Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

19 Temmuz '10

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
1207
 

Evet mi hayır mı?

12 Eylül’de referanduma sunulacak Anayasa değişikliği paketine verilecek oyların rengi konusundaki tartışma alevleniyor. AKP’yi bir yana bırakalım; Darbe Anayasası’nın surlarından düşürülecek her tuğlanın memleket hayrına olduğunu düşünenler “yetmez ama evet” çağrısı yaparlarken; paketin halkın gündelik hayatını olumlu yönde değiştirecek hiçbir içeriğe sahip olmadığını biliyor; değişikliklerin AKP’nin geleceğini güvence altına almaktan başka bir işe yaramadığını düşünenlerse “hayır” çağrısı yapıyor. “Evet” vereceklerin yetmezlik eki de, darbe anayasasına hayır demişlerin o anayasada yapılan değişikliklere “hayır” diyecek olmalarındaki ikilem de referanduma konu olan değişikliklerin ne menem bir şey olduğuna işaret ediyor.

Elindeki sayısal çoğunluğu, genellikle Hükümet etmesinin önündeki engelleri kaldırmak için kullanan AKP, 2007 seçimlerinden sonra gündeme getirdiği Anayasa tartışmalarına kimseyi katmak istemedi; “devletin sahipleri”nden gördüğü tepki üzerine de gündemden çıkardı.

Sekiz yıllık iktidar boyunca AKP, bazen Cumhurbaşkanlığının yetkilerinden, bazen YÖK’ten, özellikle Anayasa Mahkemesi olmak üzere çoğu kez yargıdan şikâyetçi oldu. Cumhurbaşkanının ve YÖK Başkanının görev süreleri belli ve her iki makam, nihayetinde bir kişiyle temsil ediliyor. AKP, kurumsal demokrasiden çok o makamda bulunacak kişinin tavrını önemsiyor; çünkü günü kurtarmak istiyor. Gül’ün Cumhurbaşkanı, Özcan’ın YÖK Başkanı olmasıyla birlikte, yapılarında ilkesel bir değişiklik olmamasına rağmen, daha önce eleştirilen Cumhurbaşkanlığı ve YÖK’ün, AKP açısından şikâyet alanın dışına çıkması da buna işaret ediyor.

Bugünkü tartışma, yargı alanında düğümlenmiş bulunuyor. Zira yargıdaki aritmetik, söz konusu iki kurumdan farklılık arz ediyor. Atanan şahsiyetlerin görevlerinden ayrılmaları için yaş haddine kadar beklemek gerekiyor. Attığı her adımda hukuksal çerçeve nedeniyle yargıyla karşı karşıya gelen Hükümet, hukuksal çerçevenin demokratikleştirilmesini sağlamak yerine, tıpkı Cumhurbaşkanlığı ve YÖK de olduğu gibi kestirmeden sonuca ulaşmayı amaçlıyor. Yani, yargı çevrelerinin de yıllardır ısrarla belirttikleri gibi, AYM ve HSYK’daki yürütmenin etkisine dokunulmadan, bu kurumların demokratik olmayan yanları korunarak gerçekleştirilecek sayısal değişikliklerle hemen sonuç alınmak isteniyor.

12 Eylül’de yapılacak referandumdaki oylamanın özünü de bu değişiklikler içeriyor. Yargı alanı dışındaki değişiklikler, örneğin, Memurlara toplu sözleşme hakkı tanıyan ya da uyarı ve kınama gibi disiplin suçlarına yargı yolu açılmasına ilişkin maddeler, gerçekte hiçbir değişiklik getirmiyor. Zira altına imza attığımız uluslararası sözleşmeler ve AİHM kararları, öngörülen değişikliklerden daha fazla hakkı zaten veriyor. Grevsiz toplu sözleşme hakkının toplu görüşmeden farklı olmadığınıysa en iyi kamu çalışanları biliyor.

Örneklerden de anlaşılıyor ki, 12 Eylül’de referanduma sunulacak değişiklikler, ilkeleri değil gündelik çıkarları korumayı amaçlıyor. Önemli bir seçmen kitlesinin parlamento dışında kalmasına neden olan seçim barajını ve milletvekillerini zırh gibi koruyan dokunulmazlığı görmezden gelen; başta Alevilerin talepleri olmak üzere, inanç özgürlüğünün önündeki engellere dokunmayan; düşünce, ifade ve örgütlenme özgürlüğünü hiçe sayan bir demokrasi olur mu? Parlamentodaki çoğunluk kullanılarak, çoğulculuğun dışlanmasına demokrasi denebilir mi?

Darbe koşullarında hazırlanmış ve demokratik hak ve özgürlükleri kısıtlamakla tanınan 1982 Anayasası’nın toplumun ihtiyaçlarını karşılamadığı; topluma dar geldiği ve mutlaka değişmesi gerektiği tartışma götürmez. Tartışmasız kabul edilen bu gerçeklik kullanılarak, yürütmenin(bugün AKP Hükümetinin yarın başka birinin) elini güçlendirecek değişikliklere gidilmesini demokratikleşmeyle özdeş göstermek, vicdanları da zorlamak anlamına gelir.

Bugünden sonuca bakalım; “hayır” çıkması halinde demokratik bir Anayasa ihtiyacı ortadan kalkacak mı? hayır! Peki, aynı ihtiyaç, “evet” çıkması halinde giderilmiş olacak mı? Hayır! Anlaşılıyor ki, ister “evet”, isterse de “hayır” çıksın referandum sonrasında da demokratik bir Anayasa talebi varlığını koruyacak. “Darbe anayasasından bir tuğla daha çekelim” diyen “yetmez ama evet”çilerin bir de bu açıdan düşünmelerini öneririm. Zira çekilen “tuğla”nın yerine konulan şeyin, 12 Eylül Anayasasını daha da tahkim ettiği gerçeğini göz ardı etmeye hakkımız olmadığını düşünüyorum.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

NE EVET NEDE HAYIRI İÇERİĞİ GİZEMLİ OLAN BİR DURUMA HİÇBİR ŞEKİLDE OYLAMA YAPILMAMALIDIR ADNAN MENDERESİN TEKRARI GİBİ GİZLİLİK RAPORLARI ÇOK KAPSAMLI OLAN VE ONAYLANMAK İSTENEN ANAYASA BENCE HALKIN HİÇ OY KULLANMA GEREĞİNİ BİLE GÖRMEMESİ GEREKLİ OLAN SONUÇ OLMALIDIR

nur yargiç 
 22.08.2010 6:37
 

Partiler seçilir, siyasi partiler iktidar olurlar, muhalefet olurlar ya da seçilemezler. Liderler seçilirler, seçilemezler. Ancak bir ülkenin Anayasası, adından da anlaşılacağı gibi Ana gibi olmalıdır. Tüm kardeşleri kucaklayabilmeli, uzlaştırmalı, çıkarları farklı olsa da birlikteliklerini zedeleyecek her türlü oluşumu engellemelidir. Bu konuda paralel düşüncelerimi ele aldığım yazım : blog.milliyet.com.tr/Referandum___Evet_mi__hayir_mi_/Blog/?BlogNo=253461 Saygılar

Dr İbrahim H KAYRAL 
 22.07.2010 18:15
 

Muhalelefet, mecliste, paketteki kritik 3 madde hariç oy verelim dediği halde bu değişikliklerin neden halka sorulduğunu sormak önemli soru bence. İşimiz gücümüz yok da, hükümetin referandum aşkını mı tatmin edeceğiz yani? AKP her şeyi kendi lehine olacak şekilde düzenliyor. Ama yandaşlarının ve bazı akademik ve gazeteci kesiminin desteğiyle, bunu herkesin iyiliği için yapıyorum diye pazarlıyor. Bu referandumun AKP'nin siyasal bir adımı olduğu çok açıktır. AKP sempatizanı olan buna evet diyecek, onun politikalarına inanmayanlar ise hayır diyecekler. Eğer AKP'yi desteklemiyorum ama yapılan ülke için iyi bir adımdır diyorsa bir kişi, hiç kuşkusuz kandırılmıştır. Bir kişinin tam olarak ne yaptığını anlamak için, onun ne yapmadıklarını da hesaba katmak lazım. Oysa, pazarlamacılar ne diyorlar, olsun, eksik, püksük, yetersiz vs. ama, bu da bir adımdır. Bu, hükümetin, özünde ne yaptığını saklamanın bir taktidiğidir.

Erdal Aydın 
 20.07.2010 14:36
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 102
Toplam yorum
: 67
Toplam mesaj
: 4
Ort. okunma sayısı
: 677
Kayıt tarihi
: 06.07.10
 
 

8 Ocak 1961'de doğdu. Ankara Üniversitesi Basın Yayın Yüksekokulu Gazetecilik ve Halkla İlişkiler..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster