önce aynı kapakla elini, sonra da dumanı tüten çaydanlığın üzerine uzattığı bileğini yaktı. Elindeki yanık küçüktü (benimki gibi) ama bileğindeki yaklaşık 5-6 cm2lik yanık canını acıttı. Buz uyguladığımız halde hemen de su topladı.

**

Bunlar çok küçük ev kazaları tabi. Allah beterinden saklasın. Ev yemeği, ev hali, ev ahalisi filan iyi hoş ama ev kazası dedin mi bir duracaksın. Küçük bile olsa can yakıcı, can yakmasa can sıkıcı olabiliyorlar.

Bu yazı da denetimden geçmezse başka hangi yazı geçer bilmem. Olaylar en basit ve düz ancak bu kadar anlatılabilir değil mi ama :)

Sevgi, hürmet ve muhabbetle..

Murat HACIOĞLU

www.murathacioglu.com

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Baştan okurken... hay allah yazacak onca şey varken... dedim azıcık ta kınayarak. Ama sonra bugünlerde özellikle bayrak açtığım konuya ironik bir gönderme olduğunu gördüm. Yılmak yok yola, mücadeleye devam!..

Ters köşe/NUR 
 02.09.2010 19:17
Cevap :
Aslında kimseye birşey gönderme gayem yoktu :) Sizin meseleyi de bilmediğim için hangi açıdan gönderme var bilemedim, şimdi bloglarınız arasında gezintiye çıkıp keşfetmeye çalışacağım. Sevgi, hürmet ve muhabbetle  02.09.2010 20:55
 

Geçmiş olsun Murat bey. Rabbim bizleri daha büyük kazalardan beri eylesin İnşşallah... Kalın Sağlıcakla...

Yorum Dükkanı 
 02.09.2010 9:30
Cevap :
Allah razı olsun. Duanıza da amin diyorum. Küçük de olsa büyük de olsa hepsi sabır vesilesi oluyor. Tabi insanın canı yanınca dünyayı başka görüyor :) Sevgi, hürmet ve muhabbetle  02.09.2010 20:48
 

Sakarlığın adı "kaza" oluyor da neyse...Sizin evde doktor var hiç değilse, ya biz ne yapalım, sakarlıklara( pardon) kazalara karşı...:)

ali açıköz 
 02.09.2010 1:10
Cevap :
Evde doktor bulundurun diyeceğim ama mümkün değil tabi.. Az bekleyin yakında her eve doktor uygulamasına da geçerler nasılsa :)) Sevgi, hürmet ve muhabbetle  02.09.2010 20:46
 

iyi iftarlar ve geçmiş olsun...Yanıiğın ufağı bile çok can yakıyor. ben bir çay bardağıyla hem kendi bacağımı hem kızın bacağını yakmıştım da epeycene bi uğraşmıştık...

Sema CURUK 
 01.09.2010 20:31
Cevap :
Sağolun, size de geçmiş olsun. Yanık acayip birşey. Küçücük yerden o kadar acı nasıl çıkıyor bilmiyorum.Bir de soğuk yanığı var ki aman aman.. Onu da anlatırım bilahare.. Sevgi, hürmet ve muhabbetle  01.09.2010 20:46
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 660
Toplam yorum
: 3284
Toplam mesaj
: 140
Ort. okunma sayısı
: 1565
Kayıt tarihi
: 08.12.08
 
 

Allah kimisine “Yürü ya kulum” demiş. Ben onu “Yürü, yaz kulum” anladım. Yürü anca gidersin manas..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster