Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Nisan '15

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
210
 

Evet sevdim

Evet sevdim
 

Beyaz bir güvercin olmuş, uçmuş gitmişti.


Evet, ben onu sevdim.

Sevdim, yalan yok.

Bir insan, bir dost, bir arkadaş, yaralı bir can, harbi bir kadın, samimi bir muhabbet ortağı olarak sevdim.

Aşkla vurulmadım ama bir yol arkadaşı olarak sevdim. Sınırlarımı ve ölçülerimi bilerek sevdim.

Eminim ki o da beni benzer şekilde, özel ve arkadaşça bir tonda sevdi.

Bence bir insan yüzlerce farklı tonun biriyle ya da birkaçıyla sevilebilir.

Yine bana göre, insanın evli olması, farklı bir bağla başka biriyle bağlı olması daha başka ve zararsız bir bağla ya da bağlarla diğer kişiye ya da kişilere bağlanmasını engellemez, engellememeli. Bu anlamda biz hepimiz duygu, düşünce, anlayış ve değer yargılarımızı gözden geçirmeliyiz.

Elbette her şeye rağmen farklı anlayış ve inançlara da saygı duymalıyız. Benim kişisel kanım bu.

Onunla aramızda o her biri özel ve farklı olan bağlardan biri oluşmuştu işte. Öyle ki, bir ara internet üzerinden tanıştırdığım bir başka arkadaşımla sohbeti uzatıp beni ihmal ettiğini düşündüğümde de kırılmıştım kendisine. Bunu belli de etmiştim.

O tonda bir sevgi, yakınlıktı benimki.

Başka türlü sevemezdim, aslında başka türlü sevmezdim de.

Hem konu birlikte yaşama olduğunda her anlamda yüzde yüz uyuşabileceğim biri olmadığı için hem de ben zaten evlilik bağıyla gerçekten çok sevdiğim bir başka insana bağlı olduğum için sevemezdim. Bunu da kendisiyle konuşmuştuk.

Benim için o hoş bir sohbet arkadaşıydı.

Bizi birbirimize çeken şey biraz da farklılıklarımızdı. Öncelikle cinsiyet olarak farklıydık,

Farklı coğrafyalarda, farklı koşullarda, farklı kültür ortamlarında, farklı beklentilerle farklı şeyler yaşamıştık. Ortak olan ve olmayan yanlarımız bizi çekiyordu. Ben onun için farklıydım, o da benim için farklı biriydi.

Kırılmış, incitilmişti.

Genç yaşta kaçarak evlendiği tanınmış biri ile evliliğinden bir oğlu iki kızı olduktan sonra aralarına nasıl girdiğini bilmediğim bir kadın yüzünden ayrılmıştı.

Yani uğruna ailesini kırdığı insan da başka bir kadını yaşamına alıp ilişkilerini bitirmişti. Bu ayrılıkta kimin ne kadar payı vardı bilmiyorum ama bitmişti.

O çok sevdiği şantiye paydos etmişti yani. Üç çocuğuyla kalakalmıştı.

Zaman içerisinde o çok sevip kaçmış olduğu eski eşi bir trafik kazasında ölünce bir anlamda rakibi durumundaki yeni eş olan kadın da dul kalmıştı.

İlk evladı olan oğlu babasıyla boşanmasından ötürü hep onu suçlamıştı ve üniversiteyi bitirip bir işe girdikten sonra uzak durmuştu annesinden.

Bu onu daha derinden yaralamıştı.

Bu onun iki kadeh rakı içtikten sonra ortaya çıkan yarasıydı. Kolay kolay kimseye anlatmazdı. Anlatması için hep biraz alkole ihtiyaç duyardı.

Ben teselli etmeye çalışırdım. “Evlattır, canı sağ olsun, uzakta olsun” derdim.

Kabul eder, yatışmış gözükürdü ama yüreğindeki o yangın ilk fırsatta tekrar kendini gösterirdi.

Duruma göre haftada iki ya da üç gece işyerinin lojmanında kalırdım.

O günlerin gecelerinde konuşurduk.

Genellikle gece 23.00’den sonra gelirdi. Saat ikiyi, üçü vurduğunda ertesi gün çalışacağım için ben izin isterdim. Kafası iyi olduğu zamanlar bırakmazdı. Ben de kırmazdım, kıramazdım. Sabahın dördüne, beşine kadar ertelerdim uykuyu.

Bazen birlikte şarkı söylerdik. O İzmir’deki evinde, ben Van’daki lojmanımda.

“Benzemez kimse sana” şarkısını çok severdi.

“Ben seni sevdiğimi dünyalara bildirdim” diye başlayan türküyü ilk ondan duymuştum.

İki çocuğuyla birlikte yaşıyor, onların eğitimleri ile yakından ilgileniyordu.

Anladığım kadarıyla memleketten gelen kira geliriyle sürdürüyordu yaşamını.

“Ben biraz deli dolu biriyim” derdi.

Bir keresinde başka bir şehirde olan akrabasını habersiz ziyarete gitmişti.

Akraba da başka bir şehirde olduğu için eli boş dönmüştü tabii.

Bana da “seni ziyarete geleyim” diyordu.

Ben buna gerek olmadığını söylemiştim. Onunla doğru dürüst ilgilenebilecek durumda değildim. Onu gereği gibi karşılayamaz, uğurlayamazdım.

Israr etmişti. “Sadece seninle bir bardak çay içip döneceğim” demişti. Dediğini yapacak biriydi. Çıkar gelirdi.

Yanlış mı bilmiyorum ama bana mantıklı gelmediği için ısrarla geri çevirmiştim.

O da ona kırılmış ve aradan bir zaman geçtikten sonra söylemişti bana.

Beni arkadaşlarıyla tanıştırmıştı. Her birinin kendine göre hikâyeleri vardı. Onlar evine konuk olduğunda bilgisayarın başına geçirtmiş, muhabbete katmıştı.

Ben de tanıştırmıştım arkadaşlarımla. Onu güzel, güvenilir, iyi insanlarla tanıdık kılmıştım.

Kendi halinde bir yaşamı vardı.

Aslında zaman zaman görüştüğü ve başka bir şehirde yaşayan bir erkek arkadaşı da vardı.

Çıkar gidermiş bir süreliğine.

Kendisi çok bahsetmezdi de bu durumdan. Yakın arkadaşı, kendisinden birkaç yaş büyük biri söylemişti. .

İzmir’e geldiğinde tanışmışlardı.

Eleştirmişti onun o gidişlerini. Tam anımsamıyorum ama her halde adamın evli olduğunu da söylemişti

Ondandı bize açıklayamaması büyük olasılıkla. Toplumun bu gibi konularda neler düşündüğünü biliyordu. Bu yüzden paylaşmıyordu, paylaşmak istemiyordu. .

Bir tarafı yalnızlık, bir tarafı da yasak bir ilişki olan iki taraflı keskin bir bıçakla yüz yüzeydi besbelli. Benzer durumlar yaşayan binlerce kadından ya da erkekten sadece bir tanesiydi işte.

Hem o adam da öyle çok vefalı biri değildi anlaşılan.

Özeliydi ve benim bütün öğrenip bildiğim bundan ibaretti.

Eskiden çok kullanılan, şu anda ikinci planda kalan bir sosyal paylaşım programı üzerinden görüşüyorduk.

O şimdilerde yoğun şekilde kullanılan sosyal paylaşım sitesi o zamanlar yeni yeni parlıyordu.

İkimizin de o sitede hesaplarımız vardı. Yenilikleri seviyorduk, teknolojiyi kullanıyorduk.

Bir ara görüşme fırsatımız olmadı. Aradan bir, iki hafta zaman geçti.

Bir sabah bilgisayarın başında ve o sosyal paylaşım sitesine girmişken neler paylaşmış diye merak edip sayfasını açtım.

Arkadaşları ilk anda anlamadığım bazı mesajlar yazmışlardı.

“Üzgünüz, böyle olmamalıydı” tarzı mesajlardı yazılanlar.

“Ne oldu, bir durum mu var” diye o yazan arkadaşlarından bir tanesine yazdım ve o kısa, yaralayıcı yanıtın gelmesi gecikmedi.

“Vefat etti” diyordu arkadaşı mesajında. Ölüm nedeni çok net değildi.

Bir anda yüreğimin derinliklerinde bir kopma, bir kırılma oldu.

Derin ve karanlık bir boşluğa düştüm. Neye uğradığımı şaşırdım.

Çöktüm.

İşte her şey bitmiş, bir yaşam sona ermişti.

Bir sonbahar yaprağının dalından kopup gittiği gibi kopmuştu yaşamdan.

Bir daha hiç mi hiç konuşamayacaktık. Başkalarına anlatamadığı dertlerini, sevinçlerini, beklentilerini, keşkelerini benimle paylaşamayacaktı.

Bu defa ben keşke diyordum.

Keşke son günlerde özellikle bekleseydim, arasaydım, görüşseydim, sorunlarını paylaşsaydım, sıkıntılarına ortak olsaydım; belki bu sonun gerçekleşmesine katkım olurdu diye düşündüm.

Sonra da, keşke o çok istediği zamanlarda beni görmeye gelmesi için onu teşvik etseydim görüşseydim dedim.

O benim hiç yüz yüze görüşmediğim arkadaşımdı.

O altın gibi yüreği olan, yalan konuşmayan, dobra, cesur ama kırılmış, üzülmüş, incitilmiş bir insandı.

Ailesinden vaktiyle tanınmış insanlar, sanatçılar çıkmıştı. Bazen ben onlar kadar başarılı olamadım, onlara layık olamadım diye de yakınırdı. Aslında kendinde var olan yüksek sanatsal potansiyeli bir potaya dökememiş olmaktan ötürü sıkıntılıydı.

O bu dünyada herhangi bir insan gibi tatlıları da, acıları da yaşamış biriydi ve her insanın eninde sonunda gideceği yere gitmişti.

Beyaz bir güvercin olmuş, uçmuş gitmişti.

Ağaçtan bir yaprak gibi toprağa, takvimden bir sayfa gibi suya düşmüştü.

Nur içinde yatsın.

06 Nisan 2015 Pazartesi

14:21

 

emine gezkin, gülsen tunçkal bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Tamamı yazılmamış sanırım, baktım fakat ilgili bir yazı göremedim, tamamını da okumak dilerdim..Selam ve Saygı ile..

emine gezkin 
 24.07.2015 12:42
Cevap :
Kıymetli Yazar Arkadaşım, O yazı yazıldığında klavyemde şekil bulan şey o kadarıydı. Tamamı derken belki uzun uzun anlatılacak ve bir kısmı gerçekten gereksiz ayrıntı olacak şeyler var. Sizi kısa bir mesajla biraz daha bilgilendirebilirim. Esenlik dileklerimle,   24.07.2015 16:50
 

okurken gözlerim doldu..keşke kaybetmeden değerli olan güzelliklerin kıymetini bilebilsek..Selamlar..

emine gezkin 
 22.07.2015 13:16
Cevap :
Emine Hanım, Aslında bu gerçek bir hikâyedir. İsimler ve yerler tarafımdan değiştirilmiştir. Üstelik bu kadarıyla gözlerinizi yaşarttığına göre tamamı düşünüldüğünde sizi hüngür hüngür ağlatacak bir hikâyedir. Her insan eşsiz ve yalnızdır. Sevinçlerimizle, acılarımızla yalnızız. Sevgilerimizin bir bölümü mahalle baskısı ve ipotek altındadır. Bu durum bizi sevgi özürlü kılmaktadır. Farklı renk ve tonlardaki sevgileri paylaşamıyor olmamız yıpranma süreçlerimizi hızlandıran bir şeydir. Kıymetli değerlendirmeniz için çok teşekkür eder, esenlikler dilerim.  22.07.2015 17:55
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 315
Toplam yorum
: 229
Toplam mesaj
: 12
Ort. okunma sayısı
: 211
Kayıt tarihi
: 21.06.14
 
 

Yaşadığımız evrenin oldukça zengin bir yer olduğunun farkındayım.  Bu zenginliğin çok az bir kısm..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster