Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

21 Eylül '06

 
Kategori
Aşk - Evlilik
Okunma Sayısı
900
 

Evlilik ve birey

Evlilik ve birey
 

İnsanoğlunun varoluşundan bu yana karşı cins ile birlikteliğinin mutluluğu, sorunsalı, ölçütleri konuşuldu, yazıldı, çizildi ve bundan sonrada hayli ilginç bir hal alacağı da şüphe götürmez. Birliktelik, birlikte hareket etme, birlikte vakit geçirmek derken varoluşsal bir tepkimeyle engellenemeyen yakınlaşmalar sonucu bazen içinden çıkılmaz hallere de gebe olan bu durum artık cinsiyet ayrımını bile zorlar hale geldi.

İnsanoğlunun bu amansız serüveninde oturup en çok konuştuğu ve istediği, hedeflediği mihrakların başında yine insan geliyor. Bu durumun daha detaylı bir şekilde mercek altına alınması için öncelikle yaratan, yok eden, değiştiren insanın insanlık serüvenine bir göz atmakta fayda var.

Kısaca özetlemek gerekirse, 18 yüzyıl başlarına kadar kabile ve feodal bir yaşam biçimine sahip insanlık, büyük buluşlarla ve fetihlerle birlikte sanayileşme evresine girmiş. Seyreden yıllarda batı diye tabir ettiğimiz büyük ülkelerin, sömürgeleştirme ve sömürme politikaları sonucunda emperyalist ve kapitalist bir dünya düzenine geçiş yaşanmıştı. Batı ülkelerinin üçüncü dünya ülkelerine karşı başlattıkları bu sömürü düzeni ekim devrimi sonucu kurulan Sovyet rusyasıyla biraz yavaşlasa da SSCB’nin dağılmasıyla tekrar aynı ivmeyi kazanmış ve bugün dünyanın anasını ağlatan bir savaş ve yıkım politikasına dönüşmüş durumda. Hal böyleyken yaşlı kıta Avrupa’da yaşanan Rönesans sonucunda sanat, felsefe, edebiyat, tarih alanında büyük hamleler yaşanmış, insanın varoluş, yokoluş sorunsalı üzerine çok etkili eserler verilmiştir. Bugün Avrupa kıtası iki büyük dünya savaşında birbirini boğazlamış olsa dahi tekrar bir araya gelip İnsan odaklı yani bir bakıma İnsanın devlet için değil devletin insan için var olduğu bir birliğin temellerini atmıştı.

Dolayısıyla kendisine gelen Batı topu tüfeği bir kenara bırakarak kültürel emperyalizmin daha etkili bir yol olduğunu keşfetti. Bugün Fransız, İtalyan, Amerikan, Avusturya ve hatta Rusya’nın bile Ülkemizde yüzlerce okulu, kültür merkezi bulunmakta. Siyasetiyle, sanatıyla, sinemasıyla, edebiyatıyla Osmanlı döneminden beri kendisini Avrupa etkisinden kurtaramayan Türkiye, Bir çok alanda sessiz sedasız asimilasyona, değişime, yokoluşa uğramış, dışarıdan yarı doğulu yarı batılı bir izlenim veren ilginç bir ülke haline geldi.

Yarı doğulu yarı batılı görüntünün yaldızını kazıdığınızda altından hiç de hoş olmayan ekonomik ve politik bağımlılıklara rastlıyorsunuz. Ekonomik olarak dışa bağımlı bir ülkenin iç ve dış siyasetinde söz sahibi olan gelişmiş kapitalist ülkeler iç siyasetin seyrini de Türkiye’deki komprador burjuvazi eliyle yönlendirmekte ve neredeyse yönetmekte. Türkiye’de siyasetçilerin iktidara gelmeden önce ve geldikten sonra ABD ziyaretlerinin nedeninin de bu olduğunu görmek artık zor değil.

Mallarını satacak olan ve kar etmek amacıyla hareket eden iş dünyası en büyüğünden en küçüğüne kadar hedef kitlesi olan toplumun değerleriyle oynamak, değiştirmek, asimile etmek vb. yöntemlerle pazar paylarını artırmak, korumak zorunda hissediyor.

Gelelim yüzyıllardır uğruna savaşlar verilen arenadan bireye. Değişen dünya bireysel hakların artırılması, insan hakları adı altında kültürel emperyalizmini müzik, sanat, sosyal yaşam biçimi şeklinde toplumlara dayatıyor. Burada en ilginç ve üzerinde durulması gereken konu toplum tarafından dirençle karşılanan evlilik kurumuna bakış açısı.

Bireysel özgürlüğün bir çok alanda her şeyin üzerinde tutulmasıyla baş gösteren ve kişisel gelişim alanlarının artmasıyla daha da avantajlı bir yaşam alanına sahip olan insan yalnızlığın şeklini ve tanımını yeniden yapmaya başladı. Tüketim kültürünün de artmasıyla birlikte muktedirlerin baskısıyla yozlaşan bazı tarihsel kimliğe sahip kültürel gelenekler yok olmaya yara almaya başladı.

Evlilik kurumunun toplum gözünde halen bir takım kesimler tarafından şiddetle savunulmasının yanı sıra, bu kuruma şiddetle karşı çıkan bir akımında var olduğunu hepimiz biliyoruz. Evliliğin kişisel gelişim imkanlarını sınırlayacağını, bireysel özgürlüğün sınırlarının kendiliğinden çizileceğinden korkan bir nesil var artık. Burada bir elma şekerinin sapına sıkı sıkıya sarılmış gibi inatla bırakın evliliği birliktelikten korkan insanların karikatürize enstantaneleri de göze çarpıyor.

Evliliğin kavramsal olarak ta irdelenmesinde fayda görüyorum. Birlikteliğin ve birlikte yaşama iradesinin adını birebir evlilik olarak algılamak son derece yanlış. Bir imzanın bu derece ciddi bir atmosfer yaratması bence herkesi ürkütür. Evlilik kelimesinin Türkiye’de algılanmasıyla herhangi bir Müslüman ülkede yada batılı ülkede algılanış biçimi arasında çok büyük farklar var.

Kurumsallaşan bir olgu, olgu olmaktan çıkıp ete kemiğe bürünen, kendine has kuralları, sınırları olan adeta devasa bir yapıya dönüşmüyor mu?. Ve o kurumu oluşturan insanlarda bu kurumu ölesiye ayakta tutmaya çalışan köleler haline gelmiyor mu? Sevgiyi öğüten aşkı bitiren şey olarak algılanmasının altında bunlar yatmıyor mu?

Evliliğe karşı olduğum zannedilmesin. Birlikteliğin adının evlilik yada birliktelik olarak adlandırılmasından da şikayetçi değilim. Ancak karşılıklı empati, sevgi ve sadakatin getirdiği gizli bir anlaşmaya sahip bireyler birlikteliklerini herkese ilan ederken yüksek sesle bağırmalarını pek estetik ve hoş bulmuyorum.

Ayrıca evli insanların çocuklarıyla boşanmış ebeveynlerin çocukları arasındaki kıyasın bizi çokta sağlıklı bir mecraya götüreceğine de inanmıyorum. Neden sonuç ilişkisinin nicelik bakımından irdelenmeden toplumun tamamına dayatılan içi boş istatistiki analizlerle yorumlanması en amiyane tanımla kötülük olduğunu düşünüyorum. Ahlak, eğitim, kültür, sanat, edebiyat gibi sorgulanması, sahip çıkılması gereken bir çok alan varken evliliğin sorunsalı üzerine konuşmak yüzeysel kalacaktır. Korkarım hep böyle kalacaktır.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Kalemine sağlık, sevgiler...

Melda 
 17.10.2006 22:34
Cevap :
teşekkür ederim.  18.10.2006 10:11
 

evlilik aslında kurt la kuzunun surekli rolleri degistiği derenin karsınıza gecerken ıslanmaktan korkulmayan ama her suya girildiğinde yine ıslandık diyecek kadar balık hafızalı zorlamaların yada mecburiyetlerin oldugu yanyana gelmek icin mucadele edilen yanyanayken kacmak icin fırsat kollanan arkaya bakınca sadece pembe renkleri secilebilen ama zaman zamanileride birbirini öldürmek :) için planlar yapılan tarihin ustumuze sakız gibi yapıstırdıgı atsan atamazsın satsan satamazsın amaaaan cokda umrumda ile niye bakıyoki simdi durduk yerde dusuncelerininin kdv dahil toplamı isteyen herkes evlensin ama hickimse evlenmesin

oraj parmaksiz 
 13.10.2006 11:55
Cevap :
evlilikle kafayı bozmuş olmanızdan çok korkuyorum:))  13.10.2006 13:56
 

yürü beee... :)) tebrikler... ( şu da aklıma gelmedi değil sevgili isomel: "tarihsel, sosyal, ekonomik şartların zarurineticesi bu... deme! bilirim! o dediğin nesnenin önünde kafamla eğilirim ama bu yürek ... o bu dilden anlamaz pek... ) saygılar... evet.

Topestotitanik 
 26.09.2006 14:17
Cevap :
teşekkürler :))  29.09.2006 14:36
 

Evlilik kurumunu baştan aşağı ele almış, hemen her yönüyle incelemiş bir yazı. Yine aceleye geldi demeyin, bu sefer inanmam:)

Pınar Güner  
 21.09.2006 19:49
Cevap :
ya evet biraz düşünülmüş tasarlanmış bi yazı oldu. evlilik üzerine yazılan bi kaç yazıya yorum yazmıştım. kadın ve erkek birbirlerine çok zarar verir oldu. üzülüyorum ve öfkeleniyorum bazen:))  22.09.2006 17:29
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 19
Toplam yorum
: 42
Toplam mesaj
: 17
Ort. okunma sayısı
: 1405
Kayıt tarihi
: 18.09.06
 
 

Şu kainat beni içine aldığından beri Rodin'in heykeli gibi olmak yani düşünen adam olarak kalmak ist..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster