Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

21 Ekim '08

 
Kategori
Sosyoloji
Okunma Sayısı
1312
 

Evlilik(!) & Kölelik (!)

Evlilik(!) & Kölelik (!)
 

Pınar Selek ismini hatırladığınızı sanıyorum… 1998 yılında Mısır Çarşısında meydana gelen bir patlamanın zanlısı olarak gösterilmişti. Daha sonra patlama sebebinin bomba değil LPG tüpü olduğuna karar verildi ve Pınar Selek serbest bırakıldı… Halen Pınar Selek’in suçlu olduğunu düşünenler ve bunun tam aksini iddia edenler var…

Bu yazım aslında Pınar Selek’in Mısır çarşısındaki patlama ile ilişkisi var mı yok mu sorusuna cevap aramak değil… Pınar Selek’in kozmopolit dergisi 2003 Şubat sayısında yayınlanmış “Evlilik Köleliktir” isimli yazısı ile ilgili…

Bu yazının tamamını buraya almak istemedim çünkü yazıda sadece evlilik konusuna değinilmemiş başka konulara da ki burada dile getirilmesinin uygun olmadığını düşündüğüm konulara da atıflar yapılmış. Bu nedenle yazının sadece Selek’in evlilik ile ilgili düşüncelerini yansıtan kısımlarını alıntı yaptım…

Selek Kozmopolit Dergisi 2003 Şubat sayısında evlilik hakkında şunları yazmış;

“Son zamanlarda birçok arkadaşımın evlilik haberini alıyorum. Düğün davetiyeleri geçiyor elime. Ne kadar çok! Yırtıyorum.

Evlilik; savaş, mücadele ya da işler yüzünden ertelenen bir dünya nimeti değildir. Biz özgürlük arayışçılarının evliliğe karşı olması "bu kadar acı varken, bu kadar iş varken evliliği mi düşüneceğiz" gibi bir düşünceden kaynaklanmıyor.

Her evlilik sisteme edilmiş en büyük hizmettir. Kölelik anlaşmasıdır. Evlilik binlerce yılın köhnemiş kurumuna, sistemin en güçlü, en köklü yapısına onay vermektir ve onun kuruluşunda rol almaktır. Evliliğin iyisi kötüsü olmaz. Evlilik bir kurumsal ilişkilenme biçimidir ve en iyi insanları bile kendi içinde eritir, kötürümleştirir.”

Selek ve arkadaşları bir çalışma yapar ve binlerce kadından mektup alırlar ve bu mektupların özeti olarak tek bir mektup yazarlar… Bu mektuptan bir alıntıyı yada “Evlilik Köleliktir” isimli yazısında yer verir…

"Biz kadınlar binlerce yıldır cins olarak eziliyor ve sömürülüyoruz. Tarihin en eski köleleriyiz. Köleliğimiz özel hayatta başlıyor. Çocukluğumuzdan beri en çok aşkın hayalini kuruyoruz. Paylaşarak çoğalmak için aşkımıza tutkuyla bağlanıyoruz, ama her şeyimizi uğruna feda ettiğimiz aşk ilişkisi içinde tutsaklaşıyoruz. "Yabancılaştığımız bu yaşamda varolabilmek için sürekli beğenilmek, sevilmek ihtiyacı duyuyor, ancak beklediğimiz karşılığı görmüyoruz. (...) Aşk ve sevgililik ilişkisi, biz kadınları hemcinslerimizden ve sosyal ilişkilerimizden koparıyor, marjinalleştiriyor. Sevgilerimiz, arkadaşlıklarımız ve dostluklarımızda kendimizi gerçekleştiremiyoruz. Kişiliğimiz, değerlerimiz, alışkanlıklarımız ve bağımlılıklarımız yüzünden tüm ilişkilerimize yabancılaşıyoruz. (...) En çok cinsellik alanında tüketiliyoruz. Tüm iktidar biçimlerini yatak odamızda daha derin yaşıyoruz. Kuşatılmışlığımız o kadar doğal karşılanıyor ki, 'özel hayat sorgulanamaz' deniyor. Oysa biz kadınlar, tam da bu özel hayatlar içinde tek tek teslim alınıyoruz."

Yazısında bu alıntının ardından şunları yazmış Selek

“Bizim ezilmemiz işçilerden, kölelerden, ırgatlardan çok farklı. Onlar "canım" diye sarıldıkları insanlar tarafından değil, patron diye bildikleri, çoğunlukla "siz" diye hitap ettikleri, sömürü alanı dışında bir hayat paylaşmadıkları insanlar tarafından sömürülüyorlar. Bizim ezilmişliğimiz ise sevgisiyle örtünerek ruhumuzu kuşatan ve kendini alıştıran bir erkeklik karşısında gerçekleşiyor.”


Öncelikle Pınar Selek’in ve arkadaşlarının araştırmalarına ve bu araştırmanın objektifliğine değinmek istiyorum… Pınar Selek ve arkadaşlarının evlilik hakkındaki görüşleri belli… Araştırmayı hangi amaçla yaptıkları da… Acaba bu binlerce kadın içinde evlilik hakkında olumlu düşünen tek bir kadın yok muydu? Araştırmanın konusu sadece evliliklerinden ve eşlerinden şikâyetçi olan kadınlar mıydı?

Herhangi bir konuda bir araştırma yaparken sadece işin tek bir boyutuna olumsuz taraflarına odaklanmak ne kadar doğru? Tüm boyutları ele almadan ve bunların bütüne etkisini görmeye çalışmadan yapılan analizlerin objektif ve gerçekçi sonuçlar vermeyeceği su götürmez bir gerçektir… Sosyoloji eğitimi almış Selek’in de bu gerçeği bilmemesi mümkün değil…

Eğer evlilik hakkında bir araştırma yapıyorsanız evliliğin bireylere ki -bu sadece tek bir cins açısından da değerlendirilemez- ne kattığını ve ne eksilttiğini iyi analiz etmek gerekir… Ayrıca bu artıların ve eksilerin nasıl ortaya çıktığını bunların temel faktörlerini de iyi çözümlemek gerekir yoksa Pınar Selek gibi “tüm suç evlilik kurumundur” deyip bir de “evlenmeyin, tüm sorunlar çözülsün” şeklinde basit mantıkla üretilmiş bir çözüm sunarak çekiliriz kenara… Büyük bir soruna kalıcı ve etkin bir çözüm bulmuş edasını da üstlenmemek olmaz… Ha bir de iyi bir toplum bilimci sıfatını da yanımıza almazsak hiç olmaz… Çünkü bu unvan ile daha çoooookkkk toplumsal sorunları kalıcı(?) ve etkili(?) çözümlerle ile dile getiren yazılara imza atacağızdır…

Bunları yazarken bir psikoloji kitabında okuduğum bir başka araştırma geldi aklıma sanırım bireyin zekâ ve algılarındaki gelişim ile alakalı bir yazıda bahsi geçen bir araştırmaydı… Yaş gurubunu da tam olarak hatırlamıyorum ama okul öncesi çağı olması gerekiyor bu yaş gurubundaki çocuklara biri ince diğeri geniş içinde aynı miktarda su olan iki bardak gösteriliyor… Tabi geniş bardakta su seviyesi dar olan bardağa göre daha az görünüyor… Çocuklara hangi bardakta daha çok su olduğu sorulduğunda hepsi dar olan bardağı gösteriyorlar… Bu deneyden şöyle bir sonuç çıkarılıyor “Çünkü çocuklar düz mantıkla düşünürler muhakeme yapamazlar, diğer bardakta genişlikten olduğu için su seviyesinin düşük olacağını muhakeme edemezler.”

Basit mantık ve basit çözümler… Bana kalırsa çocuklarda toplumsal sorunlara eğilmeli… Onların bu tür toplum bilimcilerden neleri eksik… İhtiyaçları olan tek şey düz bir mantık değil mi? Ama önce kalem tutmayı öğrenmeleri gerekiyor… Tabi bu öğrenimi görürken halen düz bir mantığa sahip olma yetilerini de kaybetmemeleri gerekir… Maazallah muhakeme yapmayı falan öğrenirler de bizi etkili(?) ve kalıcı(?) çözümlerden uzak bırakırlar… Sonra yüzyıllar boyunca aynı sorunlarla uğraşmanın keyfini elimizden alırlarsa bizler ne yaparız!!!

Feminizm temelinde aslında korku vardır… Feminist söylemlerin altındaki bu gizli korkuyu görmek pekâlâ mümkün… Evlikten ve aşktan mümkün olduğunca kaçmaya çalışırlar çünkü bilinçaltlarında hep kadınların zayıf karakterli olduğu düşüncesi vardır… Karşı cinsle olan ilişkilerinin bu zayıflığı ortaya çıkaracağı düşüncesi ile büyük bir korku içinde yaşarlar… Bu bilinçaltı korkusu ile saldırgan bir tavır içindedirler kendilerini engelleyerek, duygularının önüne set çekerek yaşarlar… Duygularına yenik düşmek ve zayıflıklarının ortaya çıkacağı korkusunu içlerinden atamazlar bir türlü… Zaten bu korku onları giderek duygusuzlaştırır ezilen kadınlar için dolan gözler aslından sadece kendi kaçtıkları gerçekleri(?) içindir…

“Evlilik köleliktir, evlenmeyin” diye güçlü bir eda ile nutuklar atarlarken aslında acziyetlerini görmemek için aynada kendi gözlerinin içine bile bakamazlar… Sevgiden, anlayıştan yoksun keskin ve katı cümleler dökülür dudaklarından…

Aslında kadınlar sandıkları kadar güçsüz değiller kendileri de öyle… Sadece bu korku onları güçsüzleştiriyor ve bu korkuyu ört pas etme çabaları da komikleştiriyor… Çok basit ve çocukça söylemlerle çıkıyorlar sahneye… Onların “Evlilik köleliktir, evlenmeyin” gibi söylemlerini duyunca kapris ve oyunbozanlık yapıp “Bana ne ben oynamıyorum” diyen çocuklar geliyor aklıma…

Bu kadınların öncelikle kendilerini ezilen ve ezilmeye mahkûm bir cins olarak görmekten vazgeçmeleri, bu fikri bilinçaltlarından iyice kazımaları gerekiyor…

Gerçekten güçlü kadınlar kendilerinden ve kişiliklerinden emin oldukları için bir şeylerden kaçma ihtiyacı hissetmezler… Duyguların insanı insan yapan unsurlar olduğunu bilirler duygularını gizlemeyi değil onları yönetmeyi öğrenirler… Sorunlara çocukça değil olgun yaklaşır ve gerçekçi çözümler getirirler…

Gerçekten güçlü kadın ne geleneklerin kadınlara yüklediği ağır yükü sırtlanırlar ne de ‘erkek’ ve ‘evlilik’ düşmanlığı yapıp bir şeylerden kaçarlar… Onlar kendilerinden ve güçlerinden emin olan, maskelerin ardına saklamandan savaşan kadınlardır…

Kadınlar günlük gülistanlık bir hayat yaşıyor demiyorum hatta kadınların çok ciddi boyutlarda sorunları var… Bu sorunlar kin, nefret dolu objektif değerlendirmelerden yoksun komik söylemler ve teorilerle çözülebilecek bir sorun değildir… Bu tür bir yaklaşım bu sorunları basite indirgemek kadını ve kadın sorunlarını aşağılamaktır…

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

ENDÜSTRİ mühendisinin görüşlerini SOSYOLOGun görüşlerinden çok daha gerçekci buldum.....

sezar pan 
 26.10.2008 14:09
Cevap :
:) teşekkür ettim.  27.10.2008 8:17
 

ve kadın...ve düğün ve cenaze..... türkiye'deki feodal sistemi henüz kaldıramamış bir toplumuz...kadının kendi bilinç düzeyini, erkeğin ise sahip olmaya çalışması gerektiği seviyeygi bilemediği bir millet kategorisinde örgülenmiş durumdayız...bir suçu bir hatayı kendi dışımızda arama tutkumuz gibi...tutkularımızı özgür kılmak için farklı arayışlara girmek var artık entelektüel açılım adına...ulvi amaçlarla bir kadın ya da bir erkek sosyolojik düzeyden ziyade yaradılış felsfesiyle haraket edip kendilerini o potada ele aldıklarında ancak reel yaklaşımda bulunabilirler...bir sosyal konu ya da soruna el atmak için öncelikle eğitim açısından reforme etmek gerek....sevgiler

cevat KIŞLALI 
 21.10.2008 12:50
Cevap :
Yaradılış felsefesi ile sosyolojik boyutunun çok farklı olmadığını düşünüyorum. Sosyolojik boyutunu farklılaştıran yada yaradılış felsefesini gelenekçi zihniyetle çarpıtan bizleriz. Temelde bana kalırsa çatışmıyor. saygılar  21.10.2008 13:44
 

Yazınız çok güzel olmuş ve kanadığı gözden kaçan bir yaraya dikkat çekmişsiniz. Bence buradaki sorun ailevi görüşler ve eksiklikler.Toplumca hem herşeyden şikayet ediyoruz,hem de şikayet ettiğimiz şeyden kurtulmak için hiçbirşey yapmıyoruz.Kocamdır döver diye bir zihniyet yok! Karımdır yatakta benim dediğim olur diye bir zihniyet de yok.İki taraf da birbirine köle muamelesi yaptıkça bu iş kan davası gibi uzar gider.Kadınlar erkeklerden para,erkekler kadınlardan cinsel objelik bekliyor.Bunun üzerine kurulu bir evlilikten ne gelir ki? Yani sorun evlilik kurumunda değil.Kafaların içindeki örümcek ağlarında.İnsanlarımız neden yaşadıklarını bilmiyor,hayattan beklentileri yok.Bir de böyle yazılar,yazarlar sayesinde konu hakkında en ufak bir fikri olmayan tertemiz genç beyinler de kirleniyor,sabit fikirli hale geliyor. Evlilik herşeyi paylaşımdır.Paylaşmanın ne demek olduğunu bilenler için tabi..

Voleyturk 
 21.10.2008 9:44
Cevap :
Kesinlikle haklısınız güzel bir katkı yaptınız teşekkür ederim.  21.10.2008 10:35
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 28
Toplam yorum
: 78
Toplam mesaj
: 77
Ort. okunma sayısı
: 1014
Kayıt tarihi
: 18.09.08
 
 

1983 doğumluyum. 2004 yılında Endüstri Mühendisliği Bölümünden mezun oldum. Mezun olduktan sonraYöne..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster