Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Mayıs '20

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
29
 

Evdekal Dedi Corona

Bahar en güzel renkleriyle arzı endam ederken özgürlüğümüzde, gördüğümüz, baktığımız her güzellik aldığımız sağlıklı nefes kadar kıymetliymiş meğer;evlerde kapalı kaldığımız bu günlerde bahçemiz, çiçeklerimiz, manzarada deniz, kuş seslerimiz yoksa hele. Tüm bunlar olsa da özgürlük, olmazsa olmazımızmış. Anladık.
 
Korona günlerinin altmış beş yaş üstü yasağına verilen iznin ikinci pazarında, neredeyse üç aydır ayak basmadığımız şehrimizin içinde geçirelim dedik. Eşimle birlikte düştük yollara. Yürürken camlara, balkonlara asılmış Türk Bayraklarını görmek umudu soğuyan yüreğimizi ısıttı.19 Mayıs Atatürk'ü Anma Gençlik Ve Sopor Bayramının 101.Yıl dönümü gelmişti. Bayram sevincinin gururu ancak bu kadar taşabiliyordu dışarıya.
 
Bir çoğumuzun anılarında yer alan Fener yollarını adımladık önce. Denizkulubü önünden ciğerlerimize deniz kokusunu çekelim derken denizin kirliliği canımızı sıkmışsa da konuşa konuşa, fotoğraf, kısa video çekimleri yapa yapa limana indik. Liman arkasının ön yolu geçen senelerde kapatılmıştı. Arka girişine de, giriş yasak anlamında bant çekildiğini görünce yasaklara saygılı vatandaşlar olarak söylene söylene geri dönmek zorunda kalmak zorumuza gitti doğrusu.Geri dönüşlerde bunu yapan sadece biz değildik tabii. Dinleniriz dediğimiz adliye önündeki park da boşaltılmıştı. Kordona doğru ilerlerken anladık ki buraya yeni sahil projesinin ilk adımlarının yıkımı vurmuş; kordon boş,oturma yerleri kaldırılmış,her yeri toz toprak içindeydi.
Gazipaşa caddesinden köprüye doğru ilerlerken yıkılan binaların boşluğu, etrafındaki yolların bozukluğu terk edilmişlik hissini verdi yüreğimize. Şehrin balkonu köprü üstünden bakarken, meşhur deremizin bir türlü temizlenmiyor olmasına da hayıflandık. Dere kenarındaki kapalı giysi pazarının sökülüp yerine beton döküldüğünü görünce de sorduk, otopark ve yine giysi pazarı olarak kullanılacağını öğrendik. İnşallah !.
 
Bu arada saat üç olmuştu çoktan ve tam on ikide çıkmıştık yola. Bir iki kişi dışında ne selamlaşacak bir dosta, ne de izleyeceğimiz bir canlılık vardı sokaklarda; sanat adına, güzel paylaşımlar adına...
 
Köprü bitiminin Soğuksu ayağından u dönüşüyle yeni yapılan Zonguldak anıtı yanından tekrar limana gitmeye karar verdik; oraya gitmezsem içimin karanlığını aydınlatamayacaktım. Biliyordum. Dönüşte, valilik altındaki tuvaletin açılmış olduğunu görünce de sevindik. Meğer başkan aranmış, o da görevlisini arayarak üç aya yakındır kapalı olan tuvaleti açtırmış. Bu geçici hizmet, lütuf yerine mi geçsin bilemedim; orasını bir düşünmeli. Üstelik yaşlı bir dedenin kolundan tutup yürüten yakınını şunu söylerken duymuştuk ; baba boşuna gitmeyelim orası da kapalı! Belli ki geçen hafta da kapalıydı diğer günlerdeki gibi.
 
Dönüş yolunu bakmayan gözlerle, aklım limanda olarak yürüdüm bu kez.Ve ne olursa olsun diyerek bantların arasından liman arkasına girdik... Oh...! Şükür kavuşturana. Tüm kirlilikler, kimliksiz değişimler ve değiştirecek projeler geride kaldı. Çocukluk hikayelerimle yönümü denize çevirdim ve başladım şarkı söylemeye. Duyan bir tek dalgalardı nasılsa. Onların gel git sesleriyle güneşlenip kendimi seyrettim doyasıya. Çatlayacak mıydım. Dedim de dedim.
 
Eve geri dönüşün son noktası Kapuz, Uzunkum sahili olsun düşüncesiyle limanarkasında epey oyalandıktan sonra kalkıp adliye binası arkasına park ettiğimiz otomuza bindik. Kapuz sahiline baktığımızda kumsalda iki görevli turalıyordu. Belli ki kumsala inmek yasaktı. Otodan inmeden soluğu Uzunkum'da aldık.
Tam orada, yolda tezgah kurmuş iki polis durdurup baktı bize ve tamam işaretiyle hareket etmeden dedik ki, biz sahile inmek istiyoruz. İzin verildiğine sevinmek de varmış kaderde. Bir oh da ayaklarımı denize sokunca çektim. .
Denizle martı sordular seni neredesin, şarkısıyla boydan boya yürüdüm suyun içinde. Fotoğraf çektim. İlk yüzmeyi öğrendiğim yer olarak hatırlayıp bizi buraya getiren babamın ruhunu şad ettim. Uzunkum açık deniz olduğundan bahsettiğim kirlilik burada yoktu; içilip atılan şişeyle dolmuş birkaç torba dışında.( yine kızıp söylendim tabii )
 
Ve izin saatinin son dakikalarında evdeydik.Hayret ki, hissettiğim duygu sevinç değildi. Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak düşüncesi hakimdi yüreğimde.İlk kez, şehrimi bir daha özlemeyeceğimi sandım. Durmadan yüzünün tırmalalanıyor olması yara bere içinde bırakmıştı onu. Hem de "seviyorum" diyenlerin elleriyle.
 
Ve bir şiir döküldü kalemime;
 
eteklerime zil takıp koştuğum özgürlük
içimdeki viraneyi büyüttü
elma şekerine uzanmadı ellerim
selamımı kimliksiz duvarlar değil
hikayemdeki sokaklar almalıydı
özlediğim hasretle kucaklamalıydı beni
denizim havam suyum
dağım taşım toprağım
yüzüme gülmeliydi
 
size de oldu mu hiç;
kavuştuğunuzda azarlandı mı gözleriniz
manzaranız tokatlandı mı
koşarak gittiğinize dolandı mı yasaklar
özgürlük sevincinizi ağlattınız mı
 
bugün
kucaklanmadı hasretliğim.
 
Gülden Işık-Zonguldak 17 Mayıs 2020
 
 
Cemile Torun, Büşran Betül Kaya bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Çok güzel yazmışsınız, hepimiz kendi kentlerimizde yaşıyoruz bu duyguları zaman zaman, hele ki İstanbul'a gittiğimde her zaman:((( İnşaallah kısa sürede biter artık şu şantiye görüntüsü memleketimizin çoğu şehrinde. Bitsin ve daha da güzel olsun dileğindeyiz hepimiz. Aslında bitecek tabii bitmeye de, ama eskisinden daha güzel olur mu, ondan işte pek de emin değiliz:P Sağlıcakla kalın...

Filiz Alev 
 21.09.2020 17:08
Cevap :
Gelen gideni aratır oldu ülkemizde...İnşallah iyi şeyler olur da içimiz açılır..Selamlar sevgilerle...  23.09.2020 22:15
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 285
Toplam yorum
: 585
Toplam mesaj
: 149
Ort. okunma sayısı
: 1275
Kayıt tarihi
: 09.12.06
 
 

Zonguldak doğumluyum. AÖF Mezunu olup, üç çocuk annesiyim. İki de torunum var. Şiir, doğa yürüyüş..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster