Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

27 Şubat '11

 
Kategori
Tarih
Okunma Sayısı
1177
 

Evliya Çelebi'den seçmeler 3

Evliya Çelebi'den seçmeler 3
 

Evliya Çelebi, yaşayıp gördüğü yerlerde küçük olayları da anlattığı için çağının gerçek bir tanığıdır. Örneğin İstanbul’da halk arasında meczup, deli olarak anılan kişileri de kitabına alır, bazen de bu saf insanların doğa-üstü güçleri olduğuna inanıldığı için bunlara:  

"Veli Olması Muhtemel Kişiler” der. Anlattığı hikâyelerdeki kişiler bugün bize komik ve inanılmaz gibi gelse de, o dönem de bir takım kerametleri olan veliler olarak itibar görüyorlardı. Ne dersiniz bu gün sokaklarda yaşayan yüzlerce insanımıza 17.YY da yaşasalar daha mı insanca bakarlardı?  

Şimdi Seyahatname’ye bakalım: “ Divane Duhan Keser Dede: Allah âşıklarından, dilsiz ve hal sahibi bir divane idi. Enfiye tiryakisi idi. Bazen çocuklar enfiye diye toprağı avucuna koyar. Dede hazretleri de burnuna çekerdi. Günde yüz dirhemden çok toprak çekerdi. Birkaç kere kerameti görülmüştür.”  

“Dayak Divanesi: Kasımpaşa’da idi. Her zaman çıplak gezerdi. İstanbul’un şiddetli soğuğunda, Okmeydanı’nda kar içinde yattığı halde mübarek yanakları terlerdi. İki elleri omzunda perişan bir halde dolaşır dururdu.”  

“Boynuzlu Divane Ahmet Dede: Kasımpaşa mezbahası üzerine oturur ve gelip geçene:” Şalla Kâbe’ye gide Ahmet Çebo! Şalla gidesin Mehmet Çebo” diye laf atardı. Tuhaf olan tarafı su ki, ömründe hiç görmediği birini görünce adı ve sanıyla “falan çebo”diye tanışıklık gösterirdi. Koynu, koltuğu; koyun, sığır, keçi, kuzu, karaca ve ceylan boynuzları ile doluydu. Bazı kimseler fal niyeti ile “ Ahmet hani benim boynuzum?” deyince genç ise küçük, yaşlı ise büyük bir boynuz çıkarırdı. Soran bekar olursa, “Daha senin boynuzun bitmedi dermiş! Bazı Hıristiyan ve Yahudi’yi, kıyafet değiştirerek, beraberce getirirdik. Bizi görünce tanır, fakat kefereye hiç yüzünü dönmezdi. Hakir (Evliya): “ Ahmet Dede bunu da tanısana dediğimde, “ O cufuttur!” diye tanır ve avret yerini açarak kızardı.”  

“Sümüklü Dede: Atmeydanı’nda idi. Devletle olan işini halletmeye giden birine sümük atsa, o gün o adamın işi görülürdü. Şayet tükürürse o adamın işi görülmez azar işitirdi.”  

Evliya Çelebi, böyle gündelik yaşamdan hikâyeler anlatırken gününün önemli siyasi olaylarını da aktarmaktan vazgeçmiyor. 4. Murat döneminde yaşanan Abaza Paşa isyanını Evliya bakalım nasıl anlatıyor:  

“Anadolu tarafında Abaza Paşa, yeniçeri zorbalarını ve üzerine gönderilen askerleri beşer, onar zayıf karınca gibi eziyordu.”  

Serdar Dişlek Hüseyin Paşa’nın Ahıska kalesini almak bahanesi ile Erzurum’da isyan eden Abaza’yı tenkil ile görevlendirildiğini söyler Evliya. Bu arada yeniçerilerden de zorba olarak bahsetmesi, gönlünün Abaza’dan yana olduğunu belli ediyor. Sonra Padişah ordusu Hüseyin Paşa serdarlığında Erzurum kalesi önlerine geliyor. Bundan sonrasını Evliya’nın anlatımına bırakalım:  

“Abaza, Hüseyin Paşa’yı kaleye davet etti. Sonra da dışarıda kalan askeri erzakını yağma ettirdi. Hüseyin Paşa’yı da kalede öldürttü. Geri kalan asker Tokat’a dönerek, Halil Paşa’ya ağlanıp sızlandılar. Bu hal İstanbul’a arz edilince, Abaza Paşa’nın isyanı Padişah tarafından da teslim edildi. Halil Paşa, Abaza isyanını bastırmaya memur edildi. Kaleyi muhasaraya aldılar. Lakin top yoktu. Bu muhasara sırasında, Abaza ikide bir de kaleden çıkarak yeniçeri siperlerini basıyor, onları Genç Osman’ın kanı aşkına işkencelerle öldürüyordu. Bu sırada bir gece büyük bir fırtına oldu. Bütün çadırlar kar ve buz altında kalarak binlerce askerin ayakları dondu. Asker isyan edip seferden geri dönülünce, Abaza arkalarına düştü. Her gün yeniçeri taifesini kıra kıra, Hınıs ve Mama Hatun mevkilerinde binlerce kişinin ellerini, ayaklarını kesip bir kuyuya doldurdular ki, hala o kuyuya (Çah-i dest ü pa: El-ayak kuyusu) derler. Bu üzüntülü haber Murat Han’a ulaşınca Sadrazamlık mührü Hüsrev Paşa’ya verilerek Abaza üzerine memur edildi.”  

Güçlü bir ordu ve top desteğiyle gelen Hüsrev Paşa kısa süre de kaleyi alır ve Abaza’yı İstanbul’a Padişah huzuruna getirir. Sonra ilginç bir gelişme yaşanır Evliya’dan dinleyelim.  

“Abaza Paşa utancından başını önüne eğerek Divan-ı Hümayun’ da ayak üzere durdu. İşte o gün, büyük bir divan tertip edildi. Bu divanda bin ayak bir ayak üzerine bastı. Vezirler ve devlet erkanı önünde Padişah, tam bir haşmet ve inci gibi yağan sözleri ile Abaza’ya hitaben: “Senin bu kadar seneden beri Allahın Müslüman kullarına yaptığın zulüm nedir? Binlerce askerimi öldürdün, zulüm yaptın.” Deyince, Abaza Paşa’da üç kere yeri öptükten sonra, cevaba şöyla başladı.” “ Padişahım! Kardeşin Sultan Osman Han-ı Gazi, toprağı temiz olsun, azametle din uğruna düşmandan öç almak için Hotin seferine niyet ettikleri zaman gördüki, yeniçeri taifesi az, fakat buna karşılk maaşları fazla. “Bunları yoklama edelim.” Deyince, isyan ederek yoklamaya razı olmadılar. Padişah bu duruma üzüldü. Hotin kalesi siperlerine yüz bin naz ve sıkıntıyla girdiler……Kurusıkı tüfek atıp, el altından kafirlerle anlaşarak İslam dinine hıyanet ettikleri aşikar idi. Kaleden kafirler bunlara şarap, ona karşılık bunlarda kebap gönderdiler. Bu şekilde yer ve içerdiler. Budin veziri Karakaş Paşa , kara kaşından vurularak şehit oldu. Bütün asker açıkta kaldı ve onlar da şehit oldular. Bir kişi bile yardımlarına gitmedi. Tatar Hanına, “Kafir taburu üzerine geç gelme, İslam ordusuna gel; tez gelme.” Diye haber gönderildi…..Hotin gibi saray misali bir küçük kaleyi fethedemeyip, siperlerden bir gün toptan çıkarak kaçtılar. Devlet hazinesinden yedi bin kese boşa gitti. Yüzbinlerce reaya ve beraya perişan oldu….. Velinimetim efendim Osman Gazi’nin intikamını bu asi kafirlerden nasıl alırım? Derken amcan Mustafa Han Erzurum Eyaletini kulunuza hediye etti. Gördümki kalenin kışı çok şiddetli. Her gün Lalapaşa Camiinde namaz kıldıkça, yeniçeri eşkiyası önüme gelip, Abaza lala akraba ve yakınlarından yine Lalapaşa Kilisesine vardık! Gibi sözlerle o mübarek camii kiliseye benzetirlerdi. Şehri kontrole çıksam yolda yatan köpeklere hitaben bana işittirecek şekilde oşt oşt dediklerini işitip göz yumardım. Divanhaneye şarap ve kebapla gelip, Abaza senin mehteranen ile de meclis edelim diye padişah divanhanesinde çengi ile yiyip, içerek zevk ve sefa ederlerdi.” “Yine de yiyip içeceklerini verirdim. Şehir içerisinde ayan ve eşrafın çoluk çocuğuna sataşmaya başlayıp, yüzlerce ev ve işyerini yağma ve talan ettikleri zaman, şer’i sicile kaydettirip elime şer’i senet aldım. İşte koynumda duruyor….. Acem Şahı Ahıska kalesini kuşatmaya kalkınca, bre gaziler, Ahıska kalesini muhafaza etmeye yetişelim diye feryat ettim. Yeniçerileri meyhanelerinden, bozahanelerden çıkarmak mümkün olmadı. Sonra üzücü halimiz kışlağımızda bulunan beylerbeyilere de malum olup, onlar dahi yeniçerilere dargınmışlar. Bütün beylerbyiler yavaş yavaş yeniçeriyi kırıp, Osman Gazi’nin kanını istemek için yemin billâh ettiler. Sonunda o gün geldi. Bu hakir anlaşmaya uyarak önce Erzurum’un iç kalesini temizledim. Yeniçerileri kırdım. Diğer vezir ve beyler yan çizdiler. Benim adım asi oldu….. İşte başımdan geçenler, maceram budur. Ne yaptıysam bu devlet-i Aliye’nin iyliği için yaptım. Yoksa bu Abaza kulun yetmiş paralık bir kulundur. Asi olup Padişah olacak değilim.”  

4. Murat, Abaza Paşa’nın anlattıklarından etkilenip, onu Bosna Eyaletine atayarak taltif eder. Sonra Abaza Paşa yeniçeri isyan girişimlerinde saray tarafından kullanılan bir paşa olur, sonunda da gene güçlü bir yeniçeri isyanında kellesi istenenler arasına girerek ölüm fermanı verilir. Fakat Evliya’nın anlattığı bir rivayete göre de Abaza yerine bir başkası öldürülüp, Abaza’nın kaçması sağlanır. Abaza olayını anlatırken Evliya Çelebi’nin yeniçerilerle ilgili düşünceleri olumsuzdur. Bu denli cüretkar bir dili kullanabilmesi onun Padişah tarafından korunan yeniçeri karşıtı bir hizip adına konuştuğunu söyleyebiliriz. Padişahlar dahi yeniçerilere kızmalarına rağmen onların varlığına son vermemişken Evliya’nın bu kadar yeniçerileri eleştirebilmesinin nedenleri de araştırılmaya değer bir konu olarak görülmelidir.  

Devam edecek  

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 29
Toplam yorum
: 19
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1558
Kayıt tarihi
: 21.02.11
 
 

1958 Erzurum doğumluyum. İ.Ü.Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü mezunuyum. İstanbul'da yaşıyorum. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster